“DAHA KESKİN 🔥”

553 Words
HAZAR SARUHANLI Ayazın gönderdiği numarayı aradım. Uzun uzun çaldı. Sonunda Rukenin sesini duydum. Yıllar önce yüzüme o telefonu kapattıktan sonra ilk telefon görüşmemizdi bu. “Alo…?” “Bir saat içinde bizim eski bağ evinde ol!” “Hazar…” deyip duraksadı. Sonra kekeleyerek konuştu. “G-gelemem ben…” “Sana gelebilir misin demiyorum, ol diyorum! Yoksa ben gelirim Azadi konağına ama emin ol bu kimsenin hoşuna gitmez!” Telefonu kapattım. Hastaneye baş belası için bi kaç adam bıraktım. Odaya ben gelene kadar kimsenin girmemesini özellikle tembih ettim. Aracı bağ evinin toprak yoluna kırdığımda direksiyonun altında parmaklarım istemsizce sıkıldı. Yol hâlâ aynıydı… çukurları, taşları, virajları. Sanki yıllar hiç geçmemiş gibi. Ama içimdeki şey… o aynı değildi. Motoru kapattığımda sessizlik bir anda üzerime çöktü. Şehirde alıştığım o uğultu yoktu burada. Sadece geçmişi sis gibi hatırlatan rüzgâr… Kapıyı açıp indim. Ayakkabımın altındaki taşların sesi bile tanıdıktı. “Yine geldin…” der gibi. Bağ evine doğru birkaç adım attım. Yıllar daha da çökertmişti bu evi… Kapıyı ittirdim. Gıcırtı… eskisinden daha fazla… İçeri girdim. Toz kokusu, eski eşya kokusuna iyice karışmış. Duvarlara baktım. Bir köşede hala Rukenin buraya ilk geldiğinde oturduğu küçük koltuk hala duruyordu. Ve bir anda… Gözümün önüne o geldi. Ruken. İlk geldiği gün… kapının eşiğinde durmuştu. Üzerinde açık renk elbisesi, saçları omzuna dökülmüş… gözleri kaçacak yer arıyordu. Utangaç. Çok utangaç. “Burası mı?” demişti bana. Sanki yasaklı bir yere gelmiş gibi fısıldayarak. Gülümsedim o anı hatırlarken. “Evet, burası.” O gün içeri girmeye bile çekinmişti. Benim arkamdan saklanır gibi yürümüştü. Elim yanlışlıkla eline değdiğinde nasıl irkildiğini hatırlıyorum… Ama bırakmamıştı. Ben de çekmemiştim. Sonra…İlk öpüşme. Şu kapının hemen yanında. Kalbim o zaman da böyle çarpıyordu. Ama o zaman korku vardı içinde. Sadece… yanlış bir şeylerin başladığını bilmenin ağırlığı vardı. Rukenden uzak duramamanın ağırlığı… Gözlerimi kapattım bir an. “Lan…” diye nefes verdim. Şimdi neyin içindeydik biz? Ne hale gelmiştik? Dışarıdan gelen ani bir motor sesiyle gözlerimi açtım. Refleksle başımı kapıya çevirdim. O ses… Buraya gelen biri olmazdı kolay kolay.Salona girip pencereye yöneldim.Perdeyi araladım. Ve… Donup kaldım. Arabadan iniyordu. Üzerinde buraya ilk geldiği elbise… İçim titredi. Sanki o gündeydim. Kapının önünde. Kapı açıldı. Saçları savruluyordu rüzgârda, yüzü… telaşlı. Bana doğru değil, doğrudan eve doğru bakıyordu. Sonra… Koşmaya başladı. Ayaklarım kendi kendine hareket etti. Kapıya yöneldim. O sırada… Eski tahta kapı hızla açıldı. Bir anda karşı karşıya kaldık. Gözleri benim üzerimdeydi. Aynı anda hem tanıdık… hem yabancı bakıyordu. Benim içimdeyse her şey birbirine girmişti çoktan… Geçmiş. Şimdi. Öfke. Özlem. Hepsi. İçeri girip kapıyı hızla kapattı. Gözlerindeki parıltı bile yıllar öncesinden kat kat fazlaydı. “Beni buraya çağırdın…” dedi, hevesle… gözlerimin içine bakarak, “bizim başladığımız yere...” Bi anda kollarını boynuma doladı. Nefesi yüzüme çarpıyor atan kalbini bedenimde hissediyordum. Eskiden bunu yaptığında karşısında kendinden geçen bir delikanlı vardı. Erkekliğini ilk defa hissetmiş, anın heyecanıyla ne yapacağını bilemeyen toy bir delikanlı… Ama şimdi farklıydı. Kulağına yaklaşarak fısıldadım. “Bana bu kadar yaklaşma…”dedim. “Senin için iyi olmaz” Geri çekilip gözlerime baktı. “Olmasın…” kollarını boynumdan çekip şu an eskisine kıyasla daha keskin daha kadındı. Üzerindeki çiçekli elbisesinin düğmelerini açmaya başladı. Eskiden küçük ve taze olan göğüsleri şimdi daha dolgundu ama üzerinde başka bir adamın izleri vardı. Elbiseyi omuzlarından iterken yarı çıplak vücudu yine gözlerimin önüne serildi. Bu gün bu iki etti. Elini kemerime attığında gülümsedim. Ne istediğini bilen kadınları severdim…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD