Göz kapaklarım sanki taş gibiydi. Açmaya çalıştıkça kaslarım isyan ediyordu, ama bir yerlerde uzaktan gelen tanıdık bir ses vardı… bulanık, yankılı, ama tanıdık. “Cihan… hey, kardeşim… duyuyor musun beni?” Sesin sahibini tanımam uzun sürmedi. Ferman’dı bu. O sesi, çocukluğumdan beri kaç defa duymuştum kimi zaman kavgada, kimi zaman kahkahalar arasında. Ama bu kez sesinde ne öfke, ne neşe vardı; sadece endişe. Biraz daha çabaladım, sonunda göz kapaklarım aralandı. Gözlerimi kamaştıran o beyaz ışık yine oradaydı. Tavanda yavaşça dönen fanın kanatları, odanın içindeki steril havayı dağıtıyordu. Her şey tanıdıktı ama yabancıydı tıpkı ben gibi. “Ferman…” dedim, boğazımdan çıkan ses cılız, kısık, neredeyse bir fısıltıydı. “Nasıl… nasıl geçti ameliyat?” O an Ferman’ın yüzündeki ifade değişti

