Bölüm 2: Şehirden önce

1208 Words
Zeng yavaşça ayağa kalktı. Artık oturup ağlamasının bir anlamı olmadığını kendisi de biliyordu. Böyle boş boş oturamazdı. Verdiği sözü ve devraldığı görevi tamamlamak için bir an önce bir şeyler öğrenebileceği insanlar arasına karışması gerekiyordu. Sadece insanlardan bir şey öğrenebileceğinin farkındaydı. Ayrıca Zeng'in şuanda bulunduğu orman jianta olmadan hiç tekin değildi. "Hmm insanların yaşadığı yere nasıl gideceğim. İnsanlar nerede yaşıyor ki hem?" Aklında bu düşüncelerle beraber Jianta ve kendisinin yaşadığı mağaranın yolunu tuttu. lazım olabilecek bir kaç eşyasını almakla beraber Jianta ile birlikte yaşadığı mağaraya son kez bakıp anılarını canlandırmak istiyordu. Belki bir daha buraya hiç dönmeyeceğinin veya dönemeyeceğinin farkındaydı. Zeng kendisi için devasa görünen mağaranın girişine gelmişti. Mağaranın yanında varlığı küçük bir nokta gibi görünüyordu. Sakin adımlarla içeri doğru girdi. Jianta ile birlikte yaşadığı mağara artık ona soğukluk hissettiriyor gibiydi. Bir süre ilerlemeye devam ettikçe içindeki soğukluk hissinin kaybolduğunu ve yerini eski sıcaklık hissine bıraktığının farkına vardı. Zeng mağaranın içinde yaşadıkları ve uyudukları yere vardığında farkında olmadan yüzünde bir tebessüm belirmişti. Yıllar boyunca bu mağaranın her bir köşesinde sadece babası Jianta ve kendisinin anıları olmuştu. Baktığı her köşe Zeng'e eski anılarını canlandırıyordu. Uzun bir süre yaşadığı yere baktıktan sonra Jianta ile beraber uyudukları son noktaya tekrar bakarken "Artık başına çıkıp gözlerinin arasında uyuyamayacağım demek. Olsun bundan sonra sen benim vücudumun içinde uyuyacaksın. Seni seviyorum baba" düşüncelerine sahipti. Zeng kendi eşyalarının olduğu yere geldiğinde fazla bir şeyi olmadığını düşünerek yanına sadece Jianta'yla beraber paylaştığı anılara sahip bir kaç eşyayı almaya karar verdi. Eşyalarını kendi battaniyesinin içine koyarak sırtına yüklendi. "Hemen gidiyor musun velet." "Bu... bu ses ba..ba.. babamın sesi!" Duyduğu ses karşısında elindeki battaniyeyi farkında olmadan yere düşürüp titreyerek arkasını döndü. "Baba sen misin bu? Ölmedin mi? Yaşlı moruk seni böyle şaka yapılır mı hiç seni adiiiii!" Zeng diline hakim olamamıştı. "Bekle neden saydamsın sen? Delirip hayal kurmaya mı başladım. Bir kafayı yemem eksikti. Mutlu musun? Beni delirttin resmen seni moruk." Zeng yaşadığı duyguları arasında şaşkınlıktan ne söylediğini bilmiyordu. "Yaşlı moruk mu? Yaşlı moruk ne demek terbiyesiz velet. Dua et şuan gerçek değilim yoksa üstüne basıp ezerdim seni. Neyse sakin ol ben Jianta'yım yada en azından ondan kalan son ruh parçası." Saydam Jianta asabi bir tona sahip olduğunu belli ederek konuştu. "Neler oluyor ruh parçası da nedir? Hem ne için burdasın? " Zeng artık olayları algılamakta zorluk çekerek şaşkınlığını belirtti. "Sakin ol dedim sana velet. Ben öldükten sonra buraya geleceğini biliyordum. Ama burada kalmanı ve gelişimine daha da gecikmediğini istemediğim için bu ruh parçasını geride bıraktım." Jianta yavaşça açıklamaya başladı. "Burada kalmayacaktım ki. Hemen unuttun mu yoksa moruk? Sana bir söz verdim o yüzden eşyalarımı almaya geldim ve gitmek üzereydim." Zeng Tek elini kalça kemiğinin üzerine koyarken cevapladı. "Kalmayacak mıydı? Yani bu kadar çabuk mu hazırlanıp gidecektin gerçekten? Beni şaşırttın. Öte yandan yani her neyse yüzünün şeklini görmek bile bu büyü için yeterliydi." Jianta yüzünü ekşiterek konuştu. "Yüzümün şekli mi?" Zengin aklındaki düşüncenin olmamasını istiyordu. "Evet doğru yüz ifaden gerçekten komik. ehehe" Jianta başını yere eğip güldüğü sırada konuştu. "di.. di.. diyorsun ki" Zeng kekelemeye başlamıştı. "Evet. Bu sana son şakam aramızdaki son anının mutsuz olmasını istemedim." "Seni adi babalık seni. Son şaka demek. Beni böyle bir duruma sokmak gerçekten bir şaka mı?" Zeng duygu karmaşası arasında delirmişti. "32 Duyguyu bir arada yaşıyorum hem de bu şaka için ha?" "Kes sesini velet. Nereden bileyim bu kadar çabuk toparlanıp gideceğini ben en az bir yıl daha burada kalacağını gitmenin zor olacağını düşündüğüm için yapmıştım bunu. Ama hemen gittiğine göre işin sadece şaka kısmından zevk alabilirim." "Seni ihtiyar babalık. Ne çabuk unuttun söylediklerini ve benden istediğin sözü. Normalde öyle yapabilirdim hatta ömrümün geri kalanı boyunca bile burada kalabilirdim. Ama bana söz verdirdin ve bir görev verdin. Bunların içinde ne demiştin. Kaybettiklerin için yaşa. Bende görevim ve verdiğim sözler için kaybettiklerim yani senin için ne kadar erken yaşamaya başlasam sana karşı o kadar az suçlu hissederim diye düşündüm" Zeng nemlenmiş bakışlarla kendisini zor tutarak konuştu. "Zeng sen gerçekten büyümeye başlamışsın hala çocuk olduğunu düşünmem benim hatamdı sanırım. Kusura bakma velet. Ama bunu son anımız olarak düşün. Ayrıca en azından gerçekten büyüdüğünü farkettim." Jianta gülerek cevap verdi. "Senin sayende. Öldüğün gün yani dört gün önce büyümeye başladım." Zen artık yaşlı gözlerinin yanında içten bir tebessümle cevap verdi. "Neyse başka bir şey için daha bu ruh parçasını geride bırakmıştım. Nereye gideceksin ne yapacaksın?" "İnsanların arasına katılacağım. Kendimi geliştirmem lazım ne de olsa." "Nasıl gideceksin peki? buraya en yakın insan şehrine gitmek senin için yürüyerek yüz yılını alır." "Yü.. yüz mü? Ne dediğini duyuyor musun moruk? Yolda başıma bir şey gelmese de yaşlılıktan ölmüş olurum ben." "Başına böyle bir şey gelmesin diye bu ruh parçasını bıraktım işte. Seni en yakın insan şehrinin yakınlarına ışınlayacağım. sonra 2-3 gün içinde yürüyerek varırsın" Jianda havalı görünerek cevap verdi oğluna. Kendisiyle gurur duyuyor gibiydi. "Peki dediğin gibi daha bir iki yıl burada kalıp gitmeyi düşünmesem ne yapacaktın." Zeng eliyle çenesini ovuşturuyordu. "Basit. Seni zorla ışınlayacaktım." "Zorla mı? Zorla da ne demek babalık. Benim isteklerime hiç saygın yok mu senin?" Zeng aldığı cevaptan sonra sağ elini yumruk yaptı ve Jiantaya doğru aşağı yukarı salladı. "Neyse saygısız velet seninle tartışmayacağım. Al bu sana son hediyem. Kendi pullarımdan yaptığım pelerin." Jianta parmağıyla işaret etti. "Pelerin mi? O da ne ki?" Zeng Jiantanın gösterdiği yere yürüdü. "İyide bu battaniye moruk yaşlanmışsın sen" "Onu omuzlarından arkana asacaksın üstüne örtmeyeceksin seni aptal." Jianta pençesiyle yüzünü tutarken başını eğdi. "Pelerinle battaniye arasındaki fark budur. Pelerini her zaman omuzundan arkana asarsın" "İyi de ne işe yarıyor ki " Zeng elinde tuttuğu pelerine bakımaya devam etti. "Seni havalı gösteriyor. ahaha" "Tamam o zaman hem bu son hediyen almazsam olmaz." Zeng pelerini omuzlarından takarken cevapladı. "Cidden havalı durdun aferin velet." "Eeee senin oğlunum tabi ki havalı olacağım." "Neyse zamanım bitmek üzere artık seni ışınlamalıyım. Bir şey diyor musun?" Jianta sakince cevap verdi. "Evet tabi ki diyorum moruk." Zeng sebebini bilmeden gülümsüyordu. "Dinliyorum terbiyesiz velet." "Teşekkür ederim moruk böyle konuşmaları bir daha yapabileceğimizi düşünmemiştim. Bu çok iyi geldi bana. " Zeng gülerek sözlerine devam etti. "Önemli değil velet bana da iyi geldi." Jianta da gülümsüyordu. "Eee o zaman ben balığa gidiyorum geldiğinde ateşi yakmış ol baba." Zeng tekrar en iyi bildiği ve en az acısız olarak gördüğü vedayı yaptı "Tuttuğun balıklar büyük olmazsa kendi ateşini kendin yakarsın velet. Geç kalma senin gibi küçük bir şeyi bulmak zor oluyor hem sonra yanlışlıkla üstüne basmak istemem." Jianta da gülerek cevap verdi. Sözleri bittikten sonra Jianta'nın saydam vücut ışığı daha parlak hal aldı ve Zeng'in üzerinde aynı renkte bir ışık parıltısı ortaya çıktı. Bir kaç nefes sonra Zeng ve üzerindeki ışığı mağaradan kayboldu. Aradan bir kaç nefes geçtikten sonra da Jianta'nın ışığı kayboldu. Zeng gözlerini yeniden açtığında bir tepede duruyordu. sırtında babasının son hediyesi pelerini ve elinde eşyalarını içine koyduğu battaniyesini tutarak önüne bakındı. Önü tamamen orman ve ağaçlarla kaplıydı. "Lanet moruk beni nereye gönderdin hiç bir şey yok burada." Aklındaki düşüncelerle sinirlenirken arkasını döndü. şaşkınlıktan düşüncelerini unutmuş önündeki manzaraya bakıyordu. Zeng'in gözlerinin önünde görebildiğince uzanan büyük bir şehir vardı. "Demek bir şehir böyle birşey. Çok büyük bu. Acaba kaç kişi yaşıyor burada. Çok güzel!" Zeng elinde battaniyesiyle beraber şehre doğru yola düşerken şehrin güzelliği karşısında büyülenmiş gibiydi. "Umarım yeni arkadaşlar ve dostlar edinirim şimdiden sabırsızlanıyorum. Merak etme babalık gözün arkada kalmayacak. İstediğin her şeyi yapacağım" Şehrin yolunda heyecanlı bir şekilde ilerleyen zeng yeni arkadaşlarının nasıl olabileceğini düşünüp hayallere dalmayı da ihmal etmedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD