5. Bölüm

1701 Words
Halil İbrahim abinin yanından öyle bir kaçtım ki arkama bile bakmadım valla.. "Kimse yok korkma," diye arkamdan bağırdı.. Ama öyle kolaymıydı, korkmamak.. Korkudan yüreğim ağzıma geldi.. Babam duyarsa ağzıma sıçar.. Cemile ana görse hele... Allah korusun iki güne kalmaz selam okunur.. "Kızın samanlıklar da erkeklerle fingirdeşiyor" diyerek babamı üstüme salar yeminle.. Demez ki ben sabah sabah bu kızın canını bile isteye yaktım demez. Vicdansız kaynar suyu nasılda döktü elime.. Suçum da Ferdi altına kaçırmış.. O şeyini tutamayıp yatağı ıslatıyor, ama suç benim.. Gece kalkıp tuvalete götürmemişim.. "Ben onun şeyinin bekçisi miyim? Kendisi kalkıp gitseymiş.." deyiverdim.. Demez olaydım.. Bi anda çaydanlığı kaldırıp o sıçak suyu döktü.. "Senin dilin çok uzadı.. Aklın başına gelsin.." diyerek.. Zerre acımadan onu yapan, şimdi gördüğü şeyi nasıl anlatır Allah bilir.. Ama neyse ki eve girdiğim de bıraktığım gibi kanepede oturuyordu.. "Nere kayboldun kız sen?" "Ahıra gittim ana.. Sabah ineğin sancısı vardı, doğurdu mu diye bakayım dedim" Yani tam olarak yalan söylemiş sayılmam.. Gerçekten de ineklere de bakmıştım.. Ama sancısı falan yoktu. Daha doğumuna bir ay var.. Ama bunu Cemile ana nerden bilsin.. Ahıra gittiği mi var? Yattığım odaya girip koynuma soktuğum poşeti çıkarıp yatağın altına koydum.. Halil İbrahim abi günde bir kaç kez sür demişti.. Allah razı olsun ondan.. Valla elimin acısı azaldı... Yatağın üzerine oturup biraz önce yaşadığım o anları düşünmeye başladım. Halil İbrahim abi bana neden "Beni bekler misin?" diye sormuştu ki? Ben onu askerden gelene kadar bekleyince ne olacaktı ki? Aklıma gelen şeyle ağzımı kapattım.. "Aboov.. Bu bana sevdalandı mı yoksa?" Yok canım saçmalama Selvi.. O senin abin yaşında.. Hem Sevim'e bakmamış, bana mı bakacak. Sevim çok güzel kızdı.. Hem iki yaş benden büyük. Ona bakmayan bana hiç bakmaz.. Kesin başka bir şey söyleyecekti.. Kendi kendime konuşurken yüzümün nasıl kızardığını hissettim. Elimi yanağıma götürüp sıcağını kontrol ettim. “Allah’ım ben ne düşünüyorum böyle?” Olmayacak şeyler.. Sırf bana yardım etti diye hemen de neler düşündüm.. Hem abimler beni Halil İbrahim abiye emenat etmişlerdi.. Sevdalanmak olmazdı.. Hem benim yaşım kaç başım kaç? Kız Selvi şu düşündüğün şeyleri bi duyan olsa nasıl kınar seni.. Adam iyilik yaptı diye aklına hemen de neler geldi. Tövbe tövbe.. * * * Sabah Cemile ananın sesine korkuyla uyandım. Yine ne oldu? Neyi yapmayı unuttum acaba? "Selvi!! Allahın cezası Selvi.. Öğlen oldu hala yatıyon, kalk kız.. Gel buraya çabuk.." Yataktan hışımla kalkıp üzerimi giyindim. Öğlen oldu dediği saatte sabahın yedisi.. "Geldim ana n'oldu?" "Elinin körü oldu.. Gel şu hamuru yoğur." Hamur leğenine unu koymuş beni bekliyor. "Ana ekmek var, daha yeni yaptım ya.." "Ekmek olduğunu ben de biliyorum.. Bunu mantı hamuru yoğur.. Madem kızlar oturmaya gelecek, bi işe yarasınlar. Öyle beleşe yiyip içmek yok.." diyerek bana koca bir leğen mantı hamuru yoğurttu. Kızları bize davet ederken bi şüphelenmiştim zaten. Ama bu kadarını da ben bile beklemiyordum.. Hamuru yoğururken kollarım koptu vallahi. Cemile ana da karşıma geçmiş, sanki ben değil de köyün bütün kadınları mantı yapacakmış gibi talimat yağdırıyordu. “Biraz daha su koy.” Koydum. “Un at.” Attım. “Çok attın kız, cıvık oldu.” İçimden “E sen dedin!” diye bağırmak geldi ama dilimi tuttum. Daha dün elime kaynar su döken kadına bugün de laf yetiştirirsem, bu sefer hamurun içine beni katıp yoğurmasından korkuyordum. “Oldu mu ana?” “Eh işte.. Senin yapacağın iş anca bu kadar olur.. Bırak dinlensin." deyince üstünü bezle örtüp bıraktım. Bir kere de yaptığım bir işi beğensin valla dişimi kırarım.. Hamur leğenini kaldırıp kahvaltıyı hazırladım. Kahvaltıyı hızlıca yap, Ferdi'yi okula götür gel öldüm.. Ben hiç durmadan oradan oraya koştururken Cemile ana bıraktığım yerde oturuyor.. Babaannem "Bunu kadı oturtmuş kalkmaz" derken haklı valla.. Babaannemi de sevmiyorum ama en azından kadın kaç yaşına gelmiş her işini kendi yapıyor.. Ama Cemile ana da oda yok. Hem iş yapmıyor, hem de yaptığımı beğenmiyor.. "Çayın yanına kek yapayım mı?" diye sormam bile hataydı.. "Kekde neymiş.. Ocağın orda büskevit var, koy onu yesinler.. Kek yapacakmış.. Baban kolay mı kazanıp getiriyor.. Milletin açlarını biz mi doyuracağız.." Sanki köyün bütün fakirleri bizim kapıda sıraya girmiş de ben de gizli gizli kek yapıp dağıtacaktım. Daha kızlar gelmeden yaptıracak iş hazırladın, ama kek deyince aç doyurur oldun.. Acaba Ayşe'ye söylesem de gelmeseler mi? Ama onlar gelmezse bu kadar mantıyı ben tek başıma nasıl yapayım ki? Valla Cemile ana elini bile sürmez hepsini bana yaptırır.. İki ucu boklu deynek resmen. Ne tarafından tutarsam tutayım elimde kalıyor.. En iyisi hiç düşünmemek, belki de kızlar gelmez.. Öğlen ezanı okunmaya yakın kapıya tak tak vurulunca hızla odadan çıkıp kapıyı açtım. Ayşe elinde bir tepsi kekle karşımdaydı.. "Sıçak sıçak yaptım, çayın yanına yeriz" diyerek içeri girdi. Birlikte mutfağa geçmiştik ki gardiyan gibi peşimizden de Cemile ana geldi. Ayşe elindeki tepsiyi tezgahın üstüne koymasıyla, hiç utanmadan "Kız ne güzel koktu bu böyle.." diyerek bir dilim alıp mideye gönderdi.. "Ben de Selvi'ye söyledim sabah yap diye.. Ama tembel avrat gibi her işi eksik yaptığından yapamamış.." derken valla ikinciyi de götürdü.. Utançla Ayşe'nin yüzüne baktım.. Sanki halimden anlamış gibi, "Cemile yenge sen geç içeri ben sana tapağa koyup getiririm.." "Getirir misin?? He tamam o zaman çayı da yapın öyle getirin.. Buda kuru kuru yenmez.." Allahtan kuru kuru yenmiyor, üç tane keki dakkasında götürdün.. Her gelen eli dolu geldi. Benim yapmam gereken ne varsa onlar yapıp getirmiş.. Tabi böyle olunca ben bin kez mahcup oldum. Cemile ana baş köşeye geçip kurulunca Münevver daha fazla dayanamayıp "Cemile yenge sen bize mi gitsen acaba? Anam seni soruyordu. Madem bize mantı yaptıracan, bari kız kıza kalalım rahat edelim.." "Benim size ne zararım var? Bi köşede oturuyorum.. Hem ben cahilin halinden anlarım, çekinmeden konuşun yanımda.." deyince hepimiz de bir birimize baktık.. Tabi kesin anlardı.. Beş dakikaya minareye çıkıp köye duyururdu.. "Valla sen bilirsin Cemile yenge. gitmeszen içerim çayımı eve giderim.. Oturur akşama kadar sen yaparsın mantıyı.." deyince götü yemediği için kalktı. Dış kapıya çıkmadan bağırdı "Kız getirdiklerinizin hepsini yemeyin.. Ferdime de bırakın.." Cemile ana kapıdan çıkar çıkmaz hepimiz birkaç saniye öylece birbirimize baktık. Sonra Münevver birden kahkahayı patlattı. "Bok yesin Ferdin.. Tövbe de birşey bırakmam.." Ayşe hemen ağzını eliyle kapattı ama o da gülüyordu. Ben de kendimi tutamadım. “Sus kız, duyacak şimdi geri döner.” "Utanmasada bizide yiyip kalkacak, bir de Ferdisine bırakacakmışız.. Selvi valla sen bu kadını çektiğin için cennete gidemezsen, biz hiç gidemeyiz.. İnsanı katil eder bu karı.." Cemile ana gittikten sonra hem keyifle yiyip içtik, hemde asla bitmeyeceğini düşündüğümüz mantıyı bitirdik.. Bi ordu doyuracak kadar mantı yaptık yeminle. Radyomuz hep acıktı. Şarkı isteyemesekte, sırada ki şarkıları birinin bize istediğini düşünerek dinledik. Hepimize güzel güzel şarkılar çıkarken Sevim'e, Kıraç'ın şarkısı çıkınca hepimiz aynı anda kahkakara boğulduk.. #Münkir münafığın soyu Yaktı harap etti köyü Ölüsüne bir tas suyu Dökenin de avradını Derince kazın kuyusun İnim inim inilesin Kefenin diken iğnesin Dikenin de avradını# "Gavur tohumuna bak hele.. Kız böyle şarkımı olur? Valla kabul etmiyorum.. Bundan sonra çıkan şarkı benim.." diyerek itiraz etsede şansına o çıkmıştı.. Bana çıkan şarkıyla da hepsi kimden sana geldi deyip durdu.. İtiraf ediyorum aklımdan o an Halil İbrahim abi geçmişti.. 'sıradaki şarkıyı Halil İbrahim bana söylüyor' demiştim.. Ama çıkan şarkı biraz uymadı.. Yani benim için kimse birşey yapmazken. Şarkıda Romayı yakarım diyordu.. Ayşe'nin dediği gibi 'sobayı yaksınlar yeterdi' #Engel mi mesafeler aşk yoluna, meşk yoluna? Değer mi sebepsizken ayrılığa? Baş koydum ben seninle mutlu aşk yoluna, meşk yoluna Bulurum, Kafdağı'na kaçsan da Aşıklar anlar beni, her halimi, sevdiğimi Dünyada bensiz bırakmam seni Yalnızlar anlar beni, her halimi, sevdiğimi Hayatta terk etmem seni# Yok valla kızların aklına uyup bir daha şarkı falı tutmam.. Hem doğru çıksa Sevim'e öyle bir şarkı çıkmazdı.. Bence şarkılar karışmış.. Cemile ana kesin bana söylüyordur o şarkıyı, yada benden Cemile anaya gitse o şarkı daha isabetli olurmuş.. Kızlar bi ara elimi nasıl yaktığımı sordular. Onlara da yalan söyledim. Kendim yanlışlıkla çaydanlığı devirdiğimi söyledim. Tabi sonra salak ben az kalsın Halil İbrahim abinin krem aldığını ağzımdan kaçırıyordum. Ayşe, "Bizde yanık kremi vardı, bilseydim getirirdim. Niye söylemedin?" deyince "Ha.." deyip sustum.. "Ha gerek yok, bizde vardı onu sürüyorum, acımıyor artık.." diyerek toparladım.. Ama yeminle iki kelimeyi söyleyene kadar yüzüm kıpkırmızı oldu. Zaten geldiğinden beri Sevim'in dilinden Halil İbrahim abinin adı düşümüyor.. "Kız adamı her gördüğümde dibim düşüyor.. Geçen gün yine gördüm dönüp bakmadı gebermiyesice...." Sevim'in gözleri parlıyordu anlatırken. "Bir de ne biliyor musunuz? Böyle yürüyüşü var ya... Sanki köyün tapusu bunun üstüne. İnsan bi bakar kız.. Bir kere bakar.." Münevver hemen lafa girdi. "Sen de herifin önüne geçip 'bak bana' diyeceksin neredeyse." "Ne var kız? Baksa ne olacak? Gözleri var, kullansın." Ayşe kahkahayı bastı. "Senin gözün adamda da adamın gözü nerede acaba?" "Bilmem.. Ama benim gözüm onda, orası kesin." Ben sessizce dinledim sadece.. Şimdi Halil İbrahim abinin bana söylediği lafı söylesem yanlış anlarlardı. Ben bile yanlış anladım çünkü. Ama şimdi onlar konuştukça anlıyorum ki Halil İbrahim abi bana sadece iyilik yapıyor.. Yedik içtik güldük eğlendik.. Bolcada yoruldum valla. Kızlar gittikten sonra yine boş durur mu Selvi.. Ferdi'yi okuldan al, ahıra git, akşam yemeği hazırla.. Cemile anada çok yorulmuş gibi "Yemek nerde kaldı kız? Baban geldi.." Bir işin ucundan tutsa olmaz.. Ben hangisini yapayım??... Yazar Anlatımı... Selvi ah Selvi yaşın çocuk ama ruhun şimdiden otuzunu görmüş.. Hayal dahi kurmayı unutmuş.. Hiçbir şeyi kendine yakıştırmıyor.. İki ay sonra onyedisine girecekti.. Daha çocuk sayılırdı.. Aşkı, sevgiyi izlediği dizilerden görürdü.. Ekranda izlediği Karadeniz dizisi Gülbeyaz'dı.. Bir an dalıp kendini başrol kadının yerine koydu.. Ama karşısında ki erkek Halil İbrahim'di.. Erkekler sevdiklerine böyle mi bakıyordu sahiden? "Halil İbrahim abi bana böyle mi bakıyor ki acaba?" diye geçirdi aklından.. Bir daha karşılaşırlarsa dikkat edecekti.. Hem ona sorması gereken bir şey vardı.. Daha 'beni bekler misin?' derken ne demek istediğini anlamamıştı.. Bu cümlenin altında başka bir anlam olup olmadığını çözmeye çalışıyor, fakat her düşündüğünde başka bir ihtimal buluyordu. Belki gerçekten bir şey söylemek istemişti. Ama bunu Selvi bir türlü anlamamıştı.. Selvi'nin hayatı, babasının sertliği, Cemile anasının bitmeyen işleri, kardeşi Ferdi, ahır, ev ve köyün küçük dünyasından ibaretti. Aşk hakkında bildikleri ise televizyonda gördüklerinden öteye geçmiyordu. O yüzden Halil İbrahim'in gözlerinde kendisine karşı farklı bir şey olup olmadığını anlayabilecek kadar tecrübeli değildi.. Selvi bir haftadır Ferdi'yi okula götürüp getirirken gözleri hep Halil İbrahim'i arar oldu.. Ama sanki Halil İbrahim karşısına çıkmamak için yemin etmiş gibi yoktu.. Hergün bir şekilde gördüğü adam şimdi yoktu.. Oysa ki ona sormak istediği şey vardı.. Cevabını almadığı hergün kafası biraz daha karışıyordu.. En önemlisi de umut etmek istemiyordu.. Birinin onu sevebileceğini umut etmek imkansız gibiydi.. Selvi'yi kim, neden sevsindi ki..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD