Bundan üç ay önce evleneceğime dair hiçbir işaret yokken, şimdi gelinlik ile oturuyordum. Hayat gerçekten çok garipti. Yarın ne olacağını ben dahil kimse bilmiyorduk ama bir tahminde bulunuyorduk. Bana sorarsanız
"Hayatta bu yaşta evlenmem," derdim ama şimdi içinde olduğum durum buydu.
Ben bu aşamaya nasıl gelmiştim? Bir kavgayla başlamıştı her şey. O kız yüzünden babam beni görücü usulüyle vermişti ve şimdi evleniyordum. Dudaklarımdan buruk bir gülümseme geçti. Her şeyin başlangıcı böyle başlamıştı işte; sonunu ben de bilmiyordum. Tek istediğim huzurlu, mutlu bir evlilik yaşamaktı. O gün Yusuf Ali yine kendini belli etmişti; en azından özür dilemesini biliyordu.
Alnımdan öperken bile naifçe beni korkutmamaya çalışıyordu. Şimdi onun karısı olacaktım; belki yarım belki de bir saat sonra ama eninde sonunda onun olacaktım, sonsuza dek onun olacaktım.
Aklıma Sinan geldi; o günden sonra bir daha ortalıkta dolaşmıyordu. Tek istediği, bugün de görünmemesiydi. En özel, en güzel gününde eğer böyle bir şey yaşanırsa Yusuf Ali katil olurdu. Bunu görmüştü; sinirli halini, öfkeli halini en net şekilde görmüştü ama ne olursa olsun kendisiyle konuşurken sesini yumuşatmaya çalışıyordu. İyi biri olduğunu biliyordu.
Derin bir nefes verdiğinde arkadaşları ona dönmüştü. Üzüldüğünü biliyorlardı, arkadaşları ona göre davranıyordu ama bu daha fazla üzülmesine neden oluyordu. Annesi bir kenarda oturmuş akrabaları ile konuşuyordu; kendisi ise odasında oturmuş eline öylece bakıyordu. Saat tam onda geleceklerdi ve gelmelerine az kalmıştı. Yutkundu; akşam ne olacaktı? Asıl aklını karıştıran şey buydu. Gece o adamın tam olarak karısı olacaktı. Dudaklarının kenarını ısırmaya başladı.
Dün akşam annesi ona birazcık bahsetmişti ama olayın örgüsünü, her şeyini, aslını astarını komşuları olan Melek abla söylemişti. Anlatırken o kadar güzel anlatmıştı ki; kendi gecesinden bile örnekler vermişti. Çok kolay bir acıymış, ondan sonra yerini zevke bırakıyormuş. Melek abla yirmi beş yaşlarında genç bir kadındı, kocasıyla severek evlenmişti ve geceyi anlatırken gözleri parlıyordu. O da kendisini böyle avutuyordu; iyi geçecekti, Yusuf Ali onun canını yakmayacaktı.
Sonunda o sesi duyduğunda kalbi heyecanla atmaya başlamış, elleri titremeye başlamıştı. Derin nefesler alıp verirken arkadaşları mutlulukla havaya uçmuştu bile. Oturduğu yerden kalkıp pencereye bakarken arabaların geldiğini görmüştü. Bir değil, iki değil; tamı tamına on araba vardı ve görmediği nice diğer arabalar... Yusuf Ali arabadan inince kalbi patlayacakmış gibi atıyordu. Çok yakışıklı olmuştu.
Kapı çalınmış, içeriye misafirler kalabalık bir şekilde girmişti. Zılgıt ve alkış sesleri etrafta yankılanırken başına kırmızı bir örtü koymuşlardı. Zaman çok çabuk geçmişti. Ailesi ile vedalaşırken ağlamamıştı; kolay kolay ağlayan biri değildi ama yalnız kaldığında ağlayacağına emindi. Babasının kolunda dışarıya çıktığında bütün komşular ona bakıyordu. Babası onu Yusuf Ali'ye emanet etmişti. Koluna girdiği adamla arabaya binmişti. Nasıl girdiğine, nasıl çıktığına dair hiçbir fikri yoktu; her şey çok ani olmuştu. Saatlerin nasıl geçtiğine anlam verememişti.
Evin içine girmeden önce bazı adetlerin yapılması gerekiyordu. İlk önce kapının köşesinde bardağı kırdı, ardından balı kapıya sürmüş ve kaynanasına yedirmişti. Bardak nazar içindi, bal ise kayınbabasının evine neşe, tatlılık ve iyi geçim getirmesi içindi. İki geleneği de yerine getirdiğinde avluya geçmişlerdi. Avlunun her yanı süslenmişti. Kırmızı örtünün altından etraf az da olsa gözüküyordu. Onlar için ayrılan yere geçmişlerdi; oturduklarında davul zurna sesleri yükselmeye başlamıştı.
Öylece sandalyede otururken eliyle oynuyordu. Bir yandan ineği Sarıkız'ı düşünüyordu; annesi onu sağamazdı, dizleri ağrıyordu ve Sarıkız hırçın bir hayvandı, kimseyi kolay kolay kabul etmezdi. Tavukların şimdi yem saati gelmişti; annesinin aklına gelir miydi? Her şeyden çok aklına takılan şey annesi ve babasıydı. Yatakları, yemekleri, ev işlerini nasıl yapacaklardı? Her gün gidip gelmesi imkansızdı; hem Yusuf hem de kaynanası izin vermezdi. İki saatlik yoldu, yürüyüp gidip gelemezdi ki; arabayla gidip gelmesi gerekirdi. Yusuf sefere gittiğinde kimseye söyleyemezdi; tamam asi, hırçın, deliydi ama burada yeni olduğu için utanır, çekinirdi.
Saatlerin su gibi geçtiği bir gündü. Dini nikah kıyılmış, halaylar çekilmiş, yemekler yenmiş, takılar takılmış ve düğün bitmişti. Misafirler gidince kaynanası ve Sedef onu yukarıya götürmek için gelmişti. Saat gecenin yedisine geliyordu. Çok yorgundu, ölü gibiydi. Üzerindeki gelinlik, altınlar, paralar derken ölecek gibi hissediyordu. Bir an önce yatmak istiyordu ama hemen yatmayacağını biliyordu. İki katlı olan evin ikinci katına geldiklerinde onu odaya, yatağa oturtmuşlardı. Yatağın üzerindeki geceliklere baktığında yanağının yandığını hissetti. Bunu mu giyecekti yani?
"Sedef sana yardımcı olur kızım," dedi Halime Hanım. Ardından odadan çıkıp onları baş başa bıraktı.
"Gelinliğinin iplerini çözelim istersen, çok yorulmuşsundur," dedi Gülay'a gülümseyerek baktı. Kendisi de evlendiğinde aynı şeyleri yaşamıştı; geriye tatlı anılar kalmıştı.
"Evet, ölecek gibiyim," dediğinde hemen arkasını dönmüştü. Sedef duvağı ilk önce çıkarıp ardından gelinliğinin iplerini çözmeye devam ederken bir yandan konuşuyordu. Bu gece hakkında birkaç bilgi vermesi gerekiyordu, annesi onu böyle tembihlemişti.
"İlk gece herkesin aklına korkunç gelir. Eskiler abarta abarta acılı geçtiğini falan söylerler ama tamamen yanlış. Ben de ilk gece biraz tedirgin olmuştum ama Ufuk bana öyle kibar davranmıştı ki, acıdan çok zevk almıştım. Emin ol sen de aynı şeyleri yaşayacaksın. Korkmana ya da tedirgin olmana gerek yok; sadece kendini ona bırak ve eşlik et," dediğinde iplerin yarısını çözmüştü.
"Teşekkür ederim," dedi Gülay utana sıkıla.
"Utanma sakın. Erkekler, yani Ufuk en azından benim yatakta cesur davranmamı istiyor," dediğinde kıkırdamıştı. İpleri tamamen çözdüğünde Gülay ona dönmüştü.
"Gerisi sende. Yatağa senin için gecelik koydum. Yorulma diye duş almak istersen banyo orada. Ben artık gideyim, Yusuf Ali ağabeyim gelir şimdi," deyip kızın koluna dokunmuş, ona göz kırpmıştı.
"Her şey için tekrar teşekkür ederim Sedef," dediğinde kadın ona gülümseyerek odadan çıkmıştı. Gelinliğinin düşmemesi için tutuyordu. Bir yandan yatağın üzerindeki geceliği alıp banyoya girmişti. İç çamaşırları temizdi ve rengi de uygundu. Hemen koşar adımlarla banyoya girmiş, üzerindeki gelinliği çıkarmış ve ıslanmasın diye yüksek bir yere koymuştu. Ilık suyu ayarladıktan sonra makyajını temizleme suyu ile çıkarmış, ardından yüz jeli ile yıkamıştı. Oyalanmadan saçlarını da açıp kısa bir duş aldıktan sonra saçlarını kurutmuş ve taramıştı. İç çamaşırını, yani sadece alt çamaşırını giymişti çünkü üst kısım için çamaşır pek uygun değildi. Yüzünü nemlendirici ile iyice nemlendirmiş, parfümünü sıkmış, vücudunu nemlendirip vücut parfümünü de sıkmıştı. Aynadan kendisine baktığında aşırı utanıyordu; sanki aynadaki kız o değildi. Üstündeki şey üstelik çok açıktı. Çamaşırın üzerine, onun renginde olan saten sabahlığı geçirmişti. Artık banyodan çıkmalıydı; belki de şimdi o odada onu bekliyordu. Kendine cesaret verdikten sonra banyodan çıktığında, odanın ortasında yarı çıplak bir şekilde telefonla konuşan adam ile göz göze gelmişti.
Bu saatte kimle konuşuyordu?