Hakan'ın Anlatımı:
Menemeni sofraya koymuş, Asel’in o çetin cevizliğine rağmen yakaladığım anlık huzurun tadını çıkarıyordum ki telefonum çaldı. Fırat’tı. Sesi, Bursa’dan bile duyulacak kadar telaşlıydı.
“Ne var Fırat? Bir sorun mu “Abi, çok kötü bir olay oldu. Yengenin babası... kalp krizi geçirmiş burda telaşlı bir hava var Yaylada geçirmiş Trabzon'daki en büyük özel hastaneye kaldırmışlar. Durumu kritik. Aile perişan. Selen Hanım ve Burak da oraya gitmişler. Herkes Trabzon'a toplanıyor abi.”
Gözlerim irileşti. Planım alt üst olmuştu. Bir insanı kaçırmanın bedelini ödetmek isterken, bir insanın hayatına mal olmak üzereydim. Ve Selen ile Burak da o karmaşanın içine dalmıştı.
Telefonu kapatırken, Asel'in yüzündeki değişimi fark ettim.
“Ne oldu? Değiştin birden. Babam buldu bizi, değil mi?”
Sakin olmaya çalıştım ama sesimdeki gerginliği gizleyemedim.
“Asel, sana bir şey diyeceğim ama sakin ol, olur mu?”
“Tamam, uzatma da söyle! Tek seferde söyle!”
“Baban... Kalp krizi geçirmiş, Trabzon'daki hastanedeymiş.”
Asel kaskatı kesildi. Gözleri boşluğa bakıyordu. Sonra o yeşil gözler alev topuna döndü. Telefonu kaptığı gibi ayağa fırladı.
“Çabuk! Hadi gidiyoruz, arabayı hazırla!”
Asel hemen Fırat'ı aradı: “Hangi hastane? Durumu ne? Bir haberin var mı Fırat?”
“Yenge, ben bir şey söyleyemem. Abi sana gerekli açıklamayı yapar,” deyip kapattı.
Asel telefonu bana uzattı hiç birşey söylemedi “Hangi hastane?” diye sordu.
Asel ayakkabılarını giymiş, hazır bekliyordu ve gözünde büyük bir korku vardı. şuan, ona bazı şeyleri kabul ettirebilirdim. Şimdi biraz acımasızca olacaktı ama bu deli fişeği öyle kolay dize getiremeyecektik anlaşılan.
“Nereye hazırlandın gidiyorsun hayırdır .”
Suratıma baktı.
“Şaka mı yapıyorsun? Babam bu haldeyken burada kalacağımı kim söyledi sana?”
Trabzon'a gitmesi riskliydi. Anlaşılan o ki, karşıdakiler de onlar kadar güçlüydü. Kan dökülmemesi için buradan Asel’le anlaşma yapıp öyle yola çıkmalıydı. “Bilmem, asıl seni bırakacağımı kim söyledi?”
“Saçmalama Hakan!” diye bağırdı bana. Babam kalp krizi geçirmiş, iyi mi kötü mü bilmiyorum!”
“Elbette gidebiliriz ama bu sana bağlı. Sonuçta ben büyük bir risk alacağım ve kan dökülmesini istemem. Şimdi senle bir anlaşma yaparsak olur. Berdel'i kabul et, ben de seni karım olarak göstereyim aşiretime ve kan dökülmesin.”
“Tam bir hayvansın! Zafımdan vuruyorsun beni! Tamam, Allah'ın belası berdel mi ne haltsa, aşiretine söyle sinsinler! Çabuk ol, babam hangi hastanedeyse gidelim.”
Asel’in elinden telefonu aldım İlk önce kardeşim Gökhan’ı arayıp Mardin’den Trabzon’a gitmesini ve oldukça kalabalık gitmesini söyledim. Sonra bir telefon daha ettim ve özel jetimin Bursa havalimanına getirilmesini istedim. Ceketimi ve ayakkabımı giydim
“Hadi bakalım karıcım, seni babana götüreyim.”
Asel’in gözünde adeta ateş fışkırıyordu. Hem ona zorla bir şey yaptırmış hem de babasını kullanmıştım ama ne yapalım keçi gibi inatçı başka türlü yola geleceği yoktu.
Arabaya geçtik.
“Hangi hastane?” diye sordu.
Ben de sakince, “Trabzon’da özel bir hastane,dedi Fırat."
Asel hemen anladı neresi olduğunu. Gözlerinden anladım
“Anladın hangi hastane olduğunu. Söyle bakalım hangi hastane?” Anlamadığım şekilde huzursuz oldu o hastaneye götürülmesinden. “Anladım anlamasına hangi hastanede olduğunu ama neden orası çözemedim.”
“Hangi hastane?”
“Babamın eski ortağı Cevahir Hastanesi.”
“Tamam,” dedim ama Asel huzursuz olmuş gibiydi.
Kısa bir yolculuğun ardından özel jetimin önüne geldik. Asel hiç şaşırmadı. Bir yere oturdu, kemerini taktı.
Hemen telefonla aradım: “Özel Cevahir Hastanesi’nin oraya adamları yerleştir ve bana haber ver. Durum ne?”
Yaklaşık 1 saat 35 dakika sonra indik hava alanına. Araba beni bekliyordu. Kardeşim hastanenin çevresini sarmıştı. Hastane büyük bir hastaneydi ve etrafında birçok tanıdık iş adamının simasını gördüm ve şaşırdım.
“Baksana Asel, bayağı tanınıyor baban, birçok iş adamı gelmiş.”Gözlerini devirdi. “Gözünde nasıl bir konumdayız bilmem ama bizim de hatırı sayılır bir zenginliğimiz var. Ve sen nasıl ağaysan, o da buralarda 'ağa' demesek de o konumda.”
"Bir şey demedim. Deli fişek, sadece iş yaptığımız insanların aynı olması tuhaf geldi."
“Tamam, neyse çok çene çaldık. Geçelim artık. Babamın durumunu öğrenmeli ve İstanbul’da benim hocalarımın gözetimi altına almalıyım.”
Asel hızla hastaneye doğru yürümeye başladı. Ben de arkasından ilerliyordum. Bir yandan gözlerim Gökhan’ı arıyordu. Bilgi almalı ve durum hakkında plan yapmalıydım.
Gökhan hemen bahçenin arkasından geldi.
“Abi, adamları yerleştirdim, her şey kontrol altında ama bu adamlar da boş değil abi. Öğrendim ki birçok ülkenin gemi parçası ve silah işi bu ailedeymiş ve Asel bu konumda bayağı iş anlaşması yapmış.”
Hakan’ın kaşları çatıldı. “Ne alaka Asel bu işlerle lan? Asel doktor değil mi?”
Bir yandan Asel’in içeri girmesini izledim.
“Abi, kaçırdığın kız öyle hafife alınacak bir kız değil. Anladığım kadarıyla burada bazı teyzelerle konuştum, Fettahoğulları bayağı köklü ve zenginmiş. Kızları da on elinde on marifetmiş. Teyze kızı öve öve bitiremedi. Kızın isteyeni çok ama kimseye gitmek istemiyormuş. Hem doktorluk hem de şirketin yönetiminde birçok anlaşmaya imza atmış. Bu kızı, Mehmet Bey işlerini oğlundan çok ona devretmiş.”
bu duyduklarımdan sonra içinde bir kıskançlık oldu. “İsteyeni çokmuş he? Kimmiş lan bu piç kuruları?”
“Abi, ciddi misin ya? O kadar şey dedim, senin takıldığın bu mu?”
“Hastane hakkında ne biliyon? Asel hastaneyi duyunca bir gerildi gibime geldi.”
“Hastane Mehmet Bey’in eski ortağınınmış. Aslında Mehmet Bey’i hastaneye yetiştiren ortağının oğluymuş. Yayladaymış o da, o da doktormuş. Müdahaleyi yapmış ve hastaneye yetiştirmiş. Mehmet Bey’in durumu stabil şu an, bir iki güne uyanır dediler.”
“Kimmiş bu doktor?”
“Fatih Cevahir’miş adı.”
duyduklarımdan sonra kafamda bir şeyler çaktı. Acaba sevdiğim biri mi var demişti bu o lavuk mu kıskançlık bütün hücrelerini sardı ve Gökhan’ı bırakıp Asel’in arkasından hastaneye girdi. Asel yoğun bakım önünde annesine sarılmış ağlıyordu. Selen ve Burak vicdan azabı çektikleri ve okların onlara dönmemesi için köşeye sıkışmış, görünmez olmak isterler gibi duruyorlardı.
Ben koridora adım atar atmaz karşıma uzun boylu, mavi gözlü, kumral bir adam çıktı. Korkutucuydu gözleri.
“Senin ne işin var burada, puşt?” dedi ve üstüme yürüdü.
“Şşş, sakin ol. Ben buraya karımın babası için geldim.”
'Karım' deyince delirdi. "Hele, bak bak koduğumun eniği, ne deyi duyaymisun? 'Karım' deyi. Ula it, nerden karın oliyi senin? Geberturum seni!”
“Daha resmiyete dökmesek de Asel benim helalim artık,” bombayı bıraktım ortaya.
Poyraz, Asel’e döndü. "Ne deyi bu sarsak Asel?”
Asel gözlerini kaldırdı ve Poyraz’a bir bakış attı. Ben bile korktum.
“Sen ne ima edeyusun la? Yeter la sizin bu konuşmanız! Babam içerde canıyla uğraşıyor. Senin derdin bu mi Poyraz? Nerede bu doktor Bilgi almam lazım. Eğer iyiyse babam, hemen nakil işlemlerini yapalım,” deyip çıktı oradan.