Armando, başka bir köyde subaylık yapan ve annesinin ölümünden sonra arasına aşılmaz duvarlar ören oğlu Carlino ve gelini serefine yemek veriyordu.Carlino, babasının sertliğini ve annesinin gizemli ölümünü hep sorgulamış, ondan uzaklaşmıştı.Her zaman bu olayı babasına sormak istesede ondan gelecek tepkiye ve duyacaklarına korkarak geri çekilmişti.Şimdi ise ondan gelen bir davet mektubu vardı ve sevgilisi ile beraber gelmesini davet vereceğini söylüyordu.Bölüğün bulunduğu askeriye binasından çıkti ve askeri bir jeepe binip bir katinin kızı olan güzeller güzeli nişanlısı Alda Dangelo'yu ziyarete gitti.Kapıyı çaldıgında icerden merdivenlerden kosarak inen ayak seslerini duydu.Carlino dudağının bir kenarını kaldırarak onu her gördüğünde ilk kez görüyormuş gibi heyecanlanan bu sevgilisinin masumluğuna güldü.Kapı açıldığında mavi gözleri, bukle bukle sarı saçları ve yüzünün her yerini kaplayan çilleriyle kapıda nefes nefese duruyordu. "Carlino! Buraya kadar gelmene sebep olan da nedir?"Carlino güzeller güzeli sevgilisinin rlini tutup yumusak parmaklarını ağzına götürdü.Lavanta ile gül yağı arası hafif bir koku bileklerinden ellerine yayılıyordu."Nişanlımı görmek için bir sebebe ihtiyacım oldugunu sanmıyordum."Alda'nın nişanlım kelimesini duyduktan sonra yanakları kızarmıştı.Bakıslarini yere yumurta topuklu çicek islemeli ayakkabılarina dikti.Ellerini birleştirip kücük bir kız cocuğu gibi ayağının birini sallamaya başladı.Carlino Alda'nın bu masum haliyle çocuksu tavırlarına vurulmus Alda'nın içindeki o saf cocuğa aşık olmuştu."İceriye gelmek istermisin?Hem brunch saati babam da evde belki düğün tarihini konuşuruz."Carlino karşısında duran masum sevgilisine bakıp kafasini acik kapidan gözüken korudora dogru çevirdi.Nisanlısını ne kadar severse sevsin annesine bir türlü alışamamıştı.Yine de onu kirmaya niyeti yoktu.Yüzüne yalancı bir gülümseme yerleştirdi.Bunu yaparken de düsünüyordu.Evlenmek üzere olduğu bu genç kadın onun gerçekten mutlu olup olmadiğını hiç anlamıyor onun neyi sevip neyi sevmediğini farketmiyordu.Bu gercekten dogru bir evlilik mi oluyordu yoksa sadece merak sonucu olusan sıradan bir istermiydi.Düsüncelerinden sıyrılıp Alda'ya döndü."Aslında evde yapmam gereken işlerim var.Buraya sana bir davetiye vermeye geldim.Babam bizi yemeğe davet ediyor.Bizim içij bir yemek veriyormuş.Eğer istemezsen gitmeyebiliriz."Alda davetiyeyi hızla Carlio'nun elinden kaptı."Tabiki de gitmek istiyorum.Ailemde bu duruma cok sevinecektir.Hem babanla tanısmai icin sabırsızlaniyorum.Sonucta İtalya'nın en güclü askerlerinden birisi."
Carlino, Alda’nın neşeli çığlığı ve elindeki davetiyeye sıkıca sarılışı karşısında bir an için suçluluk hissetti. Alda, hayatı bir masal kitabı gibi okuyordu; oysa Carlino için hayat, satır aralarına gizlenmiş tehlikeli dipnotlardan ibaretti.
"Babamla tanışmak için sabırsızlanıyorsun demek..." diye mırıldandı Carlino. Sesi, kendi kulaklarına bile yorgun gelmişti. "Umarım beklediğin o ihtişamlı general portresi seni hayal kırıklığına uğratmaz, Alda. O sadece güçlü bir asker değil, aynı zamanda zor bir adamdır."
Alda, Carlino’nun sesindeki bu solgun tınıyı her zamanki gibi neşesine kurban etti. "Saçmalama Carlino! O senin baban. Senin gibi birini yetiştiren bir adam ancak harika biri olabilir." Yaklaşıp Carlino’nun yanağına hızlı, masum bir öpücük kondurdu. "Akşam için en güzel elbisemi giyeceğim. Anneme de haber vermeliyim, hemen hazırlıklara başlamalıyız!"
Carlino, sevgilisinin arkasından bakarken derin bir nefes aldı. Alda içeriye, o her köşesi dantellerle ve çiçeklerle süslü evine doğru koştururken, Carlino kapının önünde dikilmeye devam etti. Az önce yüzüne yerleştirdiği o sahte gülümseme, yerini donuk bir ifadeye bırakmıştı.Caino ve Alda'nın safında şatafatli bir hazirlik sürerken Arnaldo'nun malikanesinde makineler gibi isleyen üç hizmetli ve sessiz çığlıklar duyuluyordu.Arnaldo hem gergin hem mutluydu.Uzun zaman sonra oğlunu görecekti bu yüzden mutluydu.Her gülüşünde ise annesine benzeyen o utangaç gülümsemesine göreceği icin gergindi.Hazirliklar devam ederken bir ara çalişma masasindan kalktı ve salona gidip ne durumda olduklarına bakti.Heryer pırıl pırıldı ve masa şimdiden hazirlanmiş üzerlerine toz olmusan diye örtüler örtülmüştü.Armando bir zamanlar karısıyla oturup sayısız insana ziyafet verdikleri bu masanin etrafında dönüp duruyordu.İçine bir karanlik oturmuştu.Karısının o nesesini ve sesini özlüyordu.Onun sıcaklığını ve gözlerini özlüyordu.Herkes odasına gitmiş günün yorgunluğundan uyuyakalmıştı.Armando çalışma odasına gidip kendini yeniden karanlığa bıraktı.Kendini deri kolduğuna bıraktığında gözlerinden yaşlar akıyordu.Başını geriye atıp Alessia'yı hayal ederek uyuyakaldı.Sabah gözlerini açtığında başında şiddetli bir ağrı vardı.Boynu tutulmuş kaskatı kalmiştı.Aşağıdan hizmetlilerinin koşturma sesleri geliyordu.Maria her fırsatta kocasının hatalarını söylüyor ona kızıyordu.Armando ayağa kalkıp bahcede çalışan bu ikiliye baktı."Kadınlar her zaman gürültücüler.O sırada aklına Antonella geldi.Bu evde tek sesi çıkmayan oydu ve simdi neredeydi.Onu göremiyordu.Hazır evde kimse yokken onu görmek istedi.Odasından çıkıp hizla asağıya indi ama genç kiz ne mutfakta ne de odasında değildi.Çalışırken bile ses cıkarmıyordu.Armando sinirlenmeye başlamıştı."Neden herseyi zorlaştırıyorsun?"O sırada üst kattan adım sesleri geldi.Basamakları koşar gibi çıktı.Heyecanını gizlemeye caliştı.Antonella konuşmuyor olsada duymuyor değildi.Duruşunu dikleştirdi.Sanki oradan geçerken tesadüfen görmüş gibi bir tavır takınmaya çaliştı.Korudorda ilerlerken oglunun eski odasının kapısının aralık oldugunu gördü.Aralık kapıdan içeriye baltığında Antonella'nın yataği sildiğini ve carşafını değiştirdiğini gördü.Bir elini kapı pervazına diğerini de kapinin koluna yaslayip Antonella'yı izlemeye basladı.Buraya geleli neredeyse bir ay olmuştu ve tek kelime etmemişti.Ne verirlerse onu yemiş ne demislerse onu yapmıştı.Hiç şikayet etmemiş hatta gözyaşı bile dökmemişti.Şimdi de sessizce biricik oğlunun odasını temizliyordu.
Armando, kapı pervazına yaslanmış bir halde sessizce izlediği bu manzarayı zihninde bambaşka bir yere taşıyordu. Antonella’nın eğilip çarşafın köşesini düzeltirken gerilen bedeni, Armando’nun nefesini kesmeye yetmişti. Genç kızın o dilsiz itaatkarlığı, Armando için sadece bir sessizlik değil, aynı zamanda karşı konulamaz bir davetiyeydi.
Kızın üzerindeki basit pamuklu elbise, hareket ettikçe vücuduna yapışıyor, her kıvrımını acımasızca ortaya çıkarıyordu. Armando’nun gözleri, Antonella’nın ince belinden yukarıya, omuzlarından süzülen bir tutam saça kaydı. İçindeki arzu, bir ayın birikmişliğiyle birlikte damarlarında ağır ağır yanan bir zehir gibi yayılmaya başladı. Bu kızın sessizliği, Armando’nun içindeki fırtınayı daha da hiddetlendiriyordu.
Bir adım içeri attı. Zemin gıcırdamadı ama odadaki hava birden ağırlaştı. Antonella, arkasındaki varlığı hissetmiş gibi kaskatı kesildi ama dönmedi. Armando, kızın ensesindeki o savunmasız noktaya, titreyen nefesinin değeceği kadar yaklaştı.
Kızın teninden yayılan o temiz sabun kokusu ve taze ten kokusu, Armando’nun mantığını uyuşturuyordu. Elini kaldırıp, dokunmamak için kendini zor tuttuğu o pürüzsüz boyna doğru uzattı. Bu kadar sessiz ve bu kadar uysal bir bedenin altında nasıl bir ateş yattığını keşfetme arzusu, tüm benliğini ele geçirmişti.
"Hiç mi konuşmayacaksın?" diye fısıldadı Armando. Sesi, arzunun verdiği boğuklukla her zamankinden daha derindi. "Hiç mi itiraz etmeyeceksin?"
Antonella’nın omuzları hafifçe sarsıldı ama hala bir kelime dökülmedi dudaklarından. Armando, onun bu çaresiz ama mağrur duruşunun kendisini nasıl kışkırttığını biliyordu. Onu sadece izlemek artık yetmiyordu; bu sessizliği bozmak, o bedenin kontrolünü tamamen eline almak istiyordu.
Armando’nun parmak uçları, Antonella’nın ensesindeki incecik saç tellerine dokunacak kadar yaklaştı. İçindeki o vahşi arzu, kızı kavrayıp kendine çekmek, o gizemli sessizliği bir iniltiye ya da bir haykırışa dönüştürmek için yanıp tutuşuyordu. Ancak tam o sırada, Antonella yatağın diğer tarafına uzanmak için hafifçe gerindiğinde, elbisesinin açıkta bıraktığı omuz kemikleri ve boynunun zayıflığı Armando’nun gözüne çarptı.
O an, sanki üzerine buz gibi bir su dökülmüş gibi duraksadı.
Antonella’nın bedeni, bir kadının dolgun hatlarından henüz yoksundu. Çarşafı çekiştiren elleri küçük, bilekleri bir dal kadar inceydi. Armando, kızın duruşundaki o hamlığı, henüz tomurcuklanmamış bir çiçeğin kırılganlığını fark etti. Zihnini bulandıran o yoğun arzu dalgası, yerini tuhaf, rahatsız edici bir gerçekliğe bıraktı: Karşısındaki bu kız, henüz doğanın ona vaat ettiği o büyük değişimi yaşamamıştı. Henüz çocukluktan kadınlığa giden o eşiği, o ilk kanlı sancıyı bile tatmamıştı.
Armando’nun gözleri kızın çocuksu çehresine takıldı. Antonella’nın yüzünde bir kadının entrikası değil, sadece derin bir kabulleniş vardı. Onun bu uysallığı bir sadakatten değil, henüz dünyayı ve kendi bedenini tanımayan bir çocuğun çaresizliğinden geliyordu.
Uzattığı elini yavaşça geri çekti ve yumruk yaptı. Kendi içindeki o karanlık açlığın, bu kadar savunmasız ve biyolojik olarak bile henüz "hazır olmayan" bir bedene yönelmiş olması, gururunda tarif edilemez bir sızı yarattı. Bir ay boyunca neden hiç konuşmadığını, neden hiç ağlamadığını şimdi daha iyi anlıyordu; o, korkusunu bile nasıl ifade edeceğini bilmeyecek kadar erkenci bir sürgündü bu evde.
Armando dişlerini sıktı. Odanın içindeki o ağır, şehvetli hava bir anda dağılmış, yerini boğucu bir vicdan muhasebesine bırakmıştı.
"İşin bittiğinde çık," dedi buz gibi bir sesle. Az önceki o boğuk ve arzulu tondan eser kalmamıştı.
Arkasına bakmadan odadan çıkarken, koridorun soğukluğu bile içindeki o tuhaf utancı soğutmaya yetmiyordu. Kendi kendine fısıldadı: "O daha bir çocuk..."