Kışın son demleri yerini baharın ilk ışıklarına bırakmış, konağın avlusundaki nar ağacının dallarında minik tomurcuklar belirmeye başlamıştı. O sabah Bedirhan Konağı, uzun zamandır ilk defa böyle bir telaşla uyanmıştı. Hizmetçiler sabahın erken saatlerinden beri ayaktaydı; mutfaktan gelen taze ekmek kokusu, etli dolmanın, tandırın, baklavanın sıcak buğusuna karışıyordu. Gülümser anne, ocağın başında elinde tahta kaşıkla duruyor, gözleri her defasında pencereye kayıyordu. Bugün oğlu Cihan gelecekti. Bir yıl olmuştu gidişinin üstünden. Herkes onun “iş için şehir dışına gittiğini” biliyordu ama aslında gidişinin ardında daha derin bir hikâye vardı kimsenin bilmediği, Cihan’ın sessizce içine gömdüğü bir gerçek. O ölümle yaşamın arasında gidip geldiği, yalnızca Ferman’ın tanık olduğu o hast

