"Ya anne söyle artık babam nerede?" diye bağırdım. Gözleri öfkeyle bana döndü. Ben her zamanki gibi beni umursamayacak sanarken o da yerinden kalkıp bana bağırdı.
"Cehennemin dibinde!" dedi. Gözlerimi devirip konuştum.
"Asıl biz cehennemdeyiz. Ya sen bu paranın mülkün içinde mutlu olabilirsin ama ben mutlu değilim anlamıyor musun? Ben babamı istiyorum!" dedim öfkeyle. Daha demin kalktığı koltuğa oturmadan konuştu.
"İsteklerin beni ilgilendirmiyor." dedi.
"Bıktım artık anlıyor musun? Senin bu beni umursamamandan , parayı benden daha çok sevmenden bıktım. Olmuyor işte sen beni sevmiyorsun , istemiyorsun. Babamın yerini söyle bana kim olduğunu söyle! Ben seni değil onu istiyorum. Senin bu kaprislerin artık canımı sıkıyor. Babamın bana böyle davranmayacağına o kadar eminim ki." dedim. Yüzüme sinirle bakarken suratı bir anda ifadesizleşti. Önünde durduğu koltuğa bir anda yığılınca korku ve endişeyle ona ilerledim. Ellerimi yanaklarına yerleştirip hafifçe vurup konuştum.
"Anne aç gözlerini. Ciddi değildim söylediklerim de lütfen hadi! Kalk ve beni hiç umursama ağzımı açıp tek kelime etmeyeceğim. Annecim nolursun aç gözlerini." diye söylendim gözlerimden yaşlar akarken. Annem hareketsizce yatarken çığlık atıp yardım istedim.
"Yardım edin ambulansı arayın çabuk!" diye bağırırken şiddetle sarsıyordum annemi. Ama hiç uyanamayacağı uykuya dalmış gibiydi. Bu düşünceyle birlikte bağıra bağıra ağlamaya başladım.
Ne kadar annemin bedenine sarılıp ağladım bilmiyorum ama birileri kollarımdan tutup beni annemden uzaklaştırmaya çalışınca debelenip ellerinden kurtulmaya çalıştım ama nafile. Sağlık görevlileri annemi hastaneye götürmeye gelmişlerdi. Ama baktıktan sonra sedye getirmek yerine siyah fermuarlı bir torba getirildi. Beynim durmuş gibi ne olduğunu anlamadan olan biteni izliyordum. Annemi dikkatlice torbanın içerisine yerleştirip fermuarını çektiler. Aklıma yeni yeni gelince beni tutanlardan kurtulup anneme doğru ilerleyip fermuarı kapatan kadının elini tutup kapatmasına engel olmaya çalıştım.
"Kapatma annem orada nefes alamaz. Niye annemi oraya koyuyorsunuz ki o ölmedi. Ölüler bu torbalara koyulur. Annem ölmedi değil mi? O sadece bayıldı." dedim bana istediğim şeyi söylemeleri için gözlerinin içine baktım ama başka sözler döküldü dudaklarından.
"Başınız sağolsun. Anneniz artık yaşamıyor." dedi. Konuşurken bağırmaya başlamamla susmak zorunda kalan adam beni tutmaya çalışıyordu.
"Sus! Sus! Söyleme! Öyle söyleme! Benim annem çok sinirlidir kızar sana. Kızar." dedim. Adam kollarımdan tutunca kadın koluma hazırladığı iğneyi yaptı. Hareketlerim ağırlaşırken göz kapaklarım gözlerimin üzerine örtüldü.
******************
Gözlerim ağır ağır açılırken anlamsızca etrafa bakındım. Neredeydim? Gözlerimi odada dolaştırırken kapı açılıp içeriye Beste girdi ardından da ikiz kardeşi Doğu. Bana doğru yaklaşıp üzgünce baktılar. Susmanın anlamsız olduğunu düşünüp konuşmaya başladım.
"Neresi burası? Neden buradayım? Ve siz neden yanımdasınız?" dedim. Birbirlerine bakıp tekrar bana dönünce konuşamayacaklarını anlayıp söze girecekken aklıma bir bir doluşan görüntülerle yerimde sarsıldım. Gerçek olamazdı herhalde hepsi rüyaydı. Annem ölmüş olamazdı.
"A-Annem!" diye mırıldandım. Gözlerinin içine bakıyordum 'yaşıyor' desinler diye ama yaptıkları tek şey yanıma gelip sarılmak ve teselli etmek oldu. Hıçkırarak ağlamaya başladım başım Beste'nin omzundayken.
Doğu cenaze işlemleri için odadan ayrılacağını söyleyince ağlamam daha da şiddetlendi. Kapının kapanma sesinden sonra Beste'nin sesi doldurdu odayı.
"Canım hayatta ki tek aileni kaybettin biliyorum. Acını anlayamam ama sen asla yalnız değilsin tamam mı? Biz senin aileniz." dedi. Benim aralıksız ağlamam iç çekişlere dönerken odanın kapısı açıldı ve Doğu başını uzatıp halimize baktı sonra tamamen içeri girince konuşmaya başladı.
"Akel , güzelim işlemler için imzan gerekli. İyi misin? Gelebilir misin aşağı?" diye sordu. Başımı olumlu anlamda yavaşça sallayıp yerimden doğrulmak için yeltendim hemen ikisi de kollarıma girdi ve kalkmama yardım ettiler. Doğu belime elini koyup yürümeme destek oldu. Ağır adımlarla ilerleyip gitmemiz gereken yere geldik. Önüme bir kaç dosya konulurken aynı zaman da ne imzaladığımdan bahsediyordu karşımda ki kadın. İmzamı atıp konuştum.
"Annemi görebilir miyim?" diye soru yönelttim. Kadın tereddüt eder gibi bakıp konuştu.
"Ben bir şey söyleyemem ama annenizin doktoruna haber verebilirim." dedi. Başımı usulca sallayıp onayladım. Telefon açıp doktorla görüştü ve birazdan burada olacağını bize bildirdi.
Doktor bey yanımıza gelince önce iyi olup olmadığıma baktı sonra birlikte morga girdik. Soğuktu burası hem de çok soğuk. Ama annem sıcağı severdi burada duramazdı ki.
"Emin misiniz Akel Hanım?" diye soran doktorla dolan gözlerimi hiç silmeden başımı sallayıp konuştum.
"Bu onu son görüşüm olacak lütfen." diye fısıldadım. Bir bölmeyi açıp çekti. Örtüyü kaldırınca annemin yüzü göründü. İşte buraya kadardı iradem kapının orada beklerken olduğum yere çöküp ağlamaya başladım. Gözlerim annemin solgun beyazlaşmış yüzünde gezinirken daha fazla şiddetlendi ağlamam. Doktor bey örtüyü örtüp bölmeyi de kapatınca hemen yanıma gelip kalkmama yardım etti. Odadan çıkınca Doğu halimi görüp beni hemen kucağına aldı. Başım omuzunda bir yere gidiyorduk. Bir kapı dan içeriye girince Doğu beni bir koltuğa oturttu sonra da karşıma o geçti. Doktor beyin odasındaydık sanırsam.
"Annenizin hastalığından haberiniz olduğunu düşünüyorum." diyen doktorla hemen sözünü kesip konuştum.
"Hastalık? Ne hastalığından bahsediyorsunuz siz?" dedim öfkeyle.
"Sakin olun lütfen. Biliyorsunuz diye düşünüyordum. Annenizin beyninde tümör vardı ve ameliyat olmak istemedi. Ameliyat olmazsa çok fazla ömrü olmadığını biliyordu. Buna rağmen tedaviye başlamak istemedi. Bu beklenilen bir durumdu." dedi. Şaşkınca doktora bakıyordum. Annem hastamıydı. Ve ben bunu bilmiyordum. Bilseydim ameliyat olması için uğraşırdım. Ben bilseydim annemle son zamanlarını kavga ederek geçirmezdim.
Doktor bir kaç bir şeyden daha bahsedip yarın sabah annemin cenazesi için alabileceğimizi söyledi. Odadan çıkınca beni eve götürmek isteyen ikizleri dinlemeyip burada kalacağımı söyledim. Ne kadar dil dökseler de annemi yalnız bırakmayacaktım. Onlar da beni yalnız bırakmayacaklarını söyleyince Doğu yanımda kaldı Besteyi de yarın ki cenaze için kıyafet almaya gönderdi.
Tüm gece gözlerimi bir kere bile kırpmadan bekledim. Sabah Beste'nin getirdiği kıyafetleri giyinip annemi alarak gömüleceği yere gittik. Önceden Beste ve Doğu'nun ailesi bana yardım ederek ayarlamıştı. Mezarlıkta annem gömülürken ağlamamak için kendimi çok sıktım. Bu kadar insanın içinde ağlamayacağım. Çok insan vardı. Bu tanınan bir aile olmamızla da alakalı olmalıydı. İnsanlar başsağlığı vermek için yanıma gelip sonra da ayrılıyorlardı. Bu kadardı işte. Hayatlarına kaldıkları yerden devam edeceklerdi ama ben edemeyecektim. Herkes gidince sona sadece ikizler ve ailesi kalmıştı.
"Akel kızım hadi bize gidelim." diyen Rüya teyzeye dönüp iyi olduğumu göstermek için hafifçe gülümsedim yada gülümsemeye çalıştım.
"Hayır gerek yok Rüya teyze. Biraz annemin yanında kalıp sonra eve gideceğim. Kokusu gitmeden odasında kalıp yanımda olduğunu hissetmek istiyorum. Siz gidin lütfen. İyi olacağıma söz veriyorum. Aklınız bende kalmasın." dedim durgunca. Ekrem amca elini omzuma koyup hafifçe sıktı ve konuştu.
"Tamam kızım dediğin gibi olsun ama yarın Doğu'yu göndericem seni alıp bize gelecek. İtiraz istemiyorum. Biz senin aileniz." dedi. Usulca gülümseyip başımı olumlu anlamda salladım. Onları gönderip annemin mezarının yanına gidip yere oturdum. Elimi toprağa koyup avuçladım.
"Özür dilerim annecim. Anlamalıydım. Yanında olmalıydım. Seni üzmemeliydim. Ameliyat olsaydın şimdi hayatta olacaktın. Neden istemedin ki anne. Neden yaşamak istemedin? Bu kadar mı sıkıldın hayattan , benden. Bu kadar mı sıktım seni nefret ettirdim ben." diye söylendim. Biraz daha orada oturup hava kararmaya başlayınca ayaklanıp çıkışa ilerledim. Yoldan geçen bir taksiyi durdurup evin adresini verdim. Taksi evin önünde durunca parayı uzatım indim. Eve girip salona bakmadan hemen odama çıktım. Valizi açıp tüm eşyalarımı içine koydum. En sonunda oda bana ait değilmiş gibi hiç bir şeyimi bırakmadan evden de alacaklarımı alıp valizlerimi kapının önünde ki arabama koyup tekrar eve döndüm ve her yeri kilitleyip en son kapıyı da kilitleyip elimde ki kumanda da ki düğmeye basıp camların üzerine kepenk misali şeylerle örtülmesini seyredip son kez eve baktım ve arabama binip bahçeden çıktım. Kumandayla bahçe kapısını da kilitleyip restorana sürdüm.
Restorana gelince arabayı park edip indim ve içeriye girdim. İnsanlar mutlu mesut ya da mutlu gösterdikleri maskeleriyle yemeklerini yerlerken beni tanıyan herkesten gizlenerek ofisime çıktım. Ofiste ki bana ait olan önemli herşeyi toparlayıp kolumda ki büyük çantaya yerleştirdim. Sonra odadan çıkıp kapıyı kilitledim. Kimseye görünmeden restorandan da ayrılıp arabaya bindim ve beni kimsenin bulamayacağı , kimsenin yerini dahi bilmediği evime sürdüm.
Yaklaşık 2 saat süren yol sonunda bitmişti. Arabadan sadece kıyafetlerinin olduğu valizi alıp evin kapısını açmak için yerde ki saksının altından anahtarı aldım. Evin içine girip arkamdan kilitledim. Yukarı odaya çıkmadan salonda ki koltuğa uzandım. Sabaha kadar olan biteni , annemi , hastalığını herşeyi düşündüm. Sabaha doğru yorgunluktan gözlerim kapanmaya başladı.
*****************
Kapının zilinin hız kesmeden aralıksız çalması ve alacaklı gibi kapının vurulmasıyla sıçrayarak uyandım. Bu kim be? Hemen yerimden kalktım ve kapıyı açmak için ilerledim. Hala devam eden zille bağırdım.
"Patlama be geldik!" diye çığırdım. Kapının kilidini açıp kendime çekince karşımda takım elbiseli bir adam bana bakıyordu. Gözümü kırpıp kafamı salladım 'sen hayırdır?' dercesine.
"Akel Hanım ?" dedi.
"Benim." dedim. Adam konuşmadan arkasını dönüp kulağında ki kulaklığa konuştu. Ama epey kısık sesle söyleyince ben anlayamadım. Anlamsızca adama bakarken olayı anlamlandırmaya çalışıyordum. Kimdi , neden buradaydı?
Ben bunları düşünürken iki adam daha göründü bahçe kapısının önünde. Bir adım geriye gelip kapıyı biraz kapattım. Kapının önüne gelince benimle konuşan adam uzaklaşıp yaş olarak biraz daha büyük olan adam kapının önüne gelip elini uzattı.
"Merhaba ben Haldun Acar." diyen adamla kaşlarım hafifçe çatılırken elimi uzatmadan konuştum.
"Beni tanıyorsunuz büyük ihtimalle ama ben sizi tanımıyorum. Ne işiniz var burada? Siz kimsiniz? Beni nereden tanıyorsunuz?" dedim hafif sinirlenen ses tonumla. Adam yüzüme sanki özlemle bakıyordu. Cevap vermesini beklerken konuştu.
"Ben senin babanım." dedi. Cidden bunu bana söyledi değil mi? Kendimi tutamayıp kahkahayı patlattım. Delirmiş gibi gülerken adamın ifadesiz yüzü durulmama neden oldu.
"Kusura bakmayın. Komik geldi de bir an o yüzden öyle oldu. Ben herşeyi anladım da bir şey kafama takıldı. Benim bu söylediğinize inanmamı beklemiyorsunuzdur herhalde." dedim yüzümde ki gülümsemeyle.
"Doğum gününü söyleyince anlayacaksın babam olduğumu." dedi. Bıkkın bir ikfade takınıp konuştum.
"Pardon da ben tanınan biriyim. Benim doğum günüm , yaşım , hayatım herşeyim herkes tarafından biliniyor. Doğum günümü söyleyen her adamın babam olduğuna inansaydım ben." dedim.
"Kimlik doğum günün biliniyor. Ben annenin seni doğurduğu günü biliyorum. 04 Nisan 1999 senesinde doğdun. Ama kimliğinde 17 Aralık 1999 yazıyor. Bu da annenin sayesinde oldu. Annen geç yazdırdı." dedi. Bunu nasıl bilebilirdi ki . Bunu sadece annem ve ben biliyorduk.
"Bu imkansız. Sen benim babam olamazsın. Benim babam yaşasaydı annem bana söylerdi." dedim ama adım gibi biliyordum ki söylemezdi. Başını olumsuz anlamda sallayıp konuştu.
"Annen benden nefret ederdi. Sana asla benim olduğumu söylemezdi." dedi. Tereddütle yüzüne baktığımı görünce devam etti konuşmasına "İzin ver sana her şeyi anlatayım. Neden bunca zaman yanında olamadığımı , neden beni hiç tanımadığını?" dedi. Gözlerim arkada ki adamlara kayınca konuştum.
"Ama sadece ikimiz. Onlar gelmesin." dedim. Başını olumlu anlamda sallayıp açtığım kapıdan içeriye girdi. Sanki yolu biliyormuş gibi salona girdi. Bende kapıyı kapatıp arkasından takip ettim onu. Odaya girince konuştum.
"Bir şey içer misiniz?" dedim. Eliyle oturduğu koltuğun karşısında ki koltuğu gösterip konuştu.
"Teşekkür ederim bir şey istemiyorum. Otur lütfen. Hemen anlatmak ve sana sarılmak istiyorum." dedi. Karşısında ki koltuğa oturup anlatması için yüzüne baktım. İlk önce üzerinde ki ceketi çıkarıp koltuğun başına koydu. Sonra bana dönüp gözlerimin içerisine baktı ve konuşmaya başladı.
"Biz annenle ailelerimizin zoruyla evlendik. Evlenirsek şirketler birleşecekti ve daha güçlü olacaklardı. Bu yüzden biz feda edildik bu yolda. İlk evlendiğimiz de pek birbirimizle muhattap olmuyorduk ama sonra babalarımız torun istediklerini söylediler. Biz annenle bırak çocuğu aynı odada bile kalmıyorduk. Ben belki çocuğumuz olursa bu sayede gerçekten aile olabiliriz diye düşündüm. Sen doğdun iki ay sonra annen boşanmak istediğini söyledi. Daha çok küçüktün boşansak annen de kalacaktın senden ayrı kalamazdım o yüzden kabul etmedim. Bir hafta kadar süre normal geçti. Anormal derece de normaldi her şey. Sonra bir gün sabah kalktım en sevdiğim şey sabahları senin yanına gelip o mis kokunu koklamaktı. Annenin yanında kalıyordun daha küçük olduğun için odaya girdiğim de annen yoktu odada sende yoktun. İlk önce tüm evi aradım ama yoktunuz tekrar odaya çıkınca dolapta ki eşyalar yoktu. Annenin , senin hiçbir şeyiniz kalmamıştı. Sanki hiç var olmamışsınız gibi. Her yer de aradım sizi ama bulamadım. Annen falan gram umrumda değildi benim. Benim minik mis kokulu kızım kayıptı. Ben sensiz yaşayamazdım ki. Bir ay sonra annen bana boşanma davası açtı tek celsede boşandık. Ama seni asla göremedim.
Her defasında işte burada buldum kızımı dediğim de hepsi hüsranla sonuçlandı. Dün annenin cenazesini öğrenince seni takip ettirdim. Seni sonunda buldum. Tam 21 yıl sonra buldum." dedi. Gözümden akan yaşı silip konuştum.
"Anneme çok sordum ben seni. Nerede dedim neden yanımızda değil? Özellikle küçükken , daha ilkokula yeni başladığım zamanlar okuldan beni annem almaya gelmezdi. Hep şoförler alıp götürdü beni. Kızlarını almaya gelen babaları gördükçe hep seni istedim ben yanımda. Annem de beni pek takmazdı zaten. Belki babam olsaydı yanımda beni severdi diye düşünürdüm. Ama ne adından ne de başka bir şeyinden hiç bahsetmedi. Çok yer değiştirdik biz. Hep taşındık. Bir ev de bir yıl yaşadığımızı hatırlamam. Demek ki sen bizi bulacaksın diye hep yer değiştirdik. Beni buldun sonunda." dedim gözyaşlarım hızlanırken. Hemen oturduğu yerden kalkıp yanıma oturdu ve sarılmaya çekinir gibi bir hali olduğundan kollarımı beline sarıp başımı göğsüne yasladım. O da kollarını bana dolayınca hayatım boyunca hissetmediğim huzuru babamın kollarının arasında hissettim. Kaç dakika kaç saat öyle birbirimize sarılmış vaziyette durduk bilmiyorum ama ağlamamı başıma bıraktığı sayısız öpücükle durdurmamı bekledi. Sonunda ağlamam iç çekişlere dönünce başımı kaldırdım ve konuştum.
"Ben teşekkür ederim. Beni bulduğun için çok teşekkür ederim." diye mırıldandım. Söylediklerime gülümseyip dudaklarını alnıma değdirdi.
"Etme. Ben bu yaşına kadar yanında olamadığım için seni babasız bıraktığım için özür dilerim." dedi üzgün ses tonuyla. Gülümseyip uzaklaştım ondan ve konuştum.
"Neyse kötü günler geride kaldı. Bulduk birbirimizi artık. Bundan sonra üzülmek yok. Tamam mı ?" dedim sevimlice. Söylediklerime karşı yüzü gülünce bende güldüm.
"Tamam fındık kurdum." dedi. Şaşkınca kaşlarımı havaya kaldırıp konuştum.
"Fındık kurdu?" diye sordum.
"Seninle birlikte olduğumuz o kısa dönem de sana hep fındık kurdum derdim. Bir daha hiç söyleyemeyeceğimi zannediyordum ama yanılmışım. Bir daha seni asla bırakmayacağım fındık kurdum." dedi. Sonra akşam saatlerine kadar konuşup biraz hasret giderdik. Akşam gidip gitmeyeceğini sorduğum da benimle kalacağını söyleyince ona yerini gösterdim. Bir hafta kadar bir süre o evde birlikte kalıp birbirimize alışma sürecini geçirdik.
******************
Bir hafta sonra yani bugün babamın ailesiyle tanışmaya gidiyordum. Sabah güzelce kahvaltımızı yapmış sonra da özenle giyinmiştim. Babam bir erkek kardeşim olduğundan bahsetmişti. Onu ve babamın eşini oldukça merak ediyordum ve beni sevecekler mi korkusu yaşıyordum. Üzerime mavi düşük omuz bir bluz ve kot pantolon giydim.

Evden çıktım ve kapıyı kilitleyip babamın arabasına yanına bindim. Benim arabamı o gün ki adamlardan biri getirecekti. Biz yol da giderken yine birbirimizden uzak kalamayıp sarıldık.
"Baba?" dedim. Saçlarımı okşayıp cevapladı beni.
"Efendim fındık kurdum?" dedi. Bu lakabı oldukça sevmiştim.
"Sence beni severler mi?" diye sordum.
"Tabi ki severler. Hem seni tanıyorlar zaten. Alçin şu bir hafta da benden senin fotoğrafını atmam için ne kadar istekte bulundu haberin var mı? Çok merak ediyorlar seni. Özellikle kardeşin tam senin kafa yapında çok iyi anlaşan ağınıza eminim." dedi. Söyledikleriyle bir nebze de olsa rahatladım. Sonrası sessiz geçti yolculuğumuz.
Araba baya büyük bir evin bahçesine girince yerimde doğruldum. Evin kapısına yaklaşınca araba durdu. Arabadan çekingence inip eve baktım.

Ben etrafı incelerken evin kapısı açılıp dışarıya babamın ailesi eğer kabul ederlerse benim de ailem çıktı. Babamdan 5-6 yaş küçük olduğunu tahmin ettiğim bir kadın bu babamın eşi oluyordu. Yanında benden üç yaş küçük bir erkek bu da kardeşim olan kişiydi ve onun yanında da babamın eşiyle yaşıt ya da biraz daha küçük bir adam dışarı çıktı. Tedirgince gülümseyip babama biraz daha yaklaştım. Benim çekingenligimi anlayıp onlara ilerletti. Babam ağzını açamadan kadın babamı iteleyip kollarını bana doladı. Bu hareketi karşısında şaşkınlıktan bir kaç saniye tepki veremedim. Sonra bende sarıldım. Kadın ayrılınca konuştu yüzünde olan samimi gülümsemesiyle.
"Merhaba canım. Ben Alçin Haldun'un eşiyim." dedi. Biraz daha konuşacaktı ama arkadan biri kadını iteleyip bana sarılmadan önce sitem etti.
"Bırak anne biraz da ben sarılayım ablama." dedi benden küçük olan erkek. Uzaklaşıp konuştu. "Bende Batu senin kardeşin oluyorum." dedi. Sevimlice gülümseyip konusacaktım ama diğer adam elini bana uzatıp ismini söyledi.
"Bende Artun babanın yakın arkadaşıyım." dedi. Elimi avcunun içerisine koyup yüzüne bakıp hafifçe gülümsedim. Geri çekilirken elimin üşümesi garip hissettirdi. Hepsine baktım en son da babama ve konuştum.
"Bende Akel." dedim güzelce gülümseyerek.