O gece Emir, Çağdaş’la birlikte hastanede sabahladı. Ne bir gözlerini kırptılar, ne de birbirlerine tek kelime ettiler. Zaman, o soğuk hastane koridorlarında donmuş gibiydi. Sessizliğin içinden yalnızca makinelerin monoton sesi ve ara sıra yankılanan hemşire ayak sesleri geçiyordu. Bu sessizlikte Emir’in düşünceleri giderek ağırlaştı; sabaha kadar sustu, sabaha kadar düşündü. Ve sonunda bitti. İhsan öldü. Bu cümle zihninde yankılanırken, içinde tuhaf bir boşluk hissetti. Ne bir üzüntü vardı içinde, ne de bir rahatlama… Sadece derin bir yorgunluk. Fakat bir yanı biliyordu: Artık bu yükten kurtulmuştu. Aylarca, belki yıllarca sırtında taşıdığı, onu adım adım içindeki karanlığa çeken o gölge nihayet silinmişti. Şimdi ise, geriye ne kaldıysa onunla yaşamayı öğrenmek zorundaydı. Hayatını ye

