Oğullar

1642 Words
Anadolu'nun kırsal bir köyünde dört oğlu olan bir adam varmış. Bu adam dört oğlunun dünyaya geliş sebebi olarak kendini gördüğünden köyde gururla gezermiş. Köylük yer, oğul demek güç demek; dört oğul demek dört kat güç demek. Adamın karısı çalışkanlığıyla bilinen bir kadınmış. Eve gelir; çocuk, bulaşık, yemek, çamaşır... Dışarı çıkar; bağ, bahçe, tarla... Hepsine de yetiştirmiş. Adam biraz tembelmiş. Kadın çalışır, adam övünürmüş. Bütün köylü bilirmiş adamın bal kabağı gibi oturduğu yerde kaldığını, her işi kadının yaptığını ama kimse adamın yüzüne bir şey diyemezmiş. Adam oğullarının sözünden çıkmamasına sevinir içten içe gururlanırmış. Vakit geçmiş çocuklar büyümüş. Hepsi adamın boyunca olmuş. Adam çocuklarını evlendirip hanesini genişletmek istemiş. Büyük oğlunu daha on sekiz olmadan beğendiği bir kızla evlendirmiş. Bir düğün bir tarla demiş, hiç bir masraftan kaçmamış. Tarlanın birini satmış. Köyün en şanlı düğününü yapmış. Evin bir odasını da gelin odası diye oğluna vermiş. Adamın çokça tarlası, köy içinde ev yapmaya uygun arazileri, bol parası, ahır dolusu hayvanı, traktörü, arabası varmış. İstese bir ayda oğluna köyün en güzel yerinde ev yapabilirmiş. Evden ayrılan oğulun sözden de ayrılacağını , artık itaatkâr olmayacağını düşündüğü için yanından ayırmak istememiş. Gelin kızda ben ayrı ev isterim demeyince her şey adamın gönlünce olmuş. En büyük oğul babasına en çok benzeyen çocukmuş. Hem fiziki görünüşü hem huyu babasının kopyası gibiymiş. Babasının her dediğine sorgusuz itaat edermiş. Eşine çokça babasına karşı kendisi gibi itaatkâr olmasını öğütlermiş. Kadın varlıklı bir aileye gelin gelmenin mutluluğuyla kocasının tüm isteklerine tamam demiş. Büyük oğlanın çocuğu olmuş. İkinci oğlanın da evlilik çağı gelmiş. Adam yine oğluna beğendiği, itaatkâr gördüğü , çalışkan bir kızla evlendirmiş. Bu oğlunu evlendirmek için de bir tarla satmış. Öncekinden daha gösterişli bir düğün yapmış. Tıpkı diğer geline yaptığı gibi evin bir odasını da gelin odası diye bu oğluna vermiş. Adamın babadan kalma bunca malı olmasa bu tembellikte bir düğün bile yapamazmış. Zavallı kadın var gücüyle çalışsa da adamın har vurup harman savurmasına dağ olsa babadan kalan miras dayanmayacağını görmüş. Son iki oğlunu yanına çağırıp ogut6 vermiş. " Babanızın malı koca bir denizdir. Çalışan, üstüne ekleyen olursa daha da büyür. Yalnız siz ne kadar eklerseniz ekleyin yılların bana gösterdiği o ki babanız da o derece savurganlık yapar. Dedenden kalan malın yarısı eridi bile. Demem iki oğlum, baba malına güvenmeyin. Gidin devlet kolundan tutun. " İki oğlan da anasının sözünü tutmuş. Hem babasının gönlü hoş olsun diye köy işlerine bakmışlar hem okula gitmişler. Babaları köy işleri ilerleyince nasıl olsa bunca bolluk içinde daha fazla okullarda sürünmezler bir yerde bırakırlar diye düşündüğünden üstelememiş. İkinci gelinin de bir çocuğu olmuş. Bu arada ilk gelin ikinci çocuğu doğurmuş. Onca vakit sesleri çıkmayan gelinler çocuklar kavga edince kendi çocuğunu koruma iç güdüsüyle düşman olmuş. Gelinler huzur bulmayınca oğlanların da huzuru kaçmış. Arayı bulmaya çalışan kayınvalide hangisine iyi bir söz söylese diğer gelinin hışmına uğramış. Doluya koysa almamış , boşa koysa dolmamış. Evde kimsenin huzuru kalmamış. Bu kaymasının içinde üçüncü oğlan okulunu bitirmiş. Göreve başlamak için atandığı ile gitmek üzere hazırlık yapmaya başlamış. Baba o gün anlamış ki bu evden ilk ayrılık diğer ayrılıkları peşinden getirecek. Yanılmamış ,öyle de olmuş. Memuriyete başlayan oğlanı da babası kendi beğendiği bir kızla evlendirmiş. Parası olan bekar erkek başı boş bırakılmaz inancı varmış. Zira uğraşacak uğraşı olmayan, sırtında yükü veya derdi olmayan yahut sorumluluk verilmeyen oğul hayırsız işlerle uğraşır dermiş adam. Köyden ayrılışını ancak kendi seçtiği kızla evlenmesi şartıyla kabul eden babasının fikrini önemsediğinden değil kendi gidince babasının annesine "senin oğlun asi" baskısı yapmasından çekindiği için kabul etmiş. Adam bu oğlu için de bir tarla satmış. Diğerleri kadar görkemli olmasa da bir düğün yapmış. Elinin erdiği kadar gittiği yerde rahat etsin diye de yüklü para koymuş yanına. Üçüncü oğlan görev yerine varmış. Kendine ait eve zevkince yerleşmiş. Şansına eşi de güler yüzlü bir kadınmış. Annesinin huzuru için evlendiği eşine aşkla bakmaya başlamış. Köyde kalan iki gelin birbirini yediği gibi eşlerinin de başının etini yemeye başlamış. Sonradan gelen üçüncü gelinin hem memurla evli olması, hem ayrı evde yaşaması, hem de köy işlerinden kurtulması iki gelinin hiç hoşuna gitmemiş. Bunların üstüne bir de büyüklerin uzaktakini kıymetli bulması ikinci gelini çileden çıkartmış. Gelin çocuğu aldığı gibi soluğu babasının evinde almış. Kocasına da ya ayrı eve çıkarız ya da ayrılırız deyince ikinci oğlan çaresiz babasının yanına varmış. Anlatmıştı durumu bir bir, birazda abartarak. Baba düşünmüş oğluna bir çıkar yol bulamamış. Çaresiz köyden alel acele bir ev satın almış. Evin anahtarını da gelin kıza yollamış. Gelin dönmüş kocasına. Ayrı eve çıkınca unutmuş üçüncü gelinle uğraşmayı. Yeni işi ilk geline nispet yapmak olmuş gayrı. Kayınvalide saçını süpürge etse de ilk gelinin yüzü gülmemiş. Dertten oğlunun yaşına yaş eklendiğini, çöktüğünü gören kadın eşine dert yanmış. "Hepsinden büyüktür ama dili en küçük odur. Saygısından söylenemez sana her gece gelin cehennem azabı yaşatır Söyleyemez sana. Ayıralım onu da, hanesinde huzur bulsun. " Adam düşünmüş, kadına hak vermiş. İlk oğlanı yanına çağırmış. Oğlum, sana da bir ev alayım demiş. Oğlan yüzünü yere eğmiş, yetmez baba demiş. Karısının başka eve değil başka şehirde yeni ev istediğini eklemiş. Baba tecrübesine güvenerek adım adım ilerlemek istemiş. Diğer geline yaptığı gibi ilk geline de bir ev almış içine yerleştirmiş. Zamanla düzelir diye beklemiş ama gelinin yüzü gülmemiş. Adam bakmış gelin keçi gibi inatçı, sadece kendini mutsuz etmez torunu da düşman edecek razı gelmiş gelinin isteğine. Köydeki evi satmış yanına bir de tarla katmış. Gelinin istediği şehirden bir ev almış. Gelin köyden giderken ikinci geline nispet olsun diye tencere tavayı davul yapıp çalmış. Giden dönmez olmuş. Yılda iki bayramdan birine ancak gelmeye başlamışlar. Köyde kalan ikinci oğulda kendi cebine çalışmaya başlamış. Adam durmuş düşünmüş. Bakmış ki elinde dört değil bir oğul kalmış. Üçünü bırakıp ona sıkıca sarılmış. Evlenen çocuklara "Hepinizi evlendirdim, ev ocak aldım. Artık siz kendinize ben kendime" demiş. Son oğlan da çeker gider diye üniversiteye gitmesine razı gelmemiş. Bunca mal mülk hepsi senin demiş. Onu da beğendiği bir kızla evlendirmek istemiş. Küçük oğlanın görüştüğü bir kız varmış. Hem de baba tarafından akrabaymış. Üç abime de kendi sülalenden eş buldun benim sevdiğim de senin sülalenden yalnız senin seçtiğin değil benim seçtiğim demiş. O güne kadar hiç bir işe karışmayan kadın var gücüyle karşı çıkmış." Son oğlumsun, tek umudumsun. Üç ağabeyinin eşi de babanın akrabasıdır doğru ama huzur verdiler mi abilerine bir düşün. Sen benim sülalemden biriyle eğleneceksin " demiş. Oglsnin6 sevdiği kızın da babası yıllar önce ölmüş. Babasız büyüyen kız ataya saygıyı bilmez deyip kocasının aklına girmiş kadın. Adam kadına bu gelini de sen bul demiş. Küçük oğlan bakmış hislerini umursayan yok. Annesi de babası da kendilerine hizmet edecek ağzı var dili yok birini ararlar. Akşam kapılar kapandı mı oğul huzurda mı canlı mezarda mı önemseyen yok. Ya benim dediğim ya da evlenmem demiş. Yaşlanan babanın inadı küçük oğlana denk gelmiş. Oğlan evi terk edip gurbete gitmiş. Adam da kadında kararından eminmiş. Oğlan ortada olmasa da gidip anne tarafından kadının beğendiği kızı istemiş. Kızın babası şaşırmış , bu nasıl iş demiş. oğlan olmadan kız istenir mi demiş. Kadın başlamış söze biz yabancı mıyız diye. Alacağı gelini öve öve bitirememiş. Oğluma başkasının almam yemin demiş. Oğlanın da gönlü var, kendi gelemedi ama adı konsun istedi diye eklemiş. Kızın ailesi düşünmüş. Tanırız, biliriz, akrabadır severiz demiş. Kız zaten oğlanı severmiş.Damat adayı olmadan kız tarafı söz takmaya olur demiş. Küçük oğlan, aileden ses çıkmayınca evlilik işi unutuldu sanmış. Gittiği yerde bir iş bulup çalışmaya başlamış. Baba bir gün oğlunu aramış. Bir miktar para istemiş. Çocuk parayı göndermiş. Adam parayı geline bir şeyler almak için kullanmış. Kızın babası bakmış kayınpederde para derya deniz. Demiş, biz de isteriz. Başlık parası diye tutturmuş. Oğlan'ın babası bu devirde başlık parası mı kaldı dese de kâr etmemiş. Kızın babası ya parayı verirsin ya da sözü atarız deyince adam karısına bakmış, kadın gelinde ısrarcıymış. Adam çaresiz tamam demiş. Başlık parasını ödemek için iki ineği bir boğayı satmış. Parayı kızın babasının eline saymış. Kızın babası aslında blöf yapmış. Kızın oğlanı sevdiğinin farkındaymış. Ya tutarsa demiş, tutunca da bu yolda ilerlemiş. Bir vakit sonra kızın babası oğlanın babasını yine çağırmış. Hoş sohbet etmiş, ikramda bulunmuş. Sonra " Bu başlık parası yetmez, bak her şeye zam geldi. Senin verdiğin para şimdi hiç değerinde. Üzerine bir o kadar daha isterim" demiş. Adam bu isteğe öfkelenmiş, kalkıp evine gitmiş. Durumu karısına izah etmiş. Kadın " ille de kendi soyumdan isterim" demiş. Kadın kendi soyum diye diye kendini soydurduğunu görememiş. Adam düşünmüş." Bunca para saçtık sözdü, nişandı, gelin alışverişi, başlık derken çoğu gitti azı kaldı. Şimdi caysam harcadığım parayı da alamam. Hanım doğru söyler. Bunun verelim huzurumuz kaçmasın " demiş.  Oğlunu yine aramış. Traktör iş görmüyor, yenisini almak lazım , elinde ne kadar varsa yolla; demiş. Çocuk biriktirdiği tüm parayı göndermiş. Bu döngü böyle devam etmiş. Oğlanın babası verdikçe kızın babası daha çok istemiş. Ülkenin ekonomik olarak sıkıntılı günleriymiş. Haberde zam sözünü duydukça kızın babası, başlığa zam eklemiş. Zavallı adam her ay oğlundan inek alacağız, tarla için lazım, ona lazım , bunun için lazım diyerek türlü bahanelerle para istemiş. Gelen paranın hepsini kızın babasına verirmiş. Yeni gelin daha gelin olmadan erkek evine incir ağacı dikmiş. Hayli vakit sonra düğün zamanı gelmiş. Adam düğünü bayrama denk getirmiş. Küçük oğlan bayram iznine gelince teyze kızını sana istedik demiş. Eş dost herkes aylardır onları nişanlı bilirmiş. Çocuk yok benim haberim dese kim inanır. Üstelik onca akraba diş bilenir. Anası zaten dövünmeye başlamış bile ya oğlan cayarsa diye. Küçük oğlan bir şey diyememiş. Bakmış ki anne babası bu kız için ne varsa satmış savmış. Evden kaçsam da kaderden kaçılmıyor demek ki demiş, kızla evlenmiş. Asıl sevdiği kız iki gözü iki çeşme düğünü izlemiş. Düğün olunca oğlanın babası huzura ermiş. Kadın da pek memnunmuş soyundan olan gelinden. Gel gör ki çocuk sevdiği kızı görünce kalbine hançer saplanır gibi hissedermiş. Onu her gün görüp ayrı yaşamak zor gelmiş. Gözden ırak olan gönülden ırak olur deyip göçmeye karar vermiş. Yanlarında kalsın diye her çareye başvuran aile , oğlan eşini alıp gidince anlamış ki evlat senin olsa da gönül çocuğun. Tahtını yapar aile ama bahtı Allah'a kalmış. Yaklaşsın istediklerin uzaklaşıyor. Hem adam hem kadın çok geç olsa da anlamış . 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD