Sabahın o soluk, gri ışığı, perdelerin arasından sızarak odasının zeminine vuruyordu. Havin, yatakta gözlerini açtı ama kalkacak gücü bulamadı. Sanki göğsüne bir taş oturmuştu. Evin duvarları, artık ona güvenli bir sığınak değil, bir hapishane gibi geliyordu. Her köşede Zehra’nın hayaleti, her ses onun ve Azad’ın fısıltılarıymış gibiydi. Nefes alamıyordu. Yatağından sürünerek kalktı. Aynanın karşısına geçti. İçinde bir boşluk vardı. Gözlerinin altındaki morluklar derinleşmişti. Kendine bakarken, yıllar önceki o masum, hayallerle dolu on altı yaşındaki kızı gördü. Sonra, Zehra’nın soğuk bakışlarını, onu aşağılayan sözlerini, Azad’la evlilik haberini duyduğu gün dünyasının nasıl yıkıldığını hatırladı. “O, biliyordu. Annem ölmeden önce bile, Azad’a olan hislerimi sezmişti. Ve bilerek, inadı

