2-Ama Ölme

930 Words
Alihan Koral Operasyona çıktığımızda iki askerimizi şehit verdik. Geriye kalanları ve şehitlerimizi helikoptere bindirirken ben geri döndüm. Şehit askerlerimin intikamını almam gerekiyordu. Birkaç mağara patlattım, birçok şerefsizi öldürdüm. Tam ilerlerken ensemde hissettiğim soğuk namluyla olduğum yerde kaldım. Günlerce işkence gördüm; aç, susuz kaldım. Üzerime atılan buz gibi suyla beraber elektrik akımı verdiler. Kendimden geçtim… Gözlerim kapalıydı ama konuştuklarını duyabiliyordum. Hiçbir şey yapamayacağıma kanaat getirip başımda bir nöbetçi bıraktılar. Geri kalanları, bir grup askerin geldiğini söyleyip onlara tuzak kurmaya gittiler. Bu fırsat bir daha gelmezdi. İnleyerek bir şeyler söyledim. Başımda bekleyen şerefsiz yaklaştı: “Ne diyorsun?” dedi. “Tamam… size çok önemli şeyler anlatacağım ama önce bir yudum su ver,” dedim. Keyifle gülüp suyu aldı, geldi. Ellerimde zincir vardı. Suyu dudaklarıma değdirdi; önce güzelce içtim. Sonra ayağına çelme takıp düşürdüm. Kafasını bacaklarımın arasına alıp boğdum. Nefesi kesilince bıraktım. Anahtarlar üzerinde olmalıydı… Aradım. Cebinden çıktı. Ellerimi çözdüm, doğruldum. Mağaradan dikkatle çıktım. Tam koşarken birinin daha olduğunu fark ettim ama çok geçti. Ateş etmeye başladı. Durmadım. Omzumda ince bir sızı hissettim. Elimi attım… Vurulmuştum. Ama durmadım. Son gücüme kadar koştum. Artık takatim kalmadığını anladığımda bir kayanın dibine girdim. Nefesim kesik kesikti… Omzum yanıyordu, kulaklarım uğulduyordu. Göz kapaklarım ağırlaştı. Dayanmaya çalıştım ama karanlık üzerime çöktü. Ve bir anda… her şey değişti. Kendimi operasyon sabahında gördüm. Güneş daha yeni doğuyordu. Birliğin önündeydik. Şehit verdiğimiz iki asker yanıma gelip gülümsüyordu… Tertemiz, sağlıklı, sanki hiçbir şey olmamış gibi. “Komutanım, bugün operasyon iyi geçecek değil mi?” diye sordu biri. Sesleri öyle tanıdık, öyle canlıydı ki boğazım düğümlendi. “Evet,” diyebildim sadece. Sesim titredi. Sonra görüntü değişti. Eğitim alanındaydık. Koşuyor, gülüyor, birbirimize takılıyorduk. Ayaklarımızın altında toz kalkıyordu. O an içimi tarifsiz bir huzur kapladı… sanki o anlara geri dönmüşüm gibi. Ama huzur uzun sürmedi. Bir anda gökyüzü karardı. Etrafta silah sesleri yankılandı. Duman, toz, bağırışlar… Birlik tekrar çatışmanın ortasındaydı. Yanımdaki iki asker bir adım geriye gitti. Biri bana döndü: “Gitme,” dedi. Diğeri ekledi: “Biz dönmedik ama sen dön. Daha yapacakların var.” Ben bir adım attım ama ayaklarım ağırlaştı, sanki yere çivilenmişti. Onlara ulaşamıyordum. Sonra… her şey bembeyaz oldu. İçimde bir sıcaklık hissettim. Sanki biri omzuma hafifçe dokunuyordu. O dokunuş karanlığı yarıp beni geri çağırıyordu. Uzaklardan bir köpek havlaması geldi, yankılı… Sonra birinin yüzünü gördüm gibi. “Yardım et,” dedim. Sonrası karanlık. Gözlerimi açamıyordum… Ama karanlığın içindeyken bile bir şeylerin değiştiğini hissediyordum. Artık o soğuk kayanın dibinde değildim. Biri beni sürüklüyordu… hafif, telaşlı adımlar. Bir kadın… Nefes alışından anlıyordum. Bedenim ağırdı, omzum yanıyordu. Ses çıkaramıyordum ama ruhum uyanıktı. Sonra bir sıcaklık hissettim. Yumuşak bir yatak… Temiz bir koku. Ev kokusu. Biri alnıma dokundu. O an, karanlığın içinde bile ürperdim. Soğuk eller değil… ilk defa sıcak, titreyen parmaklardı. “Dayan… lütfen,” dedi ince bir ses. Duymamam gerekirken duyuyordum. Tepki veremiyordum ama kalbim o sesi duyunca çarptı. Bir süre sonra ateşimi ölçtü, alnıma soğuk bez koydu. Bez değiştikçe, su damlaları yüzümden aşağı süzüldükçe… her şeyi hissettim. Kaşığı dudaklarıma götürdüğünde nefesim hafifçe kıpırdadı. Yutkunamasam bile çorbanın sıcaklığı dudaklarıma değdi. Sabırla, usulca uğraştı benimle. Ellerinin titremesini bile fark ettim. Bazen başımın yanında oturuyor, beni izliyordu. Sanki nefeslerimizi birbirine karıştırıyordu. “Bilmiyorum kimsin… ama ölme,” diye fısıldadı. Sesinin titremesi, kelimelerin boğazında düğümlenmesi… hepsini duydum. Rüyadaymışım gibi ama gerçekmiş gibi de… Uyandım sanıyordum bazen. Göz kapaklarım açılacakmış gibi oluyordu ama ağırdı. Hareket edemiyordum ama onun beni kollarının arasından kaldırdığını, yarama pansuman yaptığını, ellerinin kanıma bulanışını bile hissettim. Görmüyor gibi görünsem de, ben her şeyi hissediyordum. Her nefesini, her dokunuşunu, her endişesini… Karanlığın içinde, tek bildiğim şey şuydu: Biri beni hayatta tutmaya çalışıyordu. Ve ben o sesi, o dokunuşu… hiç unutmayacaktım. * * * Zorlukla açtım gözlerimi. Önce etrafıma baktım; bir evdeydim. İyi de ben buraya nasıl geldim? Sürünerek o kayanın dibine geldiğimi hatırlıyordum ama sonrası… Kesik kesik sahneler gözümün önüne gelmeye başladı. Gördüklerim rüya mıydı gerçekten? Bana kim yardım etmişti? Ellerime baktım; parmaklarım sargılıydı. Üstüm çıplaktı, omzumdaki yara da dikkatlice sarılmıştı. Dışarıdan belli belirsiz sesler geliyordu. Zorlukla yattığım kanepeden doğruldum ve kapının arkasına geçip sessizce bekledim. Bir kız girdi içeri. Koltuğun boş olduğunu görünce şaşırdı. Dönmesine fırsat vermeden elimi ağzına kapatıp tuttum. Kim olduğunu bilmiyordum, dikkatli olmam gerekiyordu. O ise elini sakin bir şekilde elimin üzerine koyup çekti, bana döndü. Zümrüt yeşili gözlerini gözlerime dikti: “Sen ruh hastası mısın? Sana yardım eden birine böyle mi teşekkür ediyorsun? Aklım çıktı, sana bir şey oldu sandım.” …Benim için endişelenmişti. “Sen kimsin? Buraya nasıl geldim?” diye sordum. “Gel, otur. Her şeyi anlatacağım,” dedi. Yattığım yere oturdum, o da karşıma. Zümrüt yeşili gözlerine baktım, anlatmaya başladı. Her şeyi tek tek dinledim. “Peki jandarmaya neden haber vermedin?” diye sordum. Telefonu olmadığını söyledi. Bu bana çok saçma geldi; bu devirde telefonsuz kim kaldı? Ama onun kimsesiz olduğunu, ihtiyaç duymadığını söyledi. Sonra da başını hafifçe çevirip mırıldandı: “Keşke olsaydı… En azından yardım ederdim. Teşekkür edeceğin yerde bir de laf işitiyorum.” Haklıydı. O beni bulmasaydı çoktan ölmüştüm. Sonra köylülerin çoğunun terör yandaşçısı olduğunu, buradan çıksam yine yakalanacağımı söyledi. Bana yardım etmesini istedim. Kabul etti—ondan başka çarem yoktu. Sonra yemek getirdi. Parmaklarım sargılı olduğu için kaşığı tutamadım; mecburen yedirmeye başladı. Gergindi Elleri titriyordu ama saklamaya çalışıyordu. Ekmek parçasını bölüp ağzıma verdiğinde parmakları dudağıma değdi. Sanki ateşe dokunmuş gibi hemen geri çekti, yüzüme bakmamak için büyük çaba sarf etti. Yemeğimi bitirdim. Oturmaktan dolayı canım yandığı için inledim hemen Uzanmama yardım etti. O kadar yumuşak dokunuyordu ki canımı yakmamak için uğraştığı belliydi. Halsizlikten gözlerim kapanmak üzereydi. “Bana… yardım et…” diyebildim. Bir süre sustu, sonra fısıltıyla: “Bir yolunu bulup seni buradan çıkaracağım. Merak etme,” dedi. Sonra her yer karanlığa gömüldü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD