19. BÖLÜM

762 Words
AYÇA’NIN ANLATIMINDAN Camdan ona baktığım an içimde garip bir heyecan dolaştı. Mert arabasının yanında durmuştu. Kolları cebindeydi. Her zamanki gibi sakin görünüyordu ama ben artık onu az çok tanıyordum. Dışarıdan ne kadar soğukkanlı görünürse görünsün, gözleri ele veriyordu kendini. Ve şu an gözlerinde hafif bir bekleyiş vardı. “Allah’ım…” diye mırıldandım kendi kendime. “Ben gerçekten bu adama aşık oluyorum galiba.” Arkamdan annemin sesi geldi. “Eğer aşağı inmezsen çocuk yaşlanacak.” Arkamı döndüm. “Anne!” Kahkaha attı. “Ee doğru ama.” Çantamı aldım. Kapıya yöneldim ama annem kolumdan tuttu. Bir anda ciddileşti. “Bak Ayça,” dedi yumuşak bir sesle. “Kalbinin sesini dinle ama kendini kaybetme tamam mı?” Başımı salladım. Annem alnımdan öptü. “Şimdi git. Yoksa ben heyecanlanacağım.” Gülerek evden çıktım. Apartmanın kapısından çıkınca Mert bana baktı. O bakışları… İnsan niye böyle bakar ki? Sanki uzun zamandır görmediği birini görmüş gibi. Yanına yürüdüm. Kalbim yine saçma şekilde hızlı atıyordu. “Merhaba Üsteğmen Bey.” Dudaklarının kenarı hafif kıvrıldı. “Merhaba Anonim Hanım.” Göz devirdim. “Şu anonim olayını ne zaman bırakacaksın?” “Hoşuma gidiyor.” “Benim sinirim bozuluyor.” “Benim de bu hoşuma gidiyor.” Bir an sustum. Sonra istemsizce güldüm. Allah kahretmesin, bu adamla kavga bile edemiyordum. Mert benim için arabanın kapısını açtı. Şaşkınca ona baktım. “Vay vay vay,” dedim. “Beyefendilik?” Omuz silkti. “Arada geliyor.” Arabaya bindim. Kalbim hâlâ heyecandan normal çalışmıyordu. Mert sürücü koltuğuna geçti. Arabayı çalıştırdı. “Nereye gidiyoruz?” diye sordum. “Kaçırıyorum seni.” Başımı çevirdim. Ciddi mi diye baktım. Yüzünde en ufak mimik yoktu. “Şu an şaka mı yaptın?” “Belki.” “Allah’ım bu tarihi bir gün.” Bu sefer güldü gerçekten. Ve şunu fark ettim… Mert güldüğünde bütün ciddiyeti dağılıyordu. Yol boyunca hafif bir müzik açıktı. İlk başta sessizdik ama o sessizlik rahatsız etmiyordu. Garip şekilde huzurluydu. Bir süre sonra Mert bana baktı. “Sabah neden moralin bozuktu?” Bir an afalladım. “Bozuk değildi.” “Yalandan anlamıyorum Ayça.” Camdan dışarı baktım. “Aslında…” dedim sessizce. “Bazen kendimi yetersiz hissediyorum.” Mert kaşlarını hafif çattı ama gözünü yoldan ayırmadı. “Neye göre?” Omuz silktim. “Herkese göre bir şey başarmış olmak gerekiyor ya… iş, kariyer, düzen falan.” “Ve?” “Ve ben bazen sanki yerimde sayıyormuşum gibi hissediyorum.” Mert birkaç saniye sustu. Sonra sakin bir sesle konuştu. “İnsanlar hayatı yarış sanıyor.” Ona baktım. “Öyle değil mi?” Başını iki yana salladı. “Herkesin zamanı farklıdır.” Bu adam bazen hiç beklemediğim cümleler kuruyordu. “Sen kendini başkalarıyla kıyasladığın için yoruluyorsun.” İçim bir tuhaf oldu. Çünkü haklıydı. Derin nefes aldım. “Psikolog musun sen?” “Hayır.” “Peki neden böyle konuşuyorsun?” Bu sefer kısa bir kahkaha attı. “Çünkü seni düşünüyorum.” … Kalbim. Gerçekten artık sakin olman gerekiyor. Ne diyeceğimi şaşırdım. Başımı çevirdim. “Sen böyle şeyleri çok rahat söylüyorsun.” “Hayır,” dedi. “Sadece sana karşı rahat söylüyorum.” Arabada birkaç saniyelik sessizlik oldu. Ama bu seferki sessizlik farklıydı. Yoğundu. Mert bir süre sonra arabayı sahil kenarında durdurdu. Şaşkınca etrafa baktım. Foça sahili… Akşamüstü olmuştu. Deniz sakin görünüyordu. Rüzgâr hafif hafif esiyordu. Arabadan indik. Saçlarım rüzgâr yüzünden dağıldı. Sinirle düzeltmeye çalışırken Mert bana baktı. “Dokunma.” “Elalemin içinde saçım kuş yuvasına döndü.” “Bırak öyle kalsın.” Kaşımı kaldırdım. “Neden?” “Doğal halin daha güzel.” Allah’ım. Bu adam beni öldürmeye mi çalışıyordu? Yürümeye başladık. Bir süre denizi izledik. Sonra ben ona baktım. “Sen normalde böyle biri misin?” “Nasıl biri?” “Yani…” dedim ellerimi sallayarak. “Bu kadar… şey.” Kaşını kaldırdı. “Şey?” “Romantik gibi.” Kahkaha attı. Mert Ulusoy gerçekten kahkaha attı. Ve o an anladım ki… Ben bu adamın en çok gülen halini seviyordum. “Romantik olduğumu kim söyledi?” “Az önce doğal halin güzel dedin.” “Gerçekti.” Yine sustum. Bu adamın en tehlikeli yanı şuydu: Güzel şeyleri söylerken hiç uğraşmıyordu. Bir banka oturduk. Rüzgâr hafifçe eserken ben denize bakıyordum. Mert ise bana. Hissediyordum. “Niye bakıyorsun?” dedim sonunda. “Bakmak hoşuma gidiyor.” Utandım. Gerçekten utandım. “Sen beni çok bozuyorsun farkında mısın?” “Sen de beni bozuyorsun Ayça.” Başımı ona çevirdim. Bu sefer gözleri ciddiydi. “Ben normalde kimseyi hayatıma bu kadar hızlı almam.” Kalbim yavaşladı sanki. “Ama seni görünce…” dedi sessizce. Devam etmedi. “Ne oldu beni görünce?” diye sordum. Gözlerini gözlerime dikti. “Durmak istemedim.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD