16.BÖLÜM

1118 Words
Dışarısı karanlıktı. Sokak lambaları yanıyordu ama bazı köşeler loştu. Rüzgar esiyordu, yapraklar uçuşuyordu. Spor salonuna doğru yürüdüler. On dakika sonra vardılar. Kapı kapalıydı, ışıklar sönüktü. “Burada değil,” dedi Ayhan. “Nereye gitmiş olabilir?” Elif etrafına baktı. Sonra bir şey fark etti. Karşı sokakta, loş ışıkta, iki siluet vardı. Biri Yusuf’tu. Diğeri… bir kadın. Aylin. Ayhan da gördü. “Abi!” Koşmaya başladı. Elif de peşinden koştu. Yaklaştıkça sesler—bağırışlar, tartışma—daha net hale geliyordu. Elif duyamıyordu ama Yusuf’un ve Aylin’in yüzlerinden anlayabiliyordu. Kavga ediyorlardı. Aylin ağlıyordu, bağırıyordu. Yusuf gerginlikle yanıt veriyordu. Tam o sırada bir grup adam belirdi. Üç kişi. Sokağın köşesinden çıktılar. Aylin’e yaklaştılar. Biri Aylin’in kolundan tuttu. Aylin çığlık attı. Yusuf anında araya girdi. Adamı itti. “Elini çek!” Adam geri sendeledi. Diğerleri hemen müdahale etti. “Sen kimsin lan?” “Kıza dokunma dedim!” “Sana ne oluyor? Tanıdığımız kız.” “Tanısan ne, tanımasan ne. Rahat bırakın kızı.” Adam Yusuf’a yaklaştı. “Sen bana emir mi veriyorsun?” Yusuf geri çekilmedi. “Evet. Kızdan uzak dur.” Adam güldü. “Sen çok konuşmaya başladın.” Sonra Yusuf’a hamle yaptı.Yusuf savuşturdu. Karşılık vermedi. Sadece araya girmeye çalıştı.Ama diğer adam Yusuf’a arkadan saldırdı. Yusuf döndü, onu itti. Adam dengesini kaybetti, yere düştü. Üçüncü adam öfkeyle Yusuf’a hamle etti. Yusuf’un yüzüne yumruk attı. Yusuf sendeledi. Dudağı patladı ve ince bir kan aktı vurduğu yerden. Ayhan oraya yetişti. “Durun! Ne yapıyorsunuz?” Adamlar dönüp baktı. Ayhan Yusuf’un yanına koştu. “Abi, iyi misin?” Yusuf başını salladı. Kan dudağından aşağı süzülüyordu. Elif de geldi. Yusuf’u görünce korkuyla dona kaldı. Kanı gördü, yüzündeki morluğu gördü. Adamlardan biri Yusuf’a yaklaştı. “Bu iş bitmedi.” Yusuf ona baktı. Gözleri kararmıştı. “Siktir git.” “Sen kime siktiri çekiyordun lan!” Adam cebinden çıkardığı bıçakla öne atıldı. Yusuf refleksle onu sertçe itti. Adam geriye uçtu, duvara çarptı. Başı taşa çarptı. Tok bir ses. Sert, keskin. Adam yere yığıldı. Kıpırdamadı. Herkes dondu. Aylin çığlık attı. Eller ağzına gitti. Yusuf nefes nefeseydi. Adama baktı. Adam yerde yatıyordu, hareketsiz. Diğer adamlar panikle yaklaştı. “Mehmet! Mehmet uyan!” Adam cevap vermedi. Biri telefon çıkardı. “Ambulans çağırın! Polis çağırın!” Yusuf öylece duruyordu. Elleri titriyordu. Ayhan ona dokundu. “Abi… abi ne yaptın?” Yusuf cevap vermedi. Sadece adama baktı. Elif orada, köşede, donmuş halde duruyordu. Gözleri Yusuf’taydı. Yusuf’un yüzündeki şoku, korkuyu, pişmanlığı görüyordu. Ambulans geldi. Adam hastaneye götürüldü. Polis geldi. “Kimsiniz siz? Ne oldu burada?” Yusuf öne çıktı. “Ben… ben ittim. Kazaydı. Ben—” Polis dinlemedi. “Ellerinizi uzatın.” Kelepçe taktı. Yusuf’u karakola götürdü. Aylin ağlıyordu. “O beni koruyordu! Suçlu değil! O adamlar bana—” “Bayan, karakolda ifade verirsiniz.” Polis arabasına bindirdiler Yusuf’u. Araba hareket etti, uzaklaştı. Ayhan orada kaldı, şokta. Elif de. Elif gözlerini Yusuf’tan ayıramıyordu. Arabanın arkasında oturuyordu, başı öne eğikti, eller kelepçeliydi. Ve Elif o anı hiç unutmadı. O görüntüyü, o anı, o acıyı. Ayhan Elif’in kolundan tuttu. “Hadi. Eve gidelim. Anneme haber verelim.” Elif başını salladı ama yürüyemedi. Bacakları tutmuyordu. “Elif, hadi.” Elif zorla yürüdü. Ayhan’la birlikte eve döndüler. Ayşe teyze kapıda bekliyordu. Yüzlerini görünce anladı. “Ne oldu? Yusuf nerede?” Ayhan anlattı. Her şeyi. Aylin’i, adamları, kavgayı, yaralanan adamı, polisi. Ayşe teyzenin yüzü bembeyaz oldu. Yere çöktü. “Allah’ım… Allah’ım…” Ayhan annesine sarıldı. “Anne sakin ol. Ben gidip avukat tutacağım. Abim çıkar. Meşru müdafaaydı.” Ama Ayşe teyze ağlıyordu. Sessizce, titreyerek. Elif orada duruyordu. Eli ayağı tutmuyordu. Kafası karmakarışıktı. Yusuf… Yusuf tutuklanmıştı. Bir adam yaralanmıştı. Yusuf hapise girebilirdi. Ve her şey bir anda olmuştu. ----- O gece Elif eve dönemedi anneside yanlarına gelmişti. Ayşe teyzesini yanlız bırakmak istemiyordu. Ayhan zaten evde değildi. Elif kaldı. Misafir odasında yattı ama uyuyamadı. Gözlerine bir türlü uyku girmiyordu önce tavana baktı. Yusuf’un yüzünü gördü. Kan, morluk, şok. Gözlerini kapattı ama görüntü gitmedi. Sabaha kadar döndü durdu. Düşündü. Yusuf Aylin’i koruyordu. Aylin’le ayrılmışlardı ama yine de onu koruyordu. Çünkü Yusuf öyleydi. Herkesi korurdu. Ama şimdi o koruyucu, hapisteydi ve Elif onun gidişini öylece izlemişti. Çaresizce. Sabah olduğunda Ayhan eve geldi o sırada salona geçmiş olan kızı gördü “Elif, uyanık mıydın?” Elif öylesine bir baş sallama verdi.. Ayhan’ın yüzü yorgundu. “Avukatla konuştum. Abim tutuklandı. Savcılık soruşturma başlatmış. Adam hastanede, durumu ciddi. Abim üç dört ay içeride kalabilir.” Elif telefonu çıkardı, yazdı: “Üç dört ay mı?” “Evet. Belki daha fazla. Adam iyileşene kadar. Sonra mahkeme olacak.” Elif’in içi boşaldı. Üç dört ay. Yusuf üç dört ay hapiste kalacaktı. “Ziyaret edebilir miyiz?” diye yazdı. “Birkaç gün sonra. Şimdi ifadeler alınıyor.” Elif başını salladı. .... Üç gün geçti. Mahallede herkes konuşuyordu. “Yusuf içeri girdi.” “Bir adamı yaralamış.” “Aylin yüzündenmiş.” “Zavallı çocuk.” Elif sokakta yürürken bu sözleri dudaklardan okuyordu. Herkes konuşuyordu. Ama kimse gerçekten üzülmüyordu. Ateş düştüğü yeri yakıyordu cidden Dördüncü gün Ayhan mesaj attı: “Elif, abimi ziyaret edebiliriz. Yarın gidiyoruz. Gelir misin?” Elif neden onu çağırdığını da nalmadı ama hemen cevap yazdı: “Gelirim.” Ertesi gün hazırlandı. Ayhan geldi, birlikte cezaevine gittiler. Büyük, gri bir binaydı. Duvarlar yüksekti, teller dikenliydi. Elif içeri girerken midesi bulandı. Kontrol noktasından geçtiler. Ziyaret odasına girdiler. Camların arkasında mahkumlar oturuyordu. Telefonlar vardı, konuşmak için. Yusuf geldi. Saçları dağınıktı, yüzünde morluklar vardı. Zayıflamıştı. Yusuf oturdu. Camın arkasında. Telefonu aldı. Ayhan telefonu aldı, konuştu. Elif yanlarında duruyordu. Yusuf’un dudaklarını okumaya çalışıyordu. “İyiyim. Merak etmeyin.” “Abi nasıl iyi olursun? Bak haline.” “İyiyim dedim.” Ayhan bir şey söyledi. Yusuf cevap verdi sonra Yusuf Elif’e baktı. Gözleri Elif’in gözleriyle buluştu. Bir an öyle kaldılar. Sessizce. Sonra Yusuf başını eğdi. Ayhan telefonu Elif’e uzattı. “Sen de konuş.” Elif telefonu aldı. Ama ne söyleyecekti? Ne diyebilirdi ki? Nasıl diyebilirdi ki? Elindeki telefonu bırakarak baktı sadece. Yusuf başını kaldırdı, ona baktı. Dudaklarını kıpırdattı, yavaşça: “İyi misin?” Elif başını salladı. Ama yalan söylüyordu. İyi değildi. Yusuf küçük bir gülümseme attı. Acı bir gülümsemeydi. “Üzülme. Ben iyiyim.” Ve o an Elif anladı. Yusuf ona yabancı değildi. Sadece mahalle abisi değildi. Yusuf ona… bir şeydi. Ne olduğunu bilmiyordu ama bir şeydi. Ve şimdi o, camın arkasındaydı. Üç dört ay boyunca orada olacaktı. Belki daha fazla. Ziyaret bitti. Ayhan ve Elif çıktılar. Dışarı çıktığında Elif nefes aldı. Gökyüzüne baktı. Yusuf orada, içeride, gri duvarların arasındaydı ve Elif burada, dışarıda, özgürdü. Ama neden özgür hissetmiyordu? Neden içi boş hissediyordu? Ayhan ona dokundu. “Elif, iyi misin?” Elif başını salladı. Ama yine yalan söylüyordu çünkü hiçbir şey iyi değildi. Ve belki bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.​​​​​​​​​​​​​​​​
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD