Defne Ateş
Aras’ın yemek teklifini kabul etmiştim. Akşam birlikte yemeğe gidecektik. İçimdeki kuşkuların bu yemekle son bulmasını umuyordum.
Ama bir yanım da, o kuşkuların gerçek çıkmasından delicesine korkuyordum. Aynanın karşısında durmuş, saçımı gelişi güzel toplamıştım. Ne abartılı bir makyaj yapmıştım ne de fazla sade kalmak istemiştim. Özenli ama mesafeli... Kendime bile fark ettirmeden, ona hâlâ etkilenmediğimi göstermeye çalışıyordum sanki.
“Bu sadece bir yemek, Defne,” dedim usulca. Ama kalbim, sadece bir yemeğe gidiyormuş gibi atmıyordu.
Ceketimi alıp kapının önüne çıktığımda çoktan gelmişti. Siyah gömleği ve yakasındaki o tanıdık parfüm... Bir an göz göze geldik, içimde bir şey kıpırdadı.
“Hazır mısın?” diye sordu, kapıyı açarken.
Başımı hafifçe salladım. Gülümsemeye çalıştım ama dudaklarımda kaldı o ifade. Arabaya binerken göz ucuyla bana baktı. Sanki bir şey soracak gibiydi ama sustu. Onun da içinde çözümleyemediği bir şeyler vardı sanki.
Yol boyunca ikimiz de sessizdik. Radyoda hafif bir caz parçası çalıyordu. Gözüm yolda, aklım onun profilindeydi. Göz kenarındaki o ince çizgiyi bile ezbere biliyordum. Ama artık sanki eskisi kadar belirgin değildi.
“Sen misin gerçekten?” dedim içimden.
“Yoksa sadece tanıdık bir yüze mi sığınmaya çalışıyorum?”
Restorana vardığımızda, kapıyı benim için açtı. Küçük bir tebessümle, “Hâlâ aynı kibarlık,” diye geçirdim aklımdan. Ama bu, o olup olmadığına dair bir kanıt sayılmazdı.
Masa başına oturduğumuzda gözlerini doğrudan bana çevirdi. Birkaç saniye sustuk. Sonra kelimeler araya girdi.
“Burası yenilenmiş,” dedi çevreye bakarak. “Eskiden daha basıktı.”
Başımı eğdim. “Eskiden mi? Sen burayı hatırlıyor musun?”
Gözlerinde kısa bir belirsizlik belirdi. Sonra hemen toparlandı.
“Seninle bir kere gelmiştik ya, final haftasındaydı.”
“Evet...” dedim gülümseyerek.
Bir süre sessizce menüyü inceledik. Onun balık seçmesi önce garip geldi. Aras balık sevmezdi, diye hatırlıyordum. Ama sonra, yıllar öncesinden bir sahne canlandı zihnimde:
“Balıkların kılçıkları olmasa ne güzel olur,” demişti.
Belki de gerçekten sevmiyor değildi, sadece uğraşmak istemiyordu.
Demek ki ben yanlış hatırlıyordum.
“İnsan hafızası ne garip. Bazen bir ayrıntıya takılıyor ve gerçeği unutturuyor.”
Gözlerim onun ellerine kaydı. Bileğini hâlâ hafifçe çatık tutuyordu; yazarken hep böyle olurdu. Hatta deftere yazı yazarken kalemi başparmağının biraz daha yukarısından tutardı şimdi bardağı da aynı şekilde tutuyordu.
“Evet,” dedim içimden. “Bu o. Bu Aras.”
Kelimeler daha kolay çıkmaya başladı ağzımdan. Sanki yıllardır hiç kopmamışız gibi. Sanki ben onun karşısında defalarca oturmuşum da, sadece kısa bir ara vermişiz gibi hissediyordum.
"Neden?" diye fısıldadım.
Yüzüme anlam verememiş şekilde baktı. "Ne, neden?" dedi.
"Kazadan sonra neden sana hiç ulaşamadım?" dedim; yüzüm düşmüş, kaşlarım çatılmıştı.
"Defne... Ben çok uzun süre kendime gelemedim. Kendime geldiğimdeyse hafıza sorunlarım vardı. Hafızam uzun süre yerine gelmedi," dedi, sakince gözlerime bakarak.
"Peki, ne zaman tam olarak hatırlamaya başladın?" dedim merakla.
"Kazadan iki yıl sonra yavaş yavaş hafızam yerine gelmeye başladı. Hâlâ eksikler var," dedi düşünceli bir ifadeyle.
"Sen... Hatırladığımdan da daha güzelsin," dedi gülümseyerek.
Utandığımı hissettim. Başımı öne eğdim. "Teşekkür ederim..." dedim, gülümseyerek.
"Ben sana ulaşmak için çok uğraştım ama başaramadım. Sosyal medya hesapların kapanmıştı, telefon numaran hep kapalıydı. Ailene ulaşabilmek için adresinizi bile bulmuştum ama taşınmışsınız."
"Ben de o kadar süre sonra seni aramaya korktum," dedi çekimser bir ses tonuyla.
"Keşke..." dedim, "keşke arasaydın."
Gözlerime baktı. "Onca yılın ardından seni aramaya cesaret edemedim," dedi.
Gözlerini benden kaçırdı bir anlığına. Parmakları masanın kenarında gezindi, sanki orada söyleyemediği cümleleri arıyordu.
“Biliyor musun…” dedi sonunda, sesi neredeyse fısıltı gibiydi, “o dönem kendime bile yabancıydım. Her sabah uyandığımda bir yabancının hayatına gözlerimi açıyormuşum gibi geliyordu.”
Sessizce onu dinliyordum. Kalbimde bir yer, onun hâlâ benim tanıdığım Aras olduğunu umuyordu.
“Sana yazdığım ama hiç yollayamadığım mektuplar vardı,” diye devam etti. “Bazen yazdıkça seni daha çok hatırlayacağımı düşündüm. Bazen de yazdıkça unutmak ister gibi...”
“Yazdın mı gerçekten?” dedim şaşkınlıkla.
Başını hafifçe salladı. “Defterin arasında, bazıları buruşturulmuş, bazıları yarım kalmış… Ama hepsi sana.”
O an içimde bir şey kırıldı mı, yoksa tamamlandı mı, anlayamadım. Yalnızca susup gözlerinin içine baktım. Aynı yeşil … Aynı derinlik… Ama eskisinden daha yorgundu.
Garson yemeği getirince konuşma bölündü. Önümüzdeki tabaklara baktık ama iştahımız yoktu. Çatalı elime alıp biraz oynadım, sonra bıraktım.
“Aras,” dedim nazikçe, “o mektupları görmek isterim. Eğer sende istersen? ”
“İsterim tabii ki” dedi gözlerime bakarak. “Belki de seninle birlikte okumalıyız onları.”
İlk defa o gece, içim hafifledi. Belki her şey hâlâ karmaşıktı, ama en azından kelimeler artık bir yol çiziyordu. Gerçekler, ne kadar acı olursa olsun, suskunluktan daha az yaralayıcıydı.
Yemekler bittiğinde Aras hesap için elini cebine attı. "Bu akşam benden," dedi gülümseyerek.
"Teşekkür ederim," dedim hafif bir baş hareketiyle. Bu küçük jest bile içimi ısıtmıştı.
Restorandan çıktığımızda gece serinlemişti. Ceketimin yakasını hafifçe kaldırdım. Aras arabaya yöneldi, ben de ardından. Yol boyunca çok konuşmadık, ama bu kez sessizlik huzursuz değildi. Sanki kelimeler yerini kalbin ritmine bırakmıştı.
Evin önüne geldiğimizde motor sustu. Sessizlik biraz daha derinleşti.
"İyi ki geldin bu akşam," dedi yumuşak bir sesle.
“Sen de,” dedim, gözlerimi kaçırmadan.
Bir an durup ona son kez baktım.
"İyi geceler, Aras."
"İyi geceler, Defne."
Arabadan indim ve koşar adımlarla apartmana girdim. Eve girer girmez ayakkabılarımı çıkardım, ceketimi sandalyeye bıraktım. Sessizlik artık benimleydi. O ağır sessizlik değil; huzurlu, tanıdık bir sessizlikti bu.
Odama geçtim, üzerimi bile değiştirmeden yatağa uzandım. Tavana baktım bir süre. Kalbim, uzun zamandır ilk kez bu kadar dolu ama aynı zamanda hafifti.
O an fark ettim…
Onu hâlâ ne kadar çok sevdiğimi.
Ne kadar eksikmişim aslında…
Ve onu tekrar bulmak, yıllar sonra bile kalbimin hâlâ onunla attığını anlamak bu tarifsiz bir mutluluktu.
Dudaklarımda bir gülümseme vardı. "İyi ki...İyi ki yıllar sonra karşıma çıktın, Aras.." dedim fısıltıyla..Kalbimde ona ilk aşık olduğum andaki hislerle yavaş yavaş gözlerimi kapattım...