Atlas
Öğleden sonra Ilgaz House’un arka odasındaydık. Yiğit, Burak ve Kuzey masada oturuyordu. Sigara dumanı tavana yükseliyordu, viski şişesi yarıya inmişti. Ben ayaktaydım, pencereden dışarı bakıyordum. Ela’yı evde bırakmıştım, “uyusun” demiştim ama aklım ondaydı. O sabahki konuşma… “Ya yanlışsa?” demişti. O üç kelime içime oturmuştu. On iki yıldır yanan ateş ilk defa titremeye başlamıştı.
Yiğit kahkaha attı, elindeki dosyayı masaya vurdu.
“Ateş, kız güzel iş çıkarıyor ha? Sözleşmeyi imzalatmışsın, tebrikler. Otuz gün sonra Yıldırım’ın kızı paramparça olacak. Babası da izleyecek. Tam intikamlık.”
Burak da güldü. “Mina’nın intikamı yakında alınır.”
Adını duyunca midem kasıldı. Mina… küçük kız kardeşim. Onun ayakkabısını hâlâ saklıyordum, yanık iziyle.
Döndüm. Yiğit’e baktım. Gözlerim kısık.
“Yiğit… o geceyi bir daha anlat bana.”
Yiğit’in kahkahası yarıda kaldı. Kaşlarını kaldırdı.
“Ne gecesi Ateş? On iki yıl önceki mi? Kaç kere anlattım. Tekin’in adamları bastı. Anneni, babanı, Mina’yı temizlediler. Ben seni dışarı çıkardım, hatırlıyor musun? Kan içindeydin.”
Sustum. Bir adım yaklaştım. Masaya yaslandım. Sesim çok alçaktı.
“Peki ya kanıtlar? O sahte fotoğraflar, o tanık ifadeleri… hepsini sen getirmiştin. Tekin’in imzası, adamlarının plakası… nereden buldun o kadar hızlı?”
Yiğit’in yüzü bir an dondu. Sonra omuz silkti.
“Ne diyorsun sen? O zamanlar herkes biliyordu Tekin’in yaptığını. Rize’de herkes korkuyordu ondan. Sen de biliyordun.”
Kuzey sessizce izliyordu. Burak bile susmuştu.
Ben Yiğit’in gözlerinin içine baktım. O koyu kahverengi gözler… on iki yıldır güvendiğim adamın gözleri.
“Ela dün gece sordu. ‘Ya baban yapmadıysa?’ dedi. İlk defa birinin bunu sormasına izin verdim. Ve o an… içimde bir şey koptu. Sanki yangın söndü sandım. Sonra yine yandı. Ama bu sefer farklı yanıyor.”
Yiğit kalktı. Sandalye gıcırdadı.
“Atlas… kız seni zehirliyor. Sözleşme gereği yakınlaşacaksın dedik, âşık edeceksin dedik. Ama sen… sen gerçekten mi kapılıyorsun? Tekin Yıldırım’ın kızı o! Aileni öldüren adamın kızı!”
Elimi masaya vurdum. Bardaklar zıpladı.
“Ya öldüren adam Tekin değilse? Ya sen… o gece orada başka bir şey yaptıysan?”
Oda buz kesti.
Yiğit’in yüzü değişti. İlk defa o kadar sert baktı bana.
“Sen delirdin mi Ateş? Ben mi? Ben seni kurtardım o gece! Kanımı döktüm senin için! Şimdi bir kızın sözüne mi inanıyorsun?”
Burak araya girdi. “Sakin olun lan…”
Ama ben sakin değildim. İçimdeki ateş artık şüpheye dönüşmüştü. Yiğit’in terleyen alnı, hafifçe kaçan bakışları… on iki yıldır görmediğim şeylerdi bunlar.
“Bu gece,” dedim soğukça. “Dosyaları getir. O geceki bütün kanıtları. Tek tek bakacağız. Eğer bir tek sahte çıktıysa… Yiğit, o zaman seninle hesaplaşırız.”
Yiğit güldü ama gülüşü zorlama.
“Tamam Ateş. Getiririm. Ama kız… o kız seni bitirecek. Dikkat et.”
Çıktım odadan. Koridorda durdum. Duvara yaslandım. Kalbim deli gibi atıyordu.
Ela… o yeşil gözler… o fırtına… beni yakıyordu. Ama belki de gerçek yangın çok daha yakınımdaydı.
Ela (aynı anda, Atlas’ın evinde)
Telefonum titredi. Gizli numara. Açtım.
“Ela,” dedi Atlas’ın sesi. Yorgun, karanlık. “Yiğit’le konuştum. Şüpheleniyorum. Baban… belki yapmadı. Ama söyleme kimseye. Bu gece eve erken döneceğim. Sen… bekle beni.”
Telefon kapandı.
Ben pencereye yaslandım. Dışarıda Rize’nin yağmuru başlamıştı.
İçimde hem fırtına hem yangın vardı artık.
Atlas intikam için gelmişti.
Ama intikamın hedefi yanlış adamsa…
O zaman biz ikimiz de yanacaktık.