Benden Nefret Ediyor…!

1339 Words
Bugün kendime burada bir avukatlık ofisi açacaktım. Babam, mesleğimi onun yanı başında, bu şehirde yapmamı istemişti. Zaten ben de bu şehrin dışına çıkmayı hiç düşünmezdim. Hele ki Cihan’la aynı şehirde nefes almak bile benim için bambaşkaydı. Kahvaltıdan sonra abim ve babamla birlikte, dün benim için tuttukları mekâna doğru yola çıktık. Abim aynadan bana bakıp gülerek: “ Eee avukat hanım, heyecan var mı? “ dedi. Ben de gülümseyip: “ Eh işte, çok değil, “ dedim. Babam yola bakarken kocaman bir tebessümle: “Oyy benim yavrum, “ dedi. Mekân eve çok uzak değildi, yaklaşık yirmi dakika içinde vardık. Dün zaten tapu işlemleri hallolmuştu; bugün sadece taşınmak için gerekli eşyaları toparlamaya gelmiştik. Arabadan inip içeri girdik. Babam etrafı süzüp bana döndü: “Eee kızım, içine sindi değil mi? “dedi son kez. Başımı sallayıp: “Evet baba, çok beğendim ben, “ dedim. Gerçekten de mekân oldukça ferah bir yerdi. Abim etrafı inceleyip: “Buranın güzelce elden geçirilip temizlenmesi lazım, “ dedi. Haklıydı, uzun zamandır boş kaldığı için her yer tozluydu. Hem burası artık bana ait olduğu için birkaç değişiklik yapmayı da planlıyordum. Babam. “ Dün bir kaç değişiklik yaptıracağım demiştin kızım?” “Evet baba, ufak tefek şeyler, “dedim. “Tamamdır, bir usta tutarız gelir. Sen de ne istiyorsan söylersin, güzelce yapar, “ dedi. Gülümseyerek: “Teşekkür ederim, “ dedim. Babam beni kendine çekip sımsıkı sarıldı: “Ne teşekkürü kızım! “dedi. Abim de gülerek: “Bir iki haftaya tamamen yerleşirsin artık,” dedi. Buradaki işimiz bitince babam bana bir sürprizi olduğunu söyledi. Ne kadar ısrar etsem de nereye gideceğimizi söylemedi. Bir araba galerisinin önünde durduğumuzda, ne yapacağını az çok anlamıştım. İçeri girdiğimizde bizi bekleyen biri vardı. Babam adama, benim için ayırttığı arabayı getirmesini söyledi. Adam bizi yönlendirdiğinde heyecandan kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Babam yanımda gururla gülümseyerek: “ Bak kızım, beğendin mi? “ dedi. Hayranlıkla arabaya baktım; çok güzeldi. Babama sımsıkı sarıldım: “Çok teşekkür ederim babam, “ dedim. Babam sırtımı sıvazlayarak: “ Güle güle kullan yavrum. Her gün işe gidip geleceksin, öyle olmazdı. Kendi araban olsun istedim, “ dedi. Gözlerim dolmuştu, mutluluktan konuşacak söz bulamıyordum. Gün boyunca ofisle ilgili çalışıp durdum. Babam, istediğim değişiklikleri yapmak için usta tutmuştu. Ben de adama neler istediğimi tek tek anlattım. Usta en fazla bir haftaya her şeyin hazır olacağını söyledi. O işleri bitirene kadar ben de yavaştan ofisim için eşya bakmaya başladım. Ayrıca ileride bana yardımcı olacak birine de ihtiyacım olacaktı. Şimdilik tek başıma idare edebilirdim ama ilerde bu iş zorunlu hale gelecekti. Akşam yemekten sonra hep birlikte sedirlerde oturuyorduk. Ben başımı babamın o koca göğsüne yaslamış, yıllardır dinmeyen özlemimi biraz olsun dindirmeye çalışıyordum. Umut gülerek: “ Abla, valla sen geldin ya, bizim pabucumuz dama atıldı artık, “ dedi. Ben de alaycı bir gülümsemeyle: “ Ne sandın? Ben geldim çünkü, “ dedim. Umut kahkaha atarak: “ İlla bizim de mi evden uzaklaşmamız gerekiyor böyle sevilmek için? “ dedi. Babam söze girip: “ Oğlum, ben hepinizi seviyorum. Ablan kaç zamandır bizden uzaktaydı, ondandır bu hallerim, “ dedi. Umut başını sallayıp: “ Biliyorum babam, biliyorum, “ dedi. Gece geç saate kadar oturduk. Ardından herkes odalarına çekildi. Yatağın içinde, telefon elimde Cihan’ın fotoğraflarına bakarak özlem gidermeye çalışıyordum. Ama nafile… Özlemim gün geçtikçe daha da dayanılmaz bir hâl alıyordu. Parmağımla ekrandaki yüzünü yakınlaştırıp uzun uzun okşadım. Sonra ekrana dudaklarımı bastırıp öptüm. Gözlerimi kapatıp fısıldadım: “ Kokusu o kadar güzeldi ki…” Onu yıllarca uzaktan görerek sevmiş, tek bir kez bile dokunup kokusunu duyamamıştım. Tâ ki geçenlerde yanımdan geçene kadar… O gün ilk kez kokusunu duymuştum. O an kalbim paramparça olmuştu. Gözlerimden yaşlar süzüldü; imkânsız olan sevdam yeniden canımı yakıyordu. Biliyordum, hayatım boyunca Cihan’a asla kavuşamayacaktım. Hep böyle, uzaktan sevecektim onu. Unutmayı çok denedim ama olmadı. İnsan sevdiğinden vazgeçer mi hiç? En çok da bir gün evlilik haberini alırım diye korkuyordum. Ankara’dayken bile kalbim hep bu korkuyla çarpıyordu: “Ya evlenirse… O zaman nasıl dayanırım?” Ama gerçek buydu; bugün olmasa bile elbet bir gün evlenecekti. Cihan benden on bir yaş büyüktü. Aslında şimdiye kadar evlenmiş olması gerekirdi. Ama hâlâ bekâr olması bile benim için bir mucizeydi. Bir sevda, bir insanın canını bu kadar yakmamalıydı oysa. Sevmek… sevilmek… bu kadar güzelken benim payıma imkânsız bir sevda düşmüştü. Sabah kahvaltıdan sonra, babamın bana dün aldığı arabayla çıkıp ofisim için sipariş ettiğim mobilyalara baktım. Her şey yavaş yavaş tamamlanıyordu. Arabayı park ettim, biraz yürümeye karar verdim. Belki yine Cihan’ı görürdüm… Taş sokakların arasında yürürken arkamdan gelen bir sesle durup döndüm. Botan’dı bu. Yanıma gelip şaşkınlıkla: “ Erva, “ dedi. Gülümseyerek: “Merhaba, “ dedim. Botan hafifçe gülümseyip: “Merhaba demek doğruymuş, “dedi. Anlamayarak: “ Nasıl anlamadım? “dedim. “Bir iki kişiden duydum da… Salih Ağa’nın kızı Erva Mardin’e gelmiş diye. Meğer doğruymuş, “ dedi. Başımı sallayıp: “ Evet, okul bitince geldim artık, “dedim. Botan’ın gözleri parladı: “ Ne güzel… Artık buradasın yani?” “Evet, buradayım, “ dedim. Botan biraz duraksayıp: “Görmeyeli daha da güzelleşmişsin, “dedi. “Teşekkür ederim, “ dedim kısa bir şekilde. Ardından ekledim: “Benim şimdi gitmem gerekiyor, var mı başka diyeceğin?” Botan tebessüm etti: “ Yok, ama yardıma ihtiyacın olursa bırakabilirim seni. Arabam hemen şurada.” “Teşekkür ederim ama gerek yok. Yürümek bana iyi geliyor, “ dedim. “İyi bakalım, dikkat et kendine, “ dedi ve yoluna devam etti. Arkasından bakakaldım. Çocukluğumdan beri benim Cihan’ı sevdiğim gibi, o da beni sevmişti. Öyle söylemişti bana… Ama ben her defasında “Olmaz” demiştim. Çünkü kalbim Cihan için atarken başkasıyla olamazdım. Botan gerçekten iyi biriydi, belki de birçok kız için hayal edilecek bir eşti. Ama benim kalbim baştan sona Cihan’la doluydu. Yoluma devam edip, geri kalan işlerimi halletmeye çalıştım. ** Eve doğru yürüyordum… Yorgun, ama kalbimde binbir telaşla. Tam arabaya bineceğim sırada gözlerim onu gördü. Cihan… Yıllardır kalbimde büyüttüğüm, adını nefesime kazıdığım, varlığını hayalimde kutsadığım adam… Oradaydı. Elim kapı kolunda asılı kaldı, ne ileri ne geri gidebildim. Kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki, sanki kaburgalarım parçalanacak, içimden fırlayıp avuçlarımın arasına düşecekti. O, hiç farkında olmadan kalbimi avuçlarının arasında taşıyordu zaten. Cihan elini cebine attı, telefonunu çıkardı. Sonra başını kaldırıp etrafa baktı. O an… O an gözleri bana değdi. Birkaç saniyelik bir bakıştı belki ama bana bir ömür gibi geldi. O bakışta dünyam sarsıldı, ayaklarımın altından zemin kaydı. Yanında tanımadığım biri vardı. Ona bir şeyler söyledi. Cihan’ın yüzü bir anda değişti. Çenesi kilitlendi, kasları gerildi, gözleri karardı. Sanki içindeki tüm nefret bir sel gibi dışarı taştı ve üzerime boşaldı. O nefret dolu bakışlarıyla bana doğru yürüdü. Titriyordum, bedenim elimde değildi artık. Her an bayılacakmış gibi, her an kalbim duracakmış gibi… Yanımdan geçerken bana nefretle baktı ve hiçbir şey söylemeden yürüyüp gitti. İşte o an boğazım düğümlendi. Gözlerimden yaşlar süzüldü. İçimde kırılan sadece kalbim değildi, içimde bütün bir hayat yıkıldı. Cihan beni tanımıştı. Anlamıştı. Düşman olduğumuzu biliyordu artık. Ve nefret ediyordu benden. Arabama bindim, hızla uzaklaştım. Direksiyonun başında ellerim titriyordu, yol önümde bir sis gibi kayboluyordu ama gözyaşlarım durmadı, hiç dinmedi. İçimden defalarca anneme “ o kadına “ lanet okudum. Beni böyle bir yazgının içine sürüklediği için. Benim hiçbir suçum, hiçbir günahım yoktu. Ama ben onun hatasının, onun ihanetiyle kirlenmiş hayatının bedelini ödeyen biriydim. İnsanların bana bakışlarında onu görmeleri yetiyordu içimi parçalamaya. Bana yüzümün, bakışlarımın, gözlerimin ona benzediğini söylemişlerdi. Bir keresinde babamı kendi kendine söylenirken duymuştum: “Tıpkı annesi gibi…” Ben o kadını hiç görmedim. Yüzünü bilmem, sesini tanımam. Ama bana sürekli onu hatırlattılar. Ve işte bu yüzden… Kendime düşman oldum. Aynaya her baktığımda içim acıdı. Birisi bana “güzelsin” dediğinde inkar ettim, kabullenemedim. Çünkü güzellik benim için o kadının yüzü demekti, onun ihaneti demekti. Başkalarının ne düşündüğü umurumda değildi aslında. Ama Cihan… Cihan. Onun gözlerinde o kadına benzemek, onun gibi olmak, onun gibi görülmek… İşte bu, beni paramparça ediyordu. Ben onun için canımı verecek kadar seviyordum. Onun uğruna bu canı gözümü kırpmadan teslim edecek kadar… Ama o benden nefret ediyordu. Hem de ölesiye… Hem de benim hiçbir suçum yokken. Sadece annemin ihaneti yüzünden… İşte bu yüzden, ben o kadını asla affetmeyecektim. Bana bir hayat değil, bir cehennem bıraktığı için… Kalbimi en çok seveceğim adamın gözünde beni kendi gölgesine hapsettiği için… Beni bu kadere mahkûm ettiği için… Onu asla affetmeyecektim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD