Günler geçiyor, öğrenciler derslerine odaklanarak hızlaca çalışıyor, festivali de elden vermiyordu. Varisler de ayrılıkta dansın nasıl olduğunu kitaplardan inceliyor, haraketleri ezberlemeye çalışıyordu. Kuzgunlar festivali bozmak için planlar kuruyordu. Plan kusursuz olmalıyıdı, yoksa festival ve varislerin dansı sayesinde varisler halkı, sınırları ve kendi onurlarını güçlendirecekti. Bu da kuzgunlar için büyük bir zarar demekti.
Gece yarışı sarayda büyük bir toplantı düzenlenmişti bütün yüksek rütbe sahipleri buradaydı. Ülkenin yöneticisi Ryder Vaughn içeri girdi ve her kes ayağa kalktı. Ryder Vaughn yerine oturdu ve direkt konuya girdi:
— Beni iyi dinleyin. Festivali bozmak için sıkı ve akıcı bir plan kurmamız gerek. Eğer mantıklı bir şey düşünmezseniz, durumumuz iyice kötüye gider.
— Ne dilersiniz, efendimiz?
— Öncelikle toprakları yıkıp ülkemizi ışıklandırmamız lazım. Güneş ışığı güçlerimizin büyümesine yardımcı olacaktır. Varis ve koruyucuların dikkatini yayındırmamız da gerek.
— Bunun için basit saldırılar düzenleyebiliriz, efendim.
— Evet, ve bolca da farklı mekanlar.
— Bay Clarck, koruyucular arasındaki casusumuzdan bir haber var mı?
— Efendimiz, söylediklerine göre varislerden sadece bir kaçı birbirini tanıyor. Dansı da şimdilik farklı yollarla öğreniyorlar.
— Kendisi bir iş yaptı mı?
— Henüz değil, efendim. Ama yapmak için uygun zamanı bulmaya çalışıyor.
Ryder yumruğuyla sert bir şekilde masaya vurdu:
— Peki ne işe yarıyor bu adam?! Söyleyin ona, işini iyice yapsın! Yoksa ailesine neler yapabileceğimi hayal bile edemeyecek.
— Emredersiniz, efendimiz.
— Eğer bir yanlış yaparsa ne olacağını umursamadan onu ifşa ederim.
— Hemen bildireceğim, efendimiz.
— Efendimiz, canavarlar festival için hazırlanıyorlar. Siz bir şey demeyecek misiniz?
— Siz sadece süsleri mahvetmek için bir kaç kişi gönderin. Bay Clarck ve bay Levi, casusumuzu yarın burada istiyorum. Mektubu yollayın ve uyarımı da mutlaka bildirin, eğer gelmezse ailesinin canı yanacak.
— Emredersiniz, efendimiz.
— Hallederiz, efendimiz.
~~~
Sıradaki gün.
Gece yarısıydı, bütün şehrin uyuduğu halde casus binanın tepesinde durmuş şehri izliyordu. Kendinden emindi, herkesi kendi oyununa getirmiş, avcunda oynatıyordu. Zamanı geldiğinde kanatlarını çıkardı, büyük kanatları rüzgara karışıyordu. Az sonra kanatlarını kaldırdı ve gökyüzüne yükseldi, kuzgunların yaşadığı yerlere yöneldi. Bu kara enerjiyi duyan tek kişi vardı: Mason Monroe. Evinde, salonda oturmuş kahvesini yudumluyordu. İlk kez bir enerjiyi bu kadar çabuk hissetmişti. Dönüp pencereye baktı, bir şeyler olduğunu biliyordu. Balkona çıktı, parlayan beyaz kanatlarını çıkardı ve gökyüzüne yükseldi. Etrafı gözetlediğinde bir şey göremedi. Casus çoktan hedefine ulaşmıştı ve o onu aramakta geç kalmıştı.
Casus saraya geldiğinde kanatlarını kapattı. Yüzünde zevk alır gibi gülümseme vardı, bay Ryder Vaughn'ın öfkesinden haberi yoktu. İçeri girdiğinde önce diz çökerek saygıyla başını eğdi. Ayağa kalktığında da aynı saygıyla konuştu:
— Efendimiz, beni emrettiğinizi duydum. İzninizle çağırışınızın sebebini öğrenebilir miyim?
— 21 yıl oldu, koruyucularla varisler arasında dolandığın 21 yıl. Ama her şey hala aynı. Hatta daha da güçleniyorlar, ve sen hiç bir şey yapmıyorsun.
— Efendimiz, pek hiç bir şey sayılmaz.
— Kalkanlarını zayıflattın mı?
— Hayır.
— Aralarında sorun yarattın mı?
— Hayır.
— Evlendiğin o koruyucu kadının ölümü bir işine yaradı mı?
— Aslında...
— Kes sesini! Tristan Cole, eğer bu yılki festivali berbat etmezsen, ailenle birlikte yok olursun! Duydun mu beni?!
— Emredersiniz, efendimiz.
— O zaman planın ne? Oğluna daha bir şey anlatmadın, değil mi?
— Henüz değil, efendimiz, ama kısa süre içinde her şeyi öğrenecek.
— Acele et, Tristan, acele et. Kim olduğunu, kimlerden olduğunu unutma. Annenin seni öldürmeye çalıştığını da unutma. Sen melezsin, sen büyük bir yükün altındasın, bir önceki neslimizin çabaları senin omuzların altında. Bunu her türlü başarman gerekiyor.
— Emredersiniz, efendimiz.
— Umarım ne demek istediğimi anladın. Şimdi çıkabilirsin.
— Başüstüne.
Tristan odadan dışarı çıktı. Bir anda çocukluğunu hatırladı. Sarayın büyük balkonuna geldi, ellerini taşların üzerine koyarak başını kaldırdı ve yıldızları izledi ve geçmişini hatırladı. O zamanlar canavarlar ve kuzgunlar arasında tekrar savaş yaranmıştı. Canavarlar hissetmeden kuzgunlar varis Alina Wilder'ı esir almıştı. Canavarlar uzun bir süre onu geri almak için çabalamış, ama başarısız olmuştu. Kuzgunların varisi Ronan Cole da ondan bir çocuk yapmayı ve bu çocuğu canavarlar arasına sokarak onun bir koruyucuyla yer değiştirmesini planlıyordu. Alina önceden bu plandan habersizdi, onun günleri karanlık ve kapalı odalarda yaşamakla geçmişti. Bu planı öğrendiğindeyse 6 yaşlı oğlu Tristan'ı öldürerek halkını korumak istiyordu. Hatta bunu bir kaç kere yapmayı denemişti. Ama Ronan da her seferinde onu engellemiş ve ona cezalar vermişti. Alina da bu zulmlere daha fazla dayanamayıp pençesiyle boğazını keserek intihar etmişti. Canavarlar onu bulduğunda dereye atılmıştı. İntihar ettiğini anlamıştılar, ama bir oğlu olduğunu bilmiyordular. Bunun karşılığında da kuzgunların mekanı daha da karanlık ve bereketsiz toprakla kaplı bir yer olmuştu.
Tristan hep annesinin ondan nefret ettiğine inanarak büyümüştü. Bir çocuk olduöu için dedesi ve babası hep onu bu düşüncelerle dolduruyordu. Bir kaç yıl sonra babasının canavarlar tarafından öldürüldüğünü gözleriyle görünce canavarlardan derin bir intikamını almaya yemin etmişti. Onun planı da babasına benziyordu: öncelikle bir koruyucuyu izlemiş ve onun bütün karakterini öğrenmişti. Sonra da evlendiği günün öncesi onu öldürerek yerine geçmişti. Her kimse ona karakterinde bir farklılık olduğunu dediğinde "aşık bir erkeği sadece evlilik değiştirir" diyordu. Ardından kuzgunların tekrar güçlenmesini sağlayarak canavarlardan intikamını alacaktı. Daha sonradan eşinin kendisinin kuzgunlarla bağlantılar kurduğunu öğrendiğini anlamış ve yemeklerine gizlice ilaçlar katarak onun da hayatına son vermişti.