2. Bölüm 'Emir'

1133 Words
Haziran Akçay:) "Nereye Haziran hanım" dedi o nefret ettiğim pis sesiyle. Tabi ki de sesin sahibi lanet olası Emir'di. "Keşke okuyup veteriner olsaydım da ilk seni tedavi etseydim" diye kısık sesle homurdandım. Alp güldü. Emir; "Kim bu Haziran? Yoksa lokantaya erkek mi attın? Çok ayıp ama ben varken neden başkasına ihtiyaç duyuyorsun al beni rahatla" dedi pişkin pişkin. "Ne istiyorsun Emir gene?" dedim dişlerimi sıka sıka. "Aah belli değil mi ne istediğim?" Ya beni ya da borcu kastediyor çünkü bu ilk iması değil. Borç konusu kapandığına göre ben. Beni istiyor takıntısını siktiğimin herifi. Sakin ol Haziran! Küfür etmek yok, sakin... "Gündüz vakti çıkaramadığın arızayı şimdi mi çıkarmaya geldin. Bulaşma bana ve git işine" Gündüz mekanına gittiğimde parayı verip son seneti aldığımda bir arıza çıkarmasını bekledim ama yapmadı. Sebebini şuan anladım. Gündüz yapamadığı sarkıntılığı şimdi yapacak. Alp; "Haziran kim bunlar? Noluyo?" "Alp sen git ben hallederim. İyi geceler" "Saçmalama ve geç arkama. Anlarız şimdi" deyip tek eliyle kolumu tutup arkasına geçirdi. Emir; "Oooh beyler gördünüz mü horozumuz tavuğunu korumaya çalışıyor" deyince arkasındakiler güldü. Kısık bir sesle; "Alp sen karışma. Git ben hallederim. Bunlar çiğ çiğ yerler seni" Bana dönüp; "Demin içeride tek elle aynı anda 10 adamı yere serersin diyordun. Ne çabuk tırstın?" Gülümsedim ve; "Doğru yaparsın sen" deyip ellerimle kaslarına pat pat yaptım. Kasları çok sertti ama konumuz bu değil. Emir; "Haziran'ı getirin bana, şu veleti de ne yaparsanız yapın" dediğinde adamlar üstümüze geldi. Alp; "Sakın ben onları hallederken sana dokunmalarına izin verme" dedi. Kaldırımda duruyorduk ve hemen dibimizde park edilmiş arabalar vardı. Umarım arabalar kavgadan zarar görmez. Kasab et derdinde koyun can derdinde işte naparsın... Adamların bize doğru gelmesiyle yere serilmesi bir oldu. Hiç kimse Alp'i geçip de bana ulaşamadı. Tek hareketiyle onları alt etti. Güçlü kudretli çömezzz... Emir karşımızda dut yemiş bülbüle döndü. Sinirden kaskatı kesildi. Ses etmeden geri gitti. Adamlar ise yerinde kıvranıyordu. Alp bileğimi tutup sürükleye sürükleye götürdü. Birini aradı ve; "Aracı boşalt" dedi. Karşısındaki cevap vermeden kapattı telefonu. Hödük!! Kime ne diye böyle bir emir verdi anlamadım. Üstelik sıradan bir insan ise neden zenginler gibi aracı boşalt dedi. Telefonu kapattıktan sonra yavaş yavaş bileğimi sıkmaya başladı. Bir an kolum kopacakmış gibi hissettim. "Alp kolum acıyor bırakır mısın" deyince bıraktı; "Özür dilerim farketmemişim. Haziran kim onlar, noluyo?" "Abimin bir tanıdığı. Senlik bir şey yok ama sağol. Neyse hadi iyi geceler" "Gel araba şurda. Bırakayım seni" deyince itiraz etmeden kabul ettim. Şimdi bu Emir beni yalnızken görür falan. Hiç uğraşamam gece gece o malla. Kapımı açtı ve ben oturunca kapattı. Araba lüks ve güzel bir arabaydı. Hiç de anlamam şu araba marka işlerinden. "Nereye gidiyoruz? Tarif et bakalım evini" "İleride sağdan dön önce" deyip devamını sonra söylerim demeye çalıştım. "Araba senin mi?" "Emniyet kemerini tak" deyip arabayı çalıştırdı. Sorumu es geçti. Kemeri takarken; "Ben diyorum sende bir şey var ama kabul etmiyorsun. Bu arada araba senin mi?" Gerçekten de sakladığın bir şeyler varmış gibi. Bu boy pos öyle uçak mühendisliği ile olacak şey değil ve bu ülkede bir mühendise iş vermeyecek kurum tanımam ben. Sporun yanında o adamları tek harekette yere sermesi de var tabii. Üstelik geçim derdi deyip böyle lükse yakın koruma araçları tarzında bir aracının olması da şüphelerimi doğruluyor. "Araba bir arkadaşımın. İlk gün ulaşım sıkıntısı çekmemek için rahatlık açısından ödünç aldım" dedi ama demin aracı boşalt demişti. Arkadaşına emir mi veriyor! "İlk günün" deyip kahkaha attım. "Ayyy ilk günün kıçını yırtsan bu kadar değişik geçmezdi. Kıymetimi bil böyle maceralı arkadaşı on yıl arasan bulamazsın" deyip tekrar güldüm. Gözleri önce gülüşüme sonra gene küpelerime kaydı. Bende onun sol yanağındaki tek gamzesine baktım. "Nerden gidiyoruz. Adresi ver sistemle bulayım" deyince söyledim adresi. O da araç navigasyon sistemine girdi. "Haziran bana anlatmak istediğin bir şey var mı? Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?" Gözlerim doldu. İlk defa bir insan beni düşündü ve önemsedi sanırım. "Dedim ya abimin tanıdığı biri. Eski mesele ya benlik bir şey yok. Yanlız çömez sende ne güçlü çıktın. Adamlar kıvranıyordu yerde bee" deyip kahkaha attım. Ama kahkaham elimde olmadan ağlamaya dönüştü. İki elimle yüzümü kapatıp ağlamaya başladım. Alp arabayı kenara çekti ve ses çıkarmadan bekledi. Ağlamama müdahale etmedi ve kendime gelene kadar ses çıkarmadı. Ağladığım süre boyunca hayatımı mahvettiklerini ve daha da beter bir hal alacağını düşündüm. Ailem abimin hatasının bedelini bana ödetmeselerdi şuan daha güzel bir hayatım olurdu. Ağlamam kesilince omzuma dokundu. Başımı ona çevirdiğimde elinde su ve peçete vardı. Utana utana elinden aldım. Gözyaşlarımı silip suyu içtim. "Teşekkürler çömez.... Her şey için" "Başkası bana çömez dese öldürürdüm onu ama senin demen hoşuma gidiyor" deyip gülümsedi. "Çömezsin çünkü" deyip güldüm. "Neyse gidelim hadi. Saat çok geç oldu ailen merak eder" dediğinde gülüşüm soldu. Ailem asla beni merak etmez yalnızca kazandığım parayı merak eder. "Gidelim bence de. Açlıktan bayılıcam yoksa" Dünden beri ağzıma bir şey girmedi. Eve gidip güzel bir yemek yiyip uyumak istiyorum. İki gün boşum ve artık bu borç bittiği için üç yıl önce borç bitince oruç tutucam diye verdiğim sözü tutmam gerek. "İstersen gidip bir şeyler yiyelim. Adam dövdüm enerjim düştü" diye alayla karışık bir tonda sırıtarak konuştu. "Allah aşkına onlar adamsa sen nesin. Kral falan olursun herhalde. Deme şunlara adam diye, sinirlendirme beni çömez" deyince kahkaha attı; "Ne yeriz?" "Yemeyelim. Ben eve gitmeliyim artık yoksa yarın ikindiye kadar uyurum" dedim. Oysaki aylarca günlük üç dört saatlik uykuyla işe gittiğim olmuştu. O kadar sıkıntıyı sırf para bulup bu borcu ödemek için yapmıştım. "Peki" dedi. Eve gidene kadar kahkahalı gülmeli bir sohbetimiz oldu. O sürekli dudağıma ve küpeme baktı. Bende onun gamzesine odaklandım hep. Ara ara dudağına da bakmış olabilirim. İçimdeki sapık bu garibimi gördüğümden beri firari. Evin önünde durunca iyi geceler dileyip içeri geçtim. Evin kapısından içeri girince araba sesinden gittiğini anladım. Hızla içeri geçtim ve banyoya gittim. Ellerimi yüzümü yıkayıp mutfağa yöneldim. Evdeki herkes uyumuştu. Her zamanki gibi bana yemek ayırılmamıştı. Hemen iki dakika kendime bir tabak ahududu reçeli yanına da meyvesuyu aldım. Mis... Yedikten sonra hemen banyoya geçtim. Sıcak bir duş alıp rahatladım. Üstüme yavruağzı rengi kenarları siyah çizgili şortlu pijama takımımı giydim. Hayatta şort giymeden uyuyamam. Çıplak bacaklarımın pikeye değerken verdiği his çok hoşuma gider hep. Tam ışığı kapatıp pikeyi üstüme çektim ki telefonuma gelen mesaj sesi dikkatimi çekti. Her uygulamanın bildirim sesini ayrı ayarlamıştım. Çıkan sesten hangi uygulama olduğunu anlıyordum bu sayede. Yatakta doğrulup bağdaş oturdum ve telefonun tuş kilidini açtım. Mesaj bilinmeyen bir numaradandı. 0544: Haziran yazıyordu. Profili ise yoktu. Kim olabilirdi ki. Yazmadan anlayamam. Siz: ?? Yazdım. Hemen yazıyor... ibaresi geldi. 0544: Merak ettim seni nasıl oldun Bunu bana şuan yazabilecek tek kişi Alp olmalı. Siz: Çömez sen misin?? 0544: Evet benim 0544: Nasıl oldun, merak ettim Siz: İyiyim ya yok bir şeyim sağol Siz: Sen nasılsın Diye yazdıktan sonra üstteki numara kısmına tıkladım ve ismini ÇÖMEZ diye kaydettim. Herkesi adı ve soyadıyla resmi olarak kaydeden ben ilk defa birini değişik bir şekilde kaydettim. Umarım çömez ona verdiğim bu değeri mahfetmez. Herkesin yaptığı gibi bana kötü davranmaz...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD