Konakta geçen ilk haftalar Antonella için bir sınavdı. Armando, kızı sıradan bir hizmetçi gibi değil, adeta kendisine ait sessiz bir sanat eseri gibi şekillendirmek istiyordu.
Armando, kızın duruşundan yürüyüşüne, tepsiyi tutuş şeklinden bakışlarını yere indirmesine kadar her şeyi bizzat denetliyordu. Bir gün ölen eşinin çalışma odasında onu incileyip eğitirken ona ilk kez dokunmak istedi.Oturduğu masadan kalkıp karşısında deri koltuk takımını silen Antonella'ya yaklaştı.Omuzlarından sıkıca tutup sertçe kendine çevirdi.Sessizce çalışmakta olan Antonella elinde tutuğu bezi iki avcunun arasına alıp ellerini göğüslerinin üzerine çekti.Korkudan rüzgarda savrulan bir yaprak gibi tir tir titriyordu.Armanda başını eğdikçe Antonella başını geriye yatırıyordu.Bu bencil ve cani adamın aklından neler geçtigini anlamaya çalışıyordu.Artık kaçabileceği bir yer kalmadığında onunla yüzlesmeye çalıştı.Armando bu durumdan cok memnundu ve onun bu çırpınışından zevk alıyordu.Eski pozisyonuna geri gelip Antonella'nın kollarini bıraktı.Yüzünde berbat bir gülümseme vardı.Gülmek ile tiksinmek arasında bir çizgide yürüyor gibiydi.Elinin birisini cebine soktu."Bir gölge ses çıkarmaz," diyordu ona, parmaklarıyla kızın çenesini sertçe yukarı kaldırırken.
Antonella ise her zamanki sessizliğiyle yanında tikiliyordu.Bu ev, ailesinin ölümü ve Armando'nun cani bakışları arasında sıkışıp kalmış sessiz bir çiğlik gibi dolaniyordu.
Bu evde kendine tek yakın hissettigi insanlar
karı- koca olan hizmetçi Maria ve Giuseppeydi.
Hizmetçiler Maria ve Giuseppe, kızın bu travmatik suskunluğunu bozmak için her yolu denediler. Maria ona şefkatle yaklaşarak mutfakta sıcak kurabiyeler verdi; Giuseppe ise şakalar yaparak yüzünü güldürmeye çalıştı. Ama Antonella, sanki dili sökülmüş gibi, sadece o derin ve Alessia’ya tıpatıp benzeyen gözleriyle bakıyordu.Onun için endiseleniyor yapabilecekleri birseyler düsünüyorlardı.Eski hanımlarına benzeyen bu genc kızın Armando nun elinde heder olmalarını istemiyorlardı.Onun konusmaması Armando'yu çok kizdiriyordu ve onlar onun öfkesini engelleyemiyorlardı.İlerleyen günlerde bu suskunluk, Armando’nun narsizmini besleyen bir gizeme dönüşmüştü.
Ölen karısının da Antonella gibi sessiz bir yapısı vardı.Evliliklerinin ilk yıllarında konuşkan be eğlenceli olan güzeller güzeli karısı oğullarınının doğumundan sonra içine kapanıp sessizleşmişti.O zamanlar Armando savaçta kendisi gibi yüzbaşı olan babasini kaybetmişti.O zamanlar sıradan bir subaydi.Annesi babasını çok seviyordu ve onsuz bir gün geçirmiyordu.Ama savaş bitmek bilmiyordu ve her yer tek tek kuşatiyordu.Babasi ordusuyla beraber büyük bor komplaya kurban gitmisti ve yapilan baskin sonucu babası ölmüştü.Haberi annesine ilk söylediginde annesi sadece hafif bi tebessüm etmisti ve hicbirsey söylemeden kapıyı Arnardo nun yüzüne kapatmıştı.O hafta kendisini cati katinda kocasiyla birlikte biriktirdikleri anılarla dolu odaya asmisti.Arnaldo büyük bir yıkıma uğramış bu olaylarin acisini karisindan cıkartmisti.Bunun sebeplerinden biriside Armando'nun oğlunu karısından kıskanması olmuştu.Karisinin ogluna olan ilgisi ve düşkünlüğünü kıskanıyor annesiyle olan anilari canlaniyordu.Onları eğlenirken gördüğünse sanki haketmediklerino düşünüyor onlara hayati zehir ediyordu.Şimdi ise yapayanlız kalmişti ve gecelerini calişma odasında bir başına geçiriyordu.
Geceleri konak, Armando’nun içsel cehennemine sahne oluyordu. Kapısını kilitlediği çalışma odasından yükselen keskin viski kokusu, koridorlara sızıyordu.
Armando, çalışma masasının gizli bölmesinden çıkardığı Alessia’nın solmuş bir fotoğrafına saatlerce bakıyordu. Narsist kişiliği, karısının onu "terk etmesini" (veya onu öldürmeye mecbur bırakmasını) bir ihanet olarak görüyor; sadist tarafı ise bu ihanetin acısını Antonella’dan çıkarma planları yapıyordu.
"Neden öldün?" diye hıçkırıyordu, alkolün etkisiyle sesi titrerken. "Neden beni bu canavarla baş başa bıraktın?"
Dakikalarca ağlıyor, karısına duyduğu hastalıklı özlemle fotoğrafları öpüyor; saniyeler sonra ise aynı fotoğrafları yere fırlatıp üzerine basıyordu. Onun için Antonella, hem özlediği o kadına dokunabilme ihtimali hem de her gün yeniden öldürmek istediği bir kurbandı.
Bir akşam, Armando aşırı alkollü bir halde Antonella’yı odasına çağırdı. Kız içeri girdiğinde, Armando onu loş ışığın altında süzdü. Narsist arzusu, kızın tamamen ona itaat etmesini, onun bir uzvuna dönüşmesini talep ediyordu.
"Buraya gel," dedi buz gibi bir sesle. Antonella titreyerek yaklaştı. Armando, kızın saçlarını tıpkı karısının yaptığı gibi taramaya başladı ama bunu yaparken tarağı kızın kafa derisine acı verecek kadar sert bastırıyordu.
Kızın acıyla gözlerini sıkmasını izlemek Armando’ya garip bir tatmin veriyordu. "Konuşursan canın yanmaz," diye fısıldadı kulağına. "Sadece bir kelime... Bana 'Armando' de."
Antonella sadece yutkundu. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü ama dudaklarını mühürlü tuttu.
Armando kızı sertçe iterek odadan kovdu. Kendi yansımasına aynada bakarken, yüzündeki o nefret dolu ifadeyi gördü. O an anladı ki; Antonella konuşmadıkça, Armando’nun ona olan takıntısı daha da tehlikeli bir boyuta ulaşacaktı.Ne yapıp ne edecek onu konuşturucaktı.
Zaman, Armando’nun konağında ağır ve zehirli bir duman gibi akıyordu. Geçen aylar, Antonella’nın çocuksu hatlarını yavaş yavaş daha belirgin, daha kadınsı bir zarafete bırakırken; Armando’nun içindeki o karanlık tutku da kök salıyordu.
Armando, bazen koridorun karanlığında durup Antonella’nın çalışmasını izliyordu. Kızın eğilip yerleri silerkenki bel kıvrımı, saçlarını ensesinde toplarken ortaya çıkan beyaz boynu izliyor yerdeyken kafasını kaldırıp bakışlarınandalıp gidiyordu.Her detay, Armando’nun hafızasındaki Alessia ile birleşiyordu. Karısının teninin kokusunu, parmaklarının dokusunu Antonella’da arıyordu.
İçindeki narsist, bu benzerliği kendisine verilmiş bir ödül sanıyor; sadist tarafı ise ona dokunma arzusuyla yanarken, kızı bir eşya gibi görmenin hazzını yaşıyordu. Bu bir aşk değildi; bu, ölü bir kadına duyulan saplantılı özlemin, yaşayan masum bir bedene hapsedilme çabasıydı.
Gecenin zifiri karanlığında, Armando’nun yatak odası geçmişin hayaletleriyle dolup taşıyordu. Dışarıda uluyan rüzgar, konağın pencerelerini sarsarken; Armando rüyasında yine o sahneyi görüyordu: Karısı Alessia’nın son nefesini verirken gözlerinde beliren o dehşet ve nefret dolu bakışı...
Armando, alnından süzülen soğuk terler ve boğazından kaçan boğuk bir çığlıkla yataktan fırladı. Kalbi, göğüs kafesini parçalamak istercesine çarpıyordu. Odanın içindeki alkol kokusu bile zihnindeki o görüntüyü silmeye yetmiyordu.
"Alessia... Özür dilerim..." diye mırıldandı, sesi karanlıkta kayboldu.
İçindeki narsist gurur, gündüzleri bu cinayeti bir "hak ediş" gibi görse de; geceleri vicdanı ve ona duyduğu hastalıklı aşk, bir cellat gibi tepesine dikiliyordu. Yerinden kalktı, sendeleyerek kapıya yöneldi. Ayakları onu yine o odaya, Antonella’nın odasına götürüyordu.
Antonella’nın odasının kapısına geldiğinde duraksadı. Yavaşça kapıyı araladı ve içeri süzülen ay ışığının altında uyuyan kızı izledi. Kızın yüzündeki huzurlu ifade, Armando’nun içindeki fırtınayı daha da şiddetlendirdi. O an gördüğü şey Antonella değil, Alessia’nın henüz kirlenmemiş, henüz canını almadığı gençliğiydi.
Kızı uyandırmaktan, o nefret ettiği dilsiz bakışlarla karşılaşmaktan korktu. Kapıyı usulca geri kapattı ama uzaklaşamadı. Sırtını soğuk taş duvara yaslayarak kapının önüne çöktü.
O sert, acımasız, İtalyan ordusunun korkusuz yüzbaşısı, karanlık koridorda küçücük bir çocuk gibi büzüldü. Elleriyle yüzünü kapattı ve hıçkırıkları boğazında düğümlenmeye başladı.
"Alessia... Alessia..." diye fısıldadı ağlayarak. "Beni neden bıraktın? Seni öldürdüm ama seni her yerde görüyorum. Bu kız... Bu kız senin intikamın mı? Seni o kadar çok özledim ki, bu acı beni bitiriyor."
Armando, kapalı kapının ardında dakikalarca, belki de saatlerce ağladı. İçindeki narsist kişilik, bu zayıflığından dolayı kendisinden nefret ediyor; sadist tarafı ise yarın sabah bu gözyaşlarının bedelini Antonella’ya daha ağır işler yaptırarak ödetmeyi planlıyordu.
İçeride, Antonella ise aslında uyumuyordu. Kapının hemen arkasından gelen o hıçkırıkları, o korkunç adamın kendi adını değil de başka birinin adını sayıklayışını duyuyordu. Küçük kız, karanlıkta gözlerini açmış, bu canavarın gözyaşlarının kendisi için mi yoksa bir hayalet için mi olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Ertesi sabah, güneşin ilk ışıkları konağın pencerelerinden sızarken, Armando bir gece önceki hıçkırıklarını ve zayıflığını sanki hiç yaşanmamış gibi derin bir maskenin altına gömdü. Yüzü, mermer kadar soğuk ve kusursuzdu.
Alt kattaki büyük salonda, tüm hizmetliler bir sırada toplanmış, Yüzbaşı'nın emirlerini bekliyorlardı. Armando, merdivenlerden askeri bir disiplinle indi; çizmelerinin taş zeminde çıkardığı yankı, evdeki herkesin yüreğine korku salmaya yetiyordu.
Armando, hizmetlilerin önünde durup keskin gözlerini üzerlerinde gezdirdi. Sıranın en sonunda, her zamanki gibi başı öne eğik ve dilsiz duran Antonella vardı. Armando ona bakarken, içindeki o narsist ve sadist ruh, dün geceki gözyaşlarının intikamını almak istercesine parladı.
"Dinleyin!" dedi Armando, sesi odada bir kırbaç gibi şakladı. "Bu akşam büyük bir yemek verilecek. Oğlum Carlino ve onun için bizzat seçtiğim müstakbel gelini onuruna bir davet düzenliyorum. Maria, en iyi yemekler yapılacak.Özellikle yahninin masada olmasını istiyorum. Giuseppe, mahzendeki en özel şaraplar çıkarılacak.Şimdi gidip dediklerimi yapabilirsiniz ben Antonella ile özel konusacağım.
Hizmetliler başlarını önlerine eğip selam verdiler sessizce odadan çıkarken Antonella'ya acıyan gözlerle baktılar.Armando ayağa kalkıp topuklarını yere vurarak odada dolanmaya basladı.
Armando, adımlarını ağırlaştırarak Antonella’nın tam önünde durdu. Parmağının tersiyle kızın çenesini sertçe yukarı kaldırdı ve gözlerinin içine baktı.
"Ve sen..." dedi, dudaklarında çarpık, uğursuz bir gülümseme belirdi. "Bu akşamki yemeğin en özel hizmetçisi olacaksın. Oğlumun ve gelinimin hizmetinde kusursuz duracaksın. Onlara şaraplarını doldururken bir gölge gibi sessiz, ama bir kraliçe kadar zarif olmanı istiyorum.Bakalım Carlino seni görünce ne yapacak.
Armando’nun bu kararı aslında saf bir sadizmin ürünüydü. Oğlunun Antonella’ya bakarken yaşadığı o kahroluşunu düşünürken bile zevk almıştı ve şimdi onu, "seçtiği gelin" ile Antonella’nın (yani Alessia’nın yaşayan gölgesinin) yan yana olduğu bir sofraya oturtarak daha fazla işkence etmek istiyordu.
Antonella, çenesini tutan o güçlü elin baskısı altında yine tek bir kelime etmedi. Sadece gözlerindeki o derin hüzün biraz daha karardı. Armando kızı bıraktı ve arkasını dönüp giderken narsist bir edayla mırıldandı:
"Her şey mükemmel olmalı. Bu evde sadece benim iradem hüküm sürer."
Hizmetliler dağılırken, herkes akşamın bir felaketle sonuçlanacağından korkuyordu.