Geri Gelir Mi ?Kötü Zamanlar

1303 Words
Derin ve Eren, her geçen gün birbirlerine biraz daha yakın hissediyorlardı. Terapi seansları, artık bir danışmanlık ilişkisinin ötesine geçmişti. Eren, Derin’i tanıdıkça, onun sadece yaşadığı acılarla değil, aynı zamanda o acıların içindeki gücüyle de büyüleniyordu. Derin de zamanla Eren’in yanında bir huzur bulmaya başlamıştı. Onun sakinliği, güven veren tavırları ve içtenliği, Derin’in yıllardır hissetmediği bir sıcaklık hissetmesini sağlıyordu. Bir akşamüstü, Eren ve Derin seans sonrası ofiste oturmuş, kahve eşliğinde konuşuyorlardı. Derin, artık daha rahat bir şekilde Eren’le konuşabiliyor, içini dökebiliyordu. Fakat hâlâ yüzünde bir gölge vardı; içinde bulunduğu hayatın ağırlığını üzerinden atamadığını belli eden bir gölge. Eren, Derin’in yüzündeki bu ifadeyi fark etti. Bir an derin bir nefes aldı ve konuşmaya karar verdi. “Derin,” dedi, sesi nazik ama kararlıydı. “Sana bir şey söylemek istiyorum.” Derin başını kaldırıp ona baktı. Eren’in yüzündeki ciddiyeti görünce biraz gerildi. “Evet?” dedi, hafif bir endişeyle. Eren, koltuğunda hafifçe öne eğildi. “Biliyorum, şu anki hayatın seni tüketiyor. O kafede çalışmak, o daracık odada yaşamak, sana hiçbir çıkış yolu sunmuyor. Ve ben bunu daha fazla izlemek istemiyorum.” Derin, onun söylediklerini dikkatle dinliyordu ama bir yandan da şaşkındı. “Ne demek istiyorsunuz?” diye sordu, kaşlarını hafifçe çatarak. Eren, biraz duraksadı. Sanki doğru kelimeleri seçmek istiyormuş gibiydi. “Sana bir teklifim var,” dedi sonunda. “Benim evimde yaşamanı istiyorum. İstanbul’da, sakin ve güzel bir yerde bir villada yaşıyorum. Orada daha huzurlu ve güvenli bir hayat kurabileceğine inanıyorum. Sana hiçbir beklentiyle yaklaşmıyorum, bunu bilmeni isterim. Sadece… senin daha iyi bir hayat yaşamanı istiyorum.” Derin, bir an için donakaldı. Sanki Eren’in söylediklerini anlamaya çalışıyordu. “Evinizde mi?” diye tekrar etti, inanamaz bir ses tonuyla. Eren başını salladı. “Evet. Orada istediğin kadar kalabilirsin. Sana destek olmak, bu yükü biraz olsun hafifletmek istiyorum. Ve biliyorum, bu kolay bir karar değil. Ama lütfen düşün. Burada, bu hayatta daha ne kadar dayanabileceksin?” Derin, Eren’in yüzüne baktı. Onun samimiyetini hissedebiliyordu. Ama yine de tereddüt ediyordu. “Eren, bu… bu çok büyük bir şey. Sizin bana bu kadar yardım etmek istemenizin sebebi ne?” diye sordu, sesi titrek bir merak ve şüpheyle doluydu. Eren, hafifçe gülümsedi. “Sebebim mi? Çünkü senin daha iyi bir hayatı hak ettiğine inanıyorum. Seninle tanıştığımdan beri tek bir şey görüyorum, Derin: Sen o karanlıkta kaybolmayı hak etmiyorsun. Sen… bir nadide çiçeksin. Ve ben, sana büyümen ve yeniden çiçek açman için bir fırsat sunmak istiyorum. Hepsi bu.” Derin’in gözleri doldu. Eren’in bu kadar içten ve samimi olması, ona yıllardır hissetmediği bir güven ve huzur duygusu verdi. Ama yine de içinde bir çekince vardı. “Ya yanlış bir karar veriyorsam? Ya bu doğru değilse?” diye fısıldadı. Eren, nazikçe başını iki yana salladı. “Derin, hiçbir şey yanlış olmak zorunda değil. Bu senin için bir şans. Ve sana söz veriyorum, sana asla zarar vermem. Sadece seni güvende ve mutlu görmek istiyorum.” Derin bir süre düşündü. Eren’in söyledikleri mantıklıydı. Şu anki hayatında hiçbir çıkış yolu yoktu. O kafedeki iş, o dar odada geçen geceler… bunlar onun için bir çöküşün habercisiydi. Ama Eren, ona bir umut kapısı açıyordu. Ve bu kapıdan geçmek, belki de onun kurtuluşu olacaktı. Derin derin bir nefes aldı. “Tamam,” dedi sonunda, sesi kararlıydı. “Kabul ediyorum. Ama… bunu yapmamın tek sebebi, sizin yanınızda kendimi güvende hissetmem. Bunu bilin.” Eren’in yüzü aydınlandı. “Tabii ki, Derin. Sana söz veriyorum, bu kararın doğru olduğunu hissedeceksin.” --- Birkaç gün sonra, Derin eşyalarını topladı ve Eren’in onu almaya geleceği saati bekledi. İçinde hem bir heyecan hem de bir korku vardı. Ama Eren’in yanındayken, gerçekten güvende olduğunu hissediyordu. Eren, siyah bir arabayla geldiğinde, Derin’in yüzündeki gerginliği fark etti. Ama ona güven dolu bir gülümsemeyle baktı. “Hadi, gidelim,” dedi. İstanbul’un sakin bir bölgesine vardıklarında, Derin gözlerine inanamadı. Eren’in evi, geniş bir bahçe içinde, doğayla iç içe, modern ama aynı zamanda sıcak bir villaydı. Bahçede rengârenk çiçekler ve kuş sesleri, huzurun bir resmi gibiydi. Eren, arabadan inip Derin’e kapıyı açtı. “Burası artık senin de evin,” dedi nazikçe. Derin, o an hayatında belki de ilk kez bir umut ışığı gördü. Bu yeni başlangıç, onun için bir dönüm noktası olabilirdi. Eren’e teşekkür ederken gözleri doldu. “Umarım bir gün size bunun karşılığını verebilirim,” dedi. Eren, onun yüzüne bakarak, “Senin mutlu olman yeterli. İşte benim karşılığım bu,” dedi. Ve o gün, Derin’in hayatında yeni bir sayfa açılmış oldu. Eren, Derin’in evine taşındığı ilk günlerden beri onun ne kadar kırılgan bir psikolojiye sahip olduğunu biliyordu. Fakat günler geçtikçe, Derin’in içindeki karanlık daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmaya başlamıştı. İlk başlarda, Eren onun sessiz duruşunu, bazen dalıp gitmelerini ve aniden değişen ruh halini anlamlandırmaya çalışıyordu. Ancak zamanla bu durum, daha yoğun ve kontrol edilmesi zor bir hal aldı. Derin, bazen mutfakta bulaşık yıkarken, bir an durup ellerini masaya koyar ve hiçbir şey söylemeden gözlerini boşluğa dikerdi. Bazen gece Eren’i uyandıracak kadar yüksek sesle ağladığını duyardı. Ama bu bile, birkaç gün sonra olacakların habercisi değildi. Bir akşamüstü, ev sessizdi. Eren çalışma odasında bir makale okuyordu. Derin ise mutfakta çay hazırlıyordu. Her şey sıradandı, ta ki aniden mutfaktan gelen bir çarpma sesi bütün evi doldurana kadar. Eren hızla yerinden kalktı ve mutfağa yöneldi. Kapıya vardığında, Derin’in elinde çay bardağının kırılmış parçalarını tuttuğunu, gözlerinin öfkeyle dolu olduğunu gördü. Kırılmış camlar mutfağın her yerine dağılmıştı. Derin, nefes nefese bir haldeydi, yüzü kızarmış ve gözyaşları yanaklarından aşağı süzülüyordu. “Lanet olsun ona!” diye bağırdı Derin. Sesi, yılların birikmiş acısını ve öfkesini yansıtıyordu. “Babam olsaydı, o ölmeseydi, her şey bambaşka olabilirdi! Mutlu bir ailemiz olurdu! Ama o… O bizi yarı yolda bıraktı! Nasıl yapar bunu? Nasıl?” Eren, Derin’in gözlerindeki öfkenin altında yatan derin acıyı gördü. Ama ne yapacağını bilemediği bir an yaşadı. Derin’in ellerinden cam parçalarını almak için bir adım attı, ama o geri çekildi. “Yaklaşma! Sakın yaklaşma!” diye bağırdı Derin, sesi neredeyse bir çığlık gibi çıkıyordu. “Her şey onun yüzünden! Annemin o hale gelmesi… Benim böyle olmam… Hepsi onun suçu! Lanet olsun ona!” Eren, sakinliğini korumaya çalışarak, yavaşça konuşmaya başladı. “Derin… Lütfen. Sakinleş. Sana zarar verebilirsin.” Derin, ellerindeki camları yere atarak başını elleri arasına aldı. “Zaten zarar gördüm! Daha ne kadar olabilir ki? Daha ne kadar düşebilirim?” diye hıçkırarak ağlamaya başladı. Eren, o an onun yanına gitmekten başka bir şey yapamayacağını anladı. Derin’in savunmasız hali, Eren’in içindeki korumacı tarafı daha da güçlendirdi. Yavaşça yanına yaklaştı ve hiçbir şey söylemeden kollarını ona doladı. Derin, bir an için hareket etmedi. Sanki Eren’in sarılması, onun öfkesini ve acısını dondurmuş gibiydi. Ama sonra, derin bir nefes alarak kendini Eren’in kollarına bıraktı. Hıçkırıklar eşliğinde ağlamaya devam etti. Eren, onun saçlarını nazikçe okşarken, “Tamam, Derin… Tamam. Artık yalnız değilsin. Ben buradayım,” dedi. Sesinde ne bir yargılama ne de sabırsızlık vardı. Sadece derin bir şefkat ve anlayış. Derin, Eren’in göğsüne başını yaslamış, hıçkırıklarının arasında, “Babam olsaydı… her şey farklı olurdu,” diye fısıldadı. Eren, onun sözlerini duyduğunda içinin nasıl parçalandığını hissetti. Derin’in taşıdığı bu yük, onun yaşam sevincini ve ruhunu yavaş yavaş tüketiyordu. Ama Eren, onun bu yükü taşımakta yalnız olmadığını anlamasını istiyordu. “Biliyorum, Derin,” dedi Eren, sesi nazik ve teskin ediciydi. “Ama artık o geçmişteki acılar seni kontrol etmeyecek. Ben buradayım. Sana yardım edeceğim. Sana söz veriyorum.” Derin, gözyaşlarını silerken, “Bunu nasıl yapacaksın?” diye sordu, sesi yorgun ama umut doluydu. Eren, onun gözlerine bakarak, “Birlikte yapacağız. Adım adım. Ve her ne olursa olsun, ben hep burada olacağım,” dedi. Derin, bu sözlerin samimiyetini hissetti. İlk kez birinin onun acılarını bu kadar derinden anladığını ve onun için mücadele etmek istediğini fark etti. Eren’in kollarında kendini, yıllardır hissetmediği kadar güvende hissetti. O gece, Eren ve Derin için bir dönüm noktasıydı. Eren, Derin’in karanlığının derinliklerini görmüştü. Ama aynı zamanda onun içinde hâlâ bir ışık olduğunu da biliyordu. Bu yolculuk kolay olmayacaktı, ama Eren, Derin’in yanında olmaya ve onu bu karanlıktan çekip çıkarmaya kararlıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD