İlk perde
Kaçırılmıştık.
"Ben" değil "biz"
Şu an sevdiğim adamla aynı karanlık deponun içinde, aynı adamın esiriydik. İkimiz de sandalyelere sımsıkı bağlanmıştık. Kurtuluşun olmadığı soğuk metalin tenimize işlediği bir esaretin içindeydik.
Gözyaşlarım durmak bilmiyordu. Yanaklarımdan süzülen her damla, korkumun bir kanıtı gibi yere düşüyordu.
Karşımızdaki adam...
Fazla iri yarı, fazla heybetli ve buz gibiydi.
Neden buradaydık?
Ne yapmıştık da bu caninin radarına girmiştik, bilmiyordum.
Ta ki o ana kadar.
Sevdiğim sandığım adamın ihaneti, kalbime saplanan bir bıçak gibi gerçeği yüzüme çarptığında dünyam başıma yıkıldı.
O an, acıyla karışık bir öfkeyle deli gibi bağırmaya başladım. Sesim deponun boş duvarlarında yankılanıyor ama hıçkırıklarım nefesimi kesiyordu.
Durduramıyordum kendimi.
"Bu kadar kötü olamaz." diye geçirdim içimden.
"Bunu bana yapmış olamaz!" Beynim bu cümleyi tekrar edip duruyordu.
Onun kirli hatası yüzünden şimdi ben de buradaydım.
Celladımız, heybetli gölgesiyle üzerimize çöktü.
"Sevdiğin adamı gözünün önünde öldüreceğim." diye fısıldadı.
Sesi bir vaat gibiydi.
O, artık benim sevdiğim adam değildi. Gebersin gitsin, cehennemin dibine kadar yolu vardı! Artık tek sorunum hissettiğim amansız korkuydu.
Adam durmadı, acımasızlığına bir kat daha ekledi.
"Ama seni de öldüreceğim. Merak etmeyin, sizi ayırmayacağım."
İşte gerçek korku buydu. Hiçbir suçum yokken, sadece yanlış birine kalbimi açtığım için ölecektim.
Adam, zavallı ve darmadağın olmuş halime iğrenerek, bir o kadar da soğuk bir zevkle baktı.
"Cehennemde ikinizle de görüşeceğim."
O an anladım. Bu adam bizi yok edecekti.