Zehra, yatağında huzursuzca dönüyordu. İlacın etkisi her zamanki gibi derin ve kesintisiz bir uyku vermemişti daha çok, sisli, gri bir bilinçaltı limanında sürükleniyor gibiydi. Uyanık da değil, tam uykuda da değil. Rüya ile gerçeklik arasındaki o ince, tehlikeli çizgide asılı kalmıştı. Koridordan gelen sesler rüyalarına karıştı önce. Önce boğuk, ritmik bir gıcırtı... Yatağın duvara çarpma sesi miydi yoksa rüzgarın eski pencereyi sallaması mı? Peşinden, bastırılmış, ama bir o kadar da tanıdık bir inilti... Havin? Rüyasında kız kardeşi hasta mı olmuştu yoksa? Bir hıçkırık, sonra derin, erkek sesine benzeyen bir homurtu... Azad? Rüyasında Azad neden vardı? Zihni bulanıktı, düşünceler pamuk ipliği gibi kopuyordu. Sesler devam etti. Boğuk, ama tutkulu çığlık benzeri bir şey... Kesinlikle

