İlk Karşılaşma

1016 Words
​Köyü geri almışlardı ama bedeli ağır olmuştu. Armando, bir zamanlar hayat dolu olan meydanda durup etrafına baktı. Birçok yiğit askeri bu dar sokaklarda can vermişti. Kalbi, hem zaferin acılığı hem de kaybın ağırlığıyla sıkışıyordu. Askerlerine hayatta kalanları ve işe yarar eşyaları toplama emri verdi. ​Kendiside, ağır hasar görmüş bir konağın mahzenine girdi. Toz bulutlarının arasından süzülen güneş ışığı, köşedeki eski, işlemeli bir sandığa vuruyordu. ​Armando sandığa yaklaştı, içinden bir hışırtı geliyordu. Silahını hazır tutarak kapağı yavaşça araladı. Gördüğü manzara karşısında nefesi kesildi On üç yaşlarında, toz içinde kalmış, gözleri korkuyla büyümüş bir kız çocuğu.Kız ne bir çığlık attı ne de bir yardım istedi. Sadece boşluğa bakıyordu.Anne ve babasını az önce dışarıdaki çatışmada kaybetmişti, ama dudaklarından tek bir kelime dökülmüyordu. Yüzbaşı Armando, kızı sandıktan çıkarmak için elini uzattığında donup kaldı. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpmaya başladı. Korku, heyecan ve tarif edilemez bir sızı tüm vücudunu sardı. ​"Alessia?.." diye fısıldadı Armando'nun dudakları gayriihtiyari. ​Antonella, Armando'nun yıllar önce kaybettiği ve acısını yüreğine gömdüğü karısına inanılmaz derecede benziyordu. Aynı hüzünlü bakışlar, aynı kıvırcık koyu saçlar... Armando, karşısında duran bu küçük kızın şahsında, ölen eşinin hayaletini görmüş gibiydi. O an, profesyonel asker kimliği yerle bir oldu; içindeki o derin boşluk, Antonella’ya karşı duyduğu korumacı bir şefkat ve geçmişe duyulan o imkansız aşkla doldu. Armando sandığın kapağını tamamen açtığında, zihnindeki o karanlık oda da eş zamanlı olarak aralandı. Karşısındaki bu çocuk, sadece bir savaş mağduru değil; Armando’nun kendi elleriyle ölümüne sebep olduğu, bir zamanlar dünyası olan o kadının, Alessia’nın yaşayan bir yansımasıydı. ​İçindeki merhamet, kızı oradan çekip çıkarma arzusuyla yanıp tutuşurken; karısına duyduğu o hastalıklı nefret ve onu öldürmüş olmanın verdiği korkunç suçluluk duygusu bir takıntıya dönüştü. Armando, Alessia’yı öldürerek yok ettiğini sanmıştı ama şimdi kader, o yüzü on üç yaşında bir kızın çehresinde tekrar ona sunuyordu. ​Armando, titreyen ellerini gizlemek için eldivenlerini düzeltti. Sesini olabildiğince yumuşatmaya çalışarak, "Korkma," dedi. Sesi, kendi kulaklarına bile yabancı, çatallı geliyordu. "Ben Yüzbaşı Armando. Seni buradan çıkarmaya geldim." ​Antonella’nın gözlerinde tek bir kıpırtı yoktu. Dudakları mühürlenmiş gibiydi. Armando ona yaklaştıkça, zihninde karısının son anları canlanıyordu; o nefret dolu bakışlar ve şimdi bu kızın masum ama aynı derecede delici gözleri... Armando, bu benzerliğin verdiği öfkeyle kızı sarsmak, "Neden ona bu kadar benziyorsun?" diye bağırmak istiyordu ama bunun yerine diz çöktü. ​"Konuş benimle," diye fısıldadı, neredeyse yalvarırcasına. "Bir şey söyle. Adın ne? Kimsen yok mu?" ​Kızdan yine cevap gelmedi. Antonella, yaşadığı dehşetin ağırlığıyla kelimelerini kaybetmiş, dilsiz bir hayalete dönüşmüştü. Armando, kızı ürkütmemek için ağır hareketlerle onu sandıktan çekip çıkardı. Kucağına aldığında hissettiği o hafiflik, ona karısının cansız bedenini kucakladığı o meşum geceyi hatırlattı.​Mahzenin merdivenlerinden gün ışığına çıktıklarında, köyün yeni manzarası tüm çıplaklığıyla karşılarındaydı. Meydanda yan yana dizilmiş İtalyan askerlerinin cesetleri, kan gölüne dönmüş taş yollar ve az ötede Antonella’nın anne ve babasının cansız bedenleri... ​Dışarıdaki bu yıkımı ve ölümü gören Antonella, daha fazla dayanamadı. O ana kadar heykel gibi duran küçük kız, ani bir refleksle Armando’nun boynuna atıldı. Başını yüzbaşının sert üniformasına, tam kalbinin üzerine gömdü sarsılarak ve hıçkırarak ona sarıldı. ​Armando, bu ani temasla birlikte kaskatı kesildi. Hayatında ilk kez böyle bir duygu karmaşası yaşıyordu: ​Hiç kimse ona bu kadar savunmasızca sarılmamıştı, hele ki elinde sevdiklerinin kanı olan bir adamın boynuna... ​ Karısını kendi elleriyle öldüren bu eller, şimdi karısına tıpatıp benzeyen bir çocuğu korumak için ona kenetlenmişti. ​Armando, kızın titreyen bedenini hissettiğinde, içindeki o nefret dolu takıntı ile merhamet savaşa tutuştu. Yavaşça kollarını kızın etrafına sardı. ​"Geçti..." diye mırıldandı Armando, ama kime söylediği belli değildi. Kıza mı, yoksa hala rüyalarına giren ölü karısına mı? ​Meydandaki diğer askerler, sertliğiyle tanınan Yüzbaşı Armando’nun bir çocuğa böyle sarılmasını hayretle izlerken; Armando, bu dilsiz kızın artık onun hem kurtuluşu hem de en büyük azabı olacağını biliyordu. Armando, tozun ve kanın birbirine karıştığı köy meydanından uzaklaşırken, zihnindeki fırtınalar dışarıdaki savaştan daha şiddetliydi. Siyah, heybetli ve safkan atı "Vittoria", sahibinin ruh halini hissetmiş gibi huzursuzca kişnedi. Armando, Antonella’yı incitmemeye çalışarak atın eyerine, ön kısmına yerleştirdi. Kendisi de hemen arkasına oturdu. Dizginleri tutarken kolları kızı bir çember gibi sarıyordu. Atın her adımında Antonella’nın küçük bedeni Armando’nun göğsüne çarpıyor, bu temas yüzbaşının içindeki o karanlık mahzeni yumrukluyordu. ​Yol boyunca Armando'nun zihni iki uçurum arasında gidip geldi: ​"Bu yüz... Bu bakışlar... Bana her gün işlediğim o korkunç günahı, karımın son nefesini hatırlatacak. Onu burada, bu ıssız yolda bırakmalı mıyım? Yoksa bu benzerliği tamamen yok mu etmeliyim?" diye düşündü. Karısına olan nefreti, kızın yüzünde vücut buluyordu. ​Ancak kızın sıcaklığı ve savunmasızlığı, Armando’nun kurumuş merhamet damarlarını zorluyordu. Onu öldürmek, Alessia’yı ikinci kez öldürmek gibiydi. Sonunda, zihnindeki bu hastalıklı karmaşadan çarpık bir çözüm doğdu: Onu ne tamamen özgür bırakacak ne de yok edecekti. Onu kendine bağlayacak, gözünün önünde tutacak ve bu benzerliğin acısını onu bir gölgeye dönüştürerek çıkaracaktı. ​"Benim olacaksın," diye mırıldandı rüzgara karşı. "Benim sessiz gölgem, özel hizmetçim olacaksın. Kaçtığım o geçmişi her gün senin yüzünde göreceğim ve bu benim cezam olacak." İtalya’nın servilerle kaplı yollarını aşarak, Armando’nun şehirden uzak, yüksek duvarlarla çevrili kasvetli konağına vardılar. Atından inerken kızı kucağına aldı ve ağır demir kapıdan içeri girdi. ​Avluya çıktıklarında, konağın kıdemli hizmetçileri onları karşıladı. Başhizmetçi kadın Maria ve kahya Giuseppe, yüzbaşının kucağında toz toprak içinde, dilsiz gibi bakan bu kızı görünce şaşkınlıklarını gizleyemediler. Özellikle kızın yüz hatlarındaki o tanıdık ifade, Maria'nın yüzünün kireç gibi sararmasına neden oldu; o da eski hanımını hatırlamıştı. ​Armando, Antonella'yı yere bıraktı ama elini omzundan çekmedi. Buz gibi bir sesle emirlerini verdi: ​"Bu kız artık burada kalacak. Adı Antonella. Kimseyle konuşmayacak, kimse ona soru sormayacak. Onu yıkayın, temizleyin ve en iyi kumaşlardan ama bir hizmetçiye yakışır sadelikte giydirin. O, sadece bana hizmet edecek. Onu en küçük hatasında bile bana bildireceksiniz, ancak ona benden izinsiz tek bir tokat bile atılmayacak." ​Antonella, devasa tavanlı bu soğuk taş binada, etrafındaki yabancı yüzlere bakarken hala tek bir kelime etmiyordu. Armando arkasını dönüp çalışma odasına doğru yürürken, içindeki takıntılı ses fısıldıyordu: “Oyun başlıyor, Alessia... Bakalım bu sefer hangimiz hayatta kalacağız?” Konağın kalın taş duvarları, Armando’nun hem sığınağı hem de zindanı haline gelmişti. Gün ışığında mağrur bir kahraman, sert bir komutan olan Yüzbaşı; güneş battığında kendi karanlığında boğulan bir canavara dönüşüyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD