Defne Baran’ın yanından bir saniye bile ayrılmak istemiyordum. Hem bedenen, hem ruhen o kadar yorulmuş, o kadar korkmuştum ki… Kalbim hâlâ ritmini bulamamıştı. Bulduğum her fırsatta su içiyordum ama o kuruluk… Boğazıma yapışmış gibi; sanki içimde çölde kalmış bir çocuk vardı. O susuzluğu, o çaresizliği hâlâ unutamıyorum. Uçakta Baran ve Ahmet kendi aralarında fısıltıyla konuşuyordu. Yüzlerinde ciddi ama telaşsız bir ifade… Murat, arada bir telefonuna göz atıyor, sonra bana dönüp nazikçe, “Bir ihtiyacın var mı?” diye soruyordu. Onun bu sessiz ilgisi, bir nebze olsun rahatlatıcıydı. Bir süre sonra Baran yerinden kalktı, yanıma gelip diz çöktü. Gözleri gözlerime kenetlendiğinde, içimdeki fırtınalar biraz dindi. “İyi misin? Ağrın var mı? Herhangi bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sordu. “Y

