3. Bölüm

1712 Words
Cemile ana geldikten sonra tüm neşemiz bir anda gitti. Ayşe'nin annesi Emine teyze bile biz rahat edelim diye bahçeye gitmişti. Ama bizimki geldi. "Cemile yenge çay getireyim mi? Yoksa annem bahçeden gelince mi gelirsin? Annem evde yokta.." "Getir getir içeyim çay.. Anan gelince onunlada içeriz.." deyip iyice kuruldu köşeye. Anlaması da kıt.. Kız seni kibarca kovuyor, ama anlayan nerede.. Hem biz kız kıza oturuyorduk.. On dakika onbeş dakika derken bir saat oldu gitmeyince kızlar 'Biz gidelim artık' diyerek ayaklandılar. "Ne güzel oturuyorduk nereye?" "Yok Cemile yenge gitsek daha iyi.." diyen Mübarra ayağa kalkıp daha dış kapıya gitmeden söylenmeye başladı. "Sen gitsen biz oturacağız da.. Geldin deve gibi çöktün oraya. " Mübarra'nın sözleriyle olduğum yerde kalakaldım. Bir an Cemile ana da duydu sandım. Ama bizimki hiç oralı olmadı. Kızlar tek tek kalkıp gidince bende peşlerinden gittim. Dış kapının hemen yanında durup hepsinde de özür diledim.. "Valla ben geleceğini bilmiyordum.. Tüm keyfiniz kaçtı benim yüzümden. Bundan sonra toplandığınız da ben gelmem." derken gözlerim doldu.. Tamam benim huzurumu bozmasına alışkınım da, başkalarının huzurunu da bozdu.. "Saçmalama kızım senin ne suçun varda özür diliyorsun.. Bizim koca öküz gibi oturdu kaldı. Bize gelmezsen küserim.." diyen Sevim'e birşey dememe fırsat kalmadan içerden "Kızlar!! Madem böyle her hafta bir yerde toplanıyorsunuz.. Haftaya da bize gelin.." diyen Cemile ananın teklifiyle şok oldum.. Şaşıran sadece ben değildim tabiki de.. -Hangi dağda kurt öldü acaba? -Kız öleceğini mi falan anladıda, bu bizi eve davet ediyor? Kızlar fısıldaşarak konuşurken ben şoktan birşey diyemedim.. "Tamam geliriz Cemile yenge.." diyerek kızlar gitti. Ayşe ile içeri girdiğimizde ayağa kalkıp kapıya doğru yürümeye başladı.. "Ananın geleceği yok.. Hadi kız gidelim, baban gelir. Sen okula git Ferdi'yi al. Dünkü gibi de yapma. Hemen eve gelin.. Valla babanı bu kez tutamam.." deyip ayakkabılarını giyinip çıktı. Tabi bende peşinden.. Cemile ana paytak paytak yürürken ben azıcık bekledim. Tabi yüz kilo olunca yürümeye hal kalmıyor.. Ayşe'yle göz göze geldik. "Ne bakıyorsun?" dedim. "Hiç... Seni düşünüyorum." "Ben kendimi düşünemiyorum, sen beni nasıl düşüneceksin?" Okul yoluna düştüm yine.. Ama aklımda ki saçma düşüncelerle.. Kızların yanında fark ettim ki, kendim ile ilgili hiç bir hayalim yokmuş benim.. Onların bir sürü hayalleri vardı.. Sevdikleri bile vardı.. Ama ben birini sevme hayali bile kurmamışım.. İşten gözümü açtığım yok ki, birini sevip hayalini kurayım.. Sahi benim hayalim neydi? Bir an durup düşündüm. Güzel bir ev mi? Yok. Çocuklarımın olması mi? Onu bile hiç düşünmemiştim. Gezmek, eğlenmek, güzel elbiseler giymek, birinin beni sevmesi... Bunların hiçbirini kendime yakıştırmamıştım bile. Benim hayatımda hep aynı şeyler vardı. Sabah kalk, Cemile ananın söylediklerini yap, evin işini bitir, okuldan Ferdi'yi al, eve dön, babamın suratına bakıp ne zaman kızacağını anlamaya çalış... Sonra aynı şeyleri ertesi gün tekrar et. Çünkü insanın hayal kurabilmesi için önce kendine ait bir hayatının olması gerekiyordu. Benimse kendime ait bir dakikam bile yoktu. Hem benim gibi birini kim niye sevsin ki.. Tam bunları düşünürken okulun önüne geldiğimi fark ettim. Bahçede çocuklar koşturuyor, kapının önünde veliler konuşuyordu. Ben ise sanki başka bir dünyadan gelmiş gibi onların arasından geçip içeri girdim. Ferdi'yi bulmam gerekiyordu. Her zamanki gibi... Onun peşinden koşarken kendi hayatımı yine unutacaktım.. Elinde çantası, yanında iki arkadaşıyla kahkahalar atarak geliyordu. Beni görünce yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu. "Sen niye geldin?" "Ne demek niye geldin? Seni almaya geldim." "Ben kendim giderdim." Bok gelirdin.. Kendisi gelirmiş.. Allah bilir kaç saat sonra gelecen.. "Hiç kusura bakma tıpış tıpış benimle geleceksin.. Yoksa söylerim çingenlere alıp atarlar seni at arabalarına kaçırırlar. Gelirken yolda gördüm, sen bilirsin.." deyince hiç sesini çıkarmadan çantasını uzatıp yürümeye başladı.. Madem sen bana iftira atarsın ben de seni korkuturum böyle.. ... Günler hep aynıydı sanki.. Sabah kalk, akşam yatana kadar hep birşeylerle uğraş.. Ne evin işi bitiyor, nede Cemile ananın dertleri. Tüm işleri ben yapıyorum yine de yaranamıyorum.. Dün akşama kadar çamaşır yıkadım. Beyazları kaynattım, kaç kova su taşıdım sayamadım bile.. Ama akşam babam gelip yemeği beğenmeyince yine suçlu ben oldum. "Akşama kadar otur ancak.. El kapısına gidince böyle oturttururlar zaten.. İki tas çorba yapmayı bile beceremeyeceksen ne işe yararsın?.. İki güne kalmaz geri baba evine yollar seni" diyerek azarladı.. Tamam Cemile ana görmüyor da yaptığımı, babamın böyle konuşması çok zoruma gidiyor.. Benim de kaderim bu sanırım, hiç bir zaman yaptığım görülmeyecek.. Gece boyunca babamın sözleri kulağımda dönüp durdu. “İki güne kalmaz geri baba evine yollar seni…” Sanki ben evlenmek için can atıyordum da, biri beni kapısından kovacak diye korkmam gerekiyordu. Oysa benim korkum başka bir şeydi. Bir gün gerçekten evlenecek olursam, gideceğim evin de buradan farklı olmayacağından korkuyordum. Belki başka bir Cemile ana olacaktı karşıma çıkan… Belki başka bir baba… Belki de başka bir evde, yine sabahın köründe kalkıp herkesin işini yapacak, gece herkes uyuduktan sonra kendi yatağıma girecektim. Sabah yine erkenden uyandım. Gözümü açar açmaz tavana baktım. Bir süre öylece kaldım. Sonra içimden, “Bugün ne yapacağım?” diye geçirdim. Cevabı biliyordum. Her zamanki şeyleri… Yataktan kalktım. Daha saçımı bile doğru düzgün toplamadan mutfağa geçtim. Ocağın başında kahvaltıyı hazırlarken Cemile ana arkamdan seslendi. “Çayı koydun mu?” “Koydum.” Hayret bugün erken uyanası gelmiş.. Ama erken uyansa sanki bir işin ucundan tutacak. Hızlıca kahvaltıyı yapıp, birinci görevim olan Ferdi'yi okula bırakıp geldim. Yolda yine Halil İbrahim abiyle karşılaştık. "Dün Süleyman'la konuştum. Sizin evi aramış ama kimse açmamış. Nasıl olduğunu sordu." "Dün ben akşama kadar çamaşırları yıkamakla uğraştım. Cemile ana evdeydi aslında.. Ama oda duymamış demek ki.. Abimler nasılmış, iyiler miymiş?" diye hemen sordum. "İkisi de iyiymiş.. İş bulmuşlar çalışmaya bile başlamışlar.." Halil İbrahim abimle ne konuştuysa hepsini anlattı. "İstersen bir gün bize gel, ben ararım konuştururum abinlerle.." deyince ilk başta olur desem de sonra biraz düşününce "Yok olmaz.. Babam size geldiğimi duyarsa kızar.." Halil İbrahim anasıyla tek yaşıyordu.. Hem biri görse laf söz eder.. Şimdi bile yolda konuşurken sürekli gözlerim etrafta biri görüpte yanlış anlamasın diye.. "Merak etme ben evde olmam. Anama söylerim, o eve alır seni.. Hem abin söyledi. Selvi'yle konuşmak istiyorum diye.." “Ne söyleyecekmiş ki?” “Onu kendisine sorarsın. Ben sana ne anlattıysa onu söyledim.” Başımı önüme eğdim. Birkaç saniye sustum. İçimde öyle büyük bir özlem vardı ki, sırf seslerini duymak için bile her şeyi göze alabilirdim. Ama korku da hemen arkasından yetişiyordu. Babam… Babam duysa ne olurdu? Aslında sorunun cevabını biliyorum.. Her yerim dayaktan morarana kadar döverdi.. O ani düşününce bile canım yandı.. “Ben gelemem Halil İbrahim abi.” “Niye?” “Babam kızar.” “Baban her şeye kızıyor zaten.” “Bir de insanlar konuşur. Size gelmemi yanlış anlarlar” dedim bu kez.. Halil İbrahim abi derin bir nefes aldı. “Selvi, sen insanlara göre yaşarsan hiç yaşayamazsın. Hem ben evde olmam diyorum. İnsanlar ne konuşacak?” Valla insanlar konuşacak öyle şeyler bulurdu ki, yeminle aklınız şaşar.. “Abin seni özlemiş.” Bu kez başımı kaldırdım. “Gerçekten mi?” “Gerçekten.” Gözlerim dolacak gibi oldu. Hemen başka tarafa baktım. “Ne zaman konuşacaksınız?” “Bugün istersen.” “Bugün mü?” “Evet. Öğleden sonra evde olmayacağım. Annem evde olacak. Sana da göz kulak olur. Kimse görmeden girersin, konuşursun, çıkarsın.” Kimse görmeden… Sanki suç işliyordum. Ama abimin sesini duyma düşüncesi bütün korkularımın önüne geçti. “Peki…” Halil İbrahim abi gülümsedi. “Tamam o zaman. Öğleden sonra gel.” Başımı salladım. Sonrada arkama bile bakmadan hızlıca eve geçtim. Öğlene kadar elim ayağım birbirine dolandı. Ne yaptığımı ben bile bilmiyordum. Tencereyi ocağa koyup altını yakmayı unutuyor, sonra aklıma abimler geliyordu. Bulaşık yıkarken kendi kendime gülümsediğimi fark edip hemen yüzümü ciddileştiriyordum. Aylardır seslerini duymadım. İkisini de çok özledim.. Sanki aylardır görmediğim abimle konuşmak bile ayıp günah bir şeymiş gibi gizlice konuşmaya gidecektim… Evde telefon vardı ama ben korkudan yanından bile geçemiyorum.. Şimdi ise sırf seslerini duyabilmek için Halil İbrahim abilere gideceğim.. Öğleye doğru Cemile ana, “Ben biraz uzanacağım. Akşama yemek hazır olsun.” deyip odasına geçti. "Sular kesilmiş yine, ben çeşmeden su almaya gideceğim" diyerek seslendim. Elime iki kova alıp evden çıktım. Abimlerle konuşur, sonrada çeşmeden su alıp gelirdim. Hem yalanda değil su çok az akıyor.. Sokağın başına kadar neredeyse koşar gibi yürüdüm. Sonra biri görür diye yavaşladım. Başımı önüme eğdim. Her adımda kalbim daha hızlı atıyordu. Halil İbrahim abinin evine geldiğimde kapıyı onun annesi açtı. Beni görünce yüzü aydınlandı. "Hoş geldin kızım.. Buyur gel içeri," diyerek beni içeri aldı.. "Senin fazla zamanın yoktur. Halil İbrahim bu kağıdı verdi, abinin numarası yazıyormuş.. Sen geç odaya ara konuş rahat rahat" deyip kağıdı uzattı.. Başımı eğip küçük odaya geçtim. Kapıyı tamamen kapatmadım. Sanki biri görse suçüstü yakalanacakmışım gibi. Kâğıdı masanın üzerine koydum. Numaraya baktım. Aramak için telefonu elime aldığımda kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki, sanki karşıdaki kişi daha numarayı çevirmeden sesimi duyacaktı. Numarayı cevirip ahizeyi kulağıma götürdüm ama aklıma yine saçma düşünceler üşüştü. Ya abim “Neden hiç aramadın?” derse? Asıl korktuğum ise sesini duyduğum anda ağlamaktı. Ben ağlarsam konuşamazdım ki. Derin bir nefes aldım. “Allah'ım ne olur açsın…” Telefon bir kere çaldı. İki kere… Üçüncü çalışında açıldı. “Alo?” O sesi duyduğum an dünyam durdu. Hiçbir şey söyleyemedim. Telefon kulağımda, ağzım kapalı öylece kaldım. “Alo? Alo... Konuşsanıza?” Dudaklarımı ısırdım. Gözlerim doldu. Abimin sesiydi, vallaha da oydu.. “Abi…” Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra sesi değişti. “Selvi?” Bir kelime… Sadece adımı söylemişti. Ama ben o kelimenin içinde aylardır özlediğim her şeyi buldum. “Abi…” Bu kez sesim titredi. “Selvi, sen misin kızım?” “Benim…” “Allah'ım…” Abimin sesi çatladı. “İyi misin?” İşte o soru beni bitirdi. İyi miydim? Bilmiyordum. “İyiyim abi.” Yalan söyledim. Hem de hayatımdaki en kolay yalanı. “Sesin hiç iyi gelmiyor.” “İyiyim dedim ya…” “Bana yalan söyleme.” Gözyaşım yanağımdan süzüldü. Elimin tersiyle hemen sildim. “Çok özledim sizi.” Karşı tarafta derin bir sessizlik oldu. Sonra abimin burnunu çektiğini duydum. “Biz de seni çok özledik be kızım.” Gözlerimi kapattım. Onlar arada iki kişiydi. Ben burada tek kalmıştım. Şu hayatta bana gerçekten değer veren iki kişi de benden kilometrelerce uzaktaydı.. Kimin özlemi daha fazlaydı bilmiyorum.. “Benim güzel kardeşim…” dediğin de Artık tutamadım kendimi. Sessizce ağlamaya başladım. “Niye ağlıyorsun kızım? Yapma böyle.. O yeşil gözlerinden akan yaşlara kurban olurum.. Sil göz yaşlarını, üzme beni..” “Özledim…” Keşke bir sabah kalkıp kapıyı açsam ve hiçbir şey düşünmeden size gidebilsem. Ama benim hayatımda “gitmek” diye bir şey yoktu. Ben ancak gönderilirsem bir yere gidebilirdim. Yada böyle korkuyla, gizli saklı gelebilirdim..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD