Bölüm 2 : Yüzleşmeler 🪽

1025 Words
Defne Ateş O gece doğru düzgün uyuyamadım. Tavanı izleyerek geçen saatlerde, aklımda hep aynı soru dönüp durdu: Gerçekten o mu? Onun adı, onun gözleri, onun gülümsemesi... Ama bir şeyler eksik. Ya da fazla. Sanki bana tanıdık gelen o yüzün ardında, bambaşka biri vardı. Sabah,ofisin mutfağında kahve makinesinin başında beklerken bile içim kıpır kıpırdı. Kahve kabı boşalmış, biri yerine koymamış. Tabii ki yine Elif. Gözüm saatle yarışıyor ama içimdeki sabırsızlık zamanla değildi, gerçekle ilgiliydi. Elimi tezgâha yasladım. Gözlerim uykusuzluktan kan çanağı gibi ama içimde başka bir enerji vardı. Gerginlik mi? Heyecan mı? Belki ikisi birden. Kahvemi nihayet alıp ofise girdiğimde, ortam dün olduğundan çok daha sessizdi. Masama yaklaşırken Elif hemen yanıma geldi, sesini alçaltarak: “Bugün Aras seninle birlikte çalışacakmış.” Donup kaldım. “Ne demek o?” “Yani şu yeni gelen arkadaş. Müdür, onun ilk haftasında senin projeye destek olmanı istemiş. Hem iş öğrenir hem seni rahatlatırmış,” dedi göz kırparak. “Rahatlatırmış…” diye tekrarladım kendi kendime, acı bir tebessümle. Beni en son ne zaman biri gerçekten rahatlatabildi ki? Masama oturduğumda, bilgisayar ekranımda yeni bir e-posta yanıp sönüyordu: "Projeye destek – Aras Çelik ilk taslak paylaşımı için yönlendirilmiştir." Altında Müdür’ün imzası vardı. Konu çoktan kapanmıştı. Bir süre sonra Aras geldi, elinde dosyalarla. Ceketinin yakasını düzeltip karşımdaki sandalyeye oturdu. Yüzünde her zamanki o nazik ama mesafeli ifade. “Günaydın,” dedi sessizce. “Sanırım birlikte çalışacakmışız.” “Öyleymiş,” dedim kısa bir baş hareketiyle. Göz göze gelmemeye çalıştım. Ama o, gözlerini kaçırmıyordu. Sanki bir şey söylemek istiyor ama uygun anı bekliyordu. Saatler ilerledikçe normalden daha az konuştuk. Teknik çizimlerle uğraşırken birkaç soru sordu, ben de kısa yanıtlar verdim. Ama sonra, elindeki kalemi bıraktı. Ellerini dizlerine koydu. Gözlerini bana dikti. “Seninle ilgili bazı şeyleri hatırlamaya başladım,” dedi. Kalbim hızlandı. Yine mi bir oyun? Yoksa gerçekten mi? “Üniversitede sen hep not tutardın,” dedi yavaşça. “Ve defterinin kenarına küçük karalamalar yapardın. Çiçekler, bulutlar…” Şaşırdım. Bunu kimseye anlatmamıştım. O çiçekleri hep, içim sıkıldığında çizerdim. Aras’la ilk tanıştığımız zamanlarda, derste onun yanında otururken. “Hatırlıyor musun demeyeceğim,” dedim sakin olmaya çalışarak. “Ama bunu sadece ikimiz bilirdik. Nasıl hatırladın, madem hafıza kaybın vardı?” Bir an duraksadı. Gözlerini yere indirdi. “Bazen... bazı şeyler aniden beliriyor. Rüyalar gibi. Gerçek mi, hayal mi ayırt edemiyorum,” dedi. Ama sesi sanki kendi söylediğine bile inanmıyordu. O an içimde bir şey koptu. Yıllardır beklediğim “yeniden karşılaşma” anı bu muydu? Tam bir hayal kırklığına uğramıştım. Oysa bu senaryoyu kafamdan çoğu kez geçirmiştim. "Aras' la yeniden nasıl olur? " diye düşünüp hayallere dalarak uyumuştum çoğu zaman. Ama bu değildi kafamdan geçen. Sessizlik uzadı. Aras da önündeki dosyaya gömüldü, sanki hiçbir şey olmamış gibi. Gün bitmek üzereydi. Ofisteki son kahvemi almak için mutfağa uğradım. Kupamı tezgâha koyarken, içeri Aras girdi. Elinde telefonu vardı. Ekranını aceleyle kapatıp cebine koydu ama gözüm bir kelimeye takıldı: "Emir – Görüşme Saati Değişti." Boğazım kurudu. “Bir sorun mu var?” diye sordu, fark ettiğimi anlamamış gibi. “Yok, kahvemi alacaktım sadece,” dedim. Yüzümdeki donuk ifadeyi gizlemeye çalışarak çıktım. Koridorda yürürken kendi iç sesimle savaşıyordum. Aras'ın ikinci bir ismimi vardı? Emir kimdi ? Hafızamı zorluyordum ama hiç çağrışım yapmıyordu . Üniversitede böyle bir şey konuşulmamıştı. Sosyal medyada da hiç görmemiştim. O, sadece Aras’tı. Netti…Temizdi…Dürüsttü… Ya da ben öyle sanmıştım. Adımlarım beni lavaboya değil, doğrudan yangın merdivenine götürdü. O dar, gri alanda soluklandım bir süre. Telefonumu çıkardım. Parmaklarım terliyordu. Instagram… yok. LinkedIn… sadece “Aras Çelik”. Twitter hesabı bile silinmişti. Ya da belki hiç olmamıştı. Başımı duvara yasladım. Gözlerimi kapattım. Ben mi paranoya yapıyorum, yoksa bir şeyler gerçekten çok mu yanlış? “Emir…” İçimden tekrarladım o ismi. Tuhaf bir ağırlığı vardı. Sanki yıllardır duyduğum ama anlam veremediğim bir ezginin eksik notasını bulmuşum gibi. Tanıdık ama yabancı. Soğuk ama dokunulabilir. Birden içime bir ürperti yayıldı. Ya o gerçekten Aras değilse? Ya karşımda oturan adam, sadece onun yüzünü taşıyorsa? Saçmalama Defne, dedim kendime. Aras olmayacak da kim olacak? Adam karşımdaydı işte. Aynı gözler, aynı duruş, aynı ses tonu… Sadece belki biraz daha yabancı. Belki biraz daha dikkatli. Ama bu kadar yıldan sonra bu normal değil mi? Derin bir nefes alıp yangın merdiveninden yukarı çıktım. Artık mesai bitmişti. Elif çoktan çıkmış, ofis sessizleşmişti. Bilgisayarımı kapatıp çantamı aldım, kulaklığımı takıp yürümeye başladım. Dışarının serin havası yüzüme çarparken, içimdeki kasvet biraz dağıldı. Otobüse bindim, eve vardım. Kapıyı açtığımda annemin neşeli sesi karşıladı beni: “Defne geldiiii! Hadi sofraya otur, tam seni bekliyorduk!” Babam gazeteyi katlayıp kenara koydu, küçük kardeşim Ceren televizyonu kapattı. Masada bu akşam fırın makarna vardı, yanında da annemin meşhur yoğurtlu patlıcanı. “Bugün nasıl geçti kızım?” diye sordu annem, bana koca bir tabak uzatırken. Gülümsedim. “Yoğundu ama güzeldi. Yeni biri başladı bugün.” “Yaa öyle mi?” dedi babam. “İyi çocuk mu bari?” Bir an durdum. “Evet,” dedim yavaşça. “Tanıdık biri aslında eskiden üniversitedendi. Aras.” İçimdeki o kıpırtıyı bastırmak ister gibi çatalımı elime aldım. Sofrada kahkahalar yükseliyordu. Ceren yine okulda bir komiklik yapmış, onu anlatıyordu. Babaannem“ Yemek yerken sessiz olunur ,” deyip söyleniyordu. Benimse aklım çoktan başka yerdeydi. Gece herkes odalarına çekildikten sonra, pijamalarımı giydim, yatağıma uzandım. Tavanı izlerken içimdeki o sıkıntı gitmek bir yana, daha da ağırlaştı. Kazadan sonra hafıza kaybı olmuş… Telefonumu elime aldım. Sessizce “Aras Çelik kaza” diye arattım. Sonuçlar geldi. Sayfaları hızla geçtim. Sonra bir başlık gözümün önünde durdu: "Üniversite öğrencisi Aras Çelik ve kardeşi Emir Çelik’in karıştığı trafik kazasında bir kişi yaşamını yitirdi." Nefesim kesildi. Kardeşi mi? Aras’ın kardeşi mi vardı? Ölen kimdi? Tüm vücudum buz kesmişti. Haberi açtım. Ekrana yansıyan kelimeler birbirine karışıyordu ama bir cümle netti: "Kazaya karışan iki kardeşten biri ağır yaralı olarak kurtarılırken, diğerinin olay yerinde yaşamını yitirdiği bildirildi." Yutkundum. Haberde isimler geçmiyordu. Aras yaşıyorsa, demek ki Emir vefat etmişti. Peki o zaman neden mesajda “Emir” yazıyordu? “Ahh Defne… Mimarlığı bırakıp dedektif falan mı olsan acaba?” diye kendi kendime mırıldandım. Telefonu sehpanın üzerine bıraktım, uyumaya çalıştım. Ama olmuyordu. İçimde bir düğüm vardı, zihnim sürekli aynı isme takılıyordu. Emir... Neden hiç bahsetmedin kardeşinden, Aras? Ne saklıyorsun benden? Ne işler çeviriyorsun acaba? Neyse... her neyse... Bulacağım nasıl olsa hem de en kısa zaman da…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD