1. Bölüm

1258 Words
Bize öğretilen en başından yanlıştı belkide.. İlkokulda mevsimleri öğretirken, önce ilkbahar gelirdi.. İlkbahar, yaz, sonbahar, kış.. Ama benim mevsimlerim hep sonbahardan başladı.. Önce yaprakların bir bir döküldü.. Yağmurlar yağdı.. İçimde fırtınalar koptu.. Kış gününde elimi tutup ısıtanım hiç olmadı.. Zemheride kaldım.. Soğuktan içim buz tuttu.. Kara kışlar yaşadım kimse görmedi.. Öldüm sandım da cenazemi gömmeye gelen olmadı.. Uzaklardan duyduğum o sesi kendi selam sandım.. Birinin bana el uzattığını düşündüm. Bir ses, bir nefes, bir “buradayım” aradım yıllarca. Meğer duyduğum şey, boşluğa çarpıp bana geri dönen kendi sesimmiş. Sonra anladım… İnsan bazen kalabalıkların içinde bile yapayalnız kalabiliyormuş. Yanında onlarca insan varken, bir tek kişinin eksikliği koskoca bir ömre yetebiliyormuş. Ben baharı hiç yaşayamadım. Tomurcuklanmadan kırıldım. Çiçek açamadan soldum. Güneşi görmeden gölgede büyüdüm. Herkesin “geçer” dediği şeyler bende geçmedi. Sadece içimde daha derin bir yere gömüldü.. & & & Selvi Saraç... Kayseri'nin küçük bir köyünde dünyaya gelmişim.. Daha beş yaşındayken annem öldü.. Geride kalan iki abim ve bana tek başına bakamayacağı için annemin daha kırkı çıkmadan babam evlendi.. Babaannemin sanki acelesi varmış gibi, annemin toprağı kurumadan babama eş buldu.. Yaşım küçüktü ama o günü hiç unutmadım.. Evimize gelen yabancı bir kadın vardı karşımda. Yüzünde soğuk, donuk bir ifade... Bize bakarken gözlerinde gördüğüm o nefret, yıllar geçmesine rağmen hiç değişmedi. Hâlâ o günkü gibi bakıyor bana, bize.. Oysa ki babam "Yeni anneniz Cemile" deyince çocuk aklımla sevinmiştim.. Annem geri gelmiş gibi hissetmiştim. Belki saçlarımı okşar, başımı dizine koyar, bana sarılır sanmıştım. Öz annem gibi olacağını düşünmüştüm. Abimler 'anne' dediğim için bana kızmışlardı.. "O bizim annemiz değil" diyerek.. Meğer abimler haklıymış. Sağ olsun, yıllar boyunca söyledikleri her şeyi tek tek doğruladı. Bize hiçbir zaman anne gibi davranmadı. Ne bir kez başımızı okşadı ne de kendimizi onun yanında bir çocuğun hissetmesi gerektiği kadar güvende hissettik. Ben daha beş yaşındaydım ama sevgisizliğin ne demek olduğunu o yaşta öğrendim. Şimdi on altı yaşındayım. On bir yıl geçmiş olmasına rağmen o kadın hâlâ aynı. Ben de artık aynı küçük kız değilim. Eskiden onun bir gün beni seveceğine inanırdım. Şimdi ise sevilmeyeceğimi çoktan kabullendim. İki abim olmasaydı ne yapardım bilmiyorum. Çünkü onlar, annemin yokluğunda benim için hem abi hem de aile oldular. Bazen babamın söyleyemediğini onlar söyledi, bazen kimsenin görmediği yerde gözyaşlarımı onlar sildi.. Ama şimdi ikiside yok.. Bu evde tek başıma kalmış gibi hissediyorum.. Onlar gittikten sonra bir kez daha öksüz kaldım.. Bu evde burada daha fazla kalmak istemediler.. İkisi bir olup İstanbul'a çalışmaya gitti.. Keşke beni de yanlarında götürseydiler diye düşünmediğim tek bir günüm olmadı.. Ama orada sen yapamazsın demişti Süleyman abim.. "Biz önce iş bulup yerleşip düzen kuralım sonra söz seni de götüreceğim" diyen de Mahmut abimdi.. Mahmut abim söz verirse biliyorum ki kesin yapar.. O güne kadar ben de sabırla bekleyeceğim.. "Selvi!! kız yine hangi deliğe girdin? Ferdim okuldan gelecek, git karşıla.." Ferdi küçük kardeşimdi.. Bu sene üçüncü sınıfa geçti. Ama onu okula ben götürüp getiriyorum.. Çantası ağır o taşımasın diye.. Elimdeki eski gömleği hemen katlayıp yatağın üzerine bıraktım. “Geliyorum!” Sesimi yükseltmemeye çalıştım. Çünkü ne kadar hızlı cevap verirsem vereyim, onun için hiçbir zaman yeterli değildi. "Çabuk ol biraz.. Gelirken de dedenlere uğra, bahçede ne varsa topla getir.." "Tamam" deyip evden çıktım.. Köyün yollarını ezbere biliyordum. Çocukluğumun her adımı bu topraklarda geçmişti. Yazın tozdan, kışın çamurdan geçilmeyen yollar... Evlerin önünde oturan kadınlar... Uzaktan birbirine seslenen çocuklar... Benim içinse bütün bunların arasında tek bir şey önemliydi. Ferdi. Okulun bahçesine vardığımda çocukların çıkmasına daha birkaç dakika vardı. Kapının kenarında beklerken ellerimi birbirine kenetledim. Sonra zil çaldı. Bir anda kapıdan onlarca çocuk çıktı. Gözlerim hemen onu aradı.. Bir kaç dakika sonra Ferdi'de çıktı.. Yavaş adımlarla yanına doğru yürürken yine arkadaşına sataşıyordu.. "Ferdi!!" diye uyarsamda beni dinleyen kim? Göz açıp kapayana kadar çocuğun üzerine çullandı.. Çocuğu Ferdi'den kurtarmak için Ferdi'nin kolundan tutup çeksem de puşt ayağıyla çocuğun karnına vurdu.. Yine olan bana olacak.. "Ferdi!! Bak anan kızacak bırak çocuğu.." desem de biliyor ki anası ona değil bana kızacak.. Daha bu yaşta ağza alınmayacak küfürler söylüyor. Onları ayırmaya çalışırken içerden öğretmen çıkıp "N'apıyorsunuz lan siz? Çabuk ayrılın" deyince ikisi de hemen ayrıldı. Ferdi'yi kendime çektim sanki suçsuzmuş gibi.. Öğretmen beni görünce yanıma gelip konuşmaya başladı.. "Babana söyle müsait olduğu zaman okula gelsin.. Ferdi hakkında konuşmak istiyorum." deyince "Tamam söylerim" deyip başka bir şey söylemesin diye hemen arkamı dönüp yürümeye başladım. Ama arkamdan gelen sesle geri döndüm. "Senin yaşın kaç?" "Onaltı yaşındayım öğretmenim" "Okula gitmiyor musun sen?" deyince kafamı yere eğip "Yok gitmiyorum.." derken utandım.. Yaşıtlarım okula gidiyordu.. Ama ben gitmiyordum.. Sekizinci sınıfa kadar okudum.. Oda mecburiyetten.. Cemile ana elinden gelse beşten sonra göndermezdi.. Ama para cezasını duyunca izin verdi.. Belki de hayatta ki tek şansım üç sene fazla okula gitmekti.. Ferdi çantasını uzatıp "Ben top oynama gidiyorum, anama sen söylersin.." deyip koşarak gitti.. "Ferdi!! gitme bak anan eve gelsin dedi.." diye bağırsam da duymamazlıktan geldi.. Yine onun yüzünden ben azarı yiyeceğim.. Sinirle yürüyerek nenemgile gittim. Sanki evde az azar yiyor muşum gibi birde burda laf işittim.. "Evin önü boş duruyor ekip biçin.. Benim göt kadar bahçeme göz dikmeyin.." Sanki ben istiyorum, Cemile ana istiyor lafı sözü ben işitiyorum.. Önüne gelen bana laf söylüyor.. Eve gidince işiteceğim lafları da bildiğim için sanırım sinirden gözlerim doldu.. Nenemin kırk lafla verdiği kabakları elime alıp evin yolunu tuttum. Yol boyunca gözlerim durmadı.. Mezarlığın önünden geçerken bir süre öylece durup baktım.. Anamın mezarlığı üç beş metre uzağımdaydı ama ben ona da sinirliydim bugün.. Bırakıp gitmeseydi belki de böyle olmazdı.. "Bugün fatiha yok sana ana.." deyip mezarlıktan uzaklaşmıştım ki Halil abiyle karşılaştım.. "Yine neye üzüldün çimen gözlü?" "Hiç... Hiç bir şeye.." derken gözyaşlarımı sildim.. "He belli belli.. Gözlerin de durduk yere akıyor demi?" Durduk yere akmıyordu ama hangisine daha çok üzüldüğümü ben bile bilmiyorum artık.. Halil abiyle biraz konuştuktan sonra tekrar evin yolunu tuttum. Halil abi abimlerin arkadaşıydı.. Ne zaman görse konuşurdu benimle. Abimler gittikten sonra da daha fazla halimi hatrımı sorar oldu. Mehmet abim giderken beni Halil abiye emenat etmiş öyle dedi.. "Eğer bir şey olursa sen bize ulaşamazsan Halil İbrahim'e söyle o bize haber eder" demişlerdi.. Belki de o yüzden bir tek Halil abiyi dışarıda görünce konuşuyorum.. Allah korusun başka bir erkekle konuşsam hemen laf söz olur.. Evin kapısına yaklaştıkça adımlarım yavaşladı. Bir elimde kabaklar, diğer elinde Ferdi'nin çantası, aklımda da Ferdi vardı. Top oynamaya gitmişti. Anamın eve gel dediğini bile bile gitmişti. Ben ise eve eli boş dönersem de suçlu olacaktım, Ferdi eve gelmezse de... Kısacası bu evde ne olursa olsun suçlu bendim. Kapının önüne geldiğimde derin bir nefes aldım. Kapıyı açıp içeri girdim. "Geldin mi oğlum?" "Ben geldim.." Elimdeki kabakları mutfağın yanındaki tahta kasanın içerisine bıraktım. "Ferdi nerede?" Başımı kaldırmadan cevap verdim. "Top oynamaya gitti." Bir an sessizlik oldu. Sonra beklediğim o ses geldi. "Ne demek top oynamaya gitti?" "Okuldan çıkınca arkadaşlarıyla..." Cümlemi tamamlayamadan yüzüme baktı. "Ben sana onu eve getir demedim mi?" "Dedin..." "Ee?" "Ben de söyledim ama dinlemedi." Cemile ana bir adım yaklaştı. "Sen onun ablasısın. Dinlemedi diye bırakacak mısın?" İçimden bir şeyler koptu. Zorla getirsem Ferdi isyan çıkartır yine suçlu ben olurdum.. "Ben de çocuğun peşinden koşamam ki..." Söylediğim anda pişman oldum. Çünkü Cemile ana kaşlarını çatmıştı. "Ne dedin sen?" "Bir şey demedim." "Yok, dedin. Sen son zamanlarda çok konuşmaya başladın." Başımı önüme eğdim. Konuştuğum yoktu ama yine de öyle görüyordu.. "Git bul kardeşini çabuk.." "Akşam olmak üzere ama ana... Kendisi gelir.." "Git dedim!" Başımı kaldırıp yüzüne baktım. İçimde bir anlığına, küçücük bir cesaret kıpırdadı. "Ya gelmezse?" "Gelmezse sen de gelme." Bu kadar basitti işte.. Her seferinde olduğu gibi yine canımı acıttı. Sanki bu evde benim yerim hiç yokmuş gibi. Sanki ben olmasam kimse eksikliğimi fark etmeyecekmiş gibi. Hiçbir şey söylemeden kapıya yöneldim. Zaten bir şey söylemeye hakkım da yoktu ki..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD