Bir hafta sonra.
Çoğu kişi yeni müdürden memnundu. İlk başlarda o kadar inanmamıştılar, ama müdürün Lila ve Alice'i cezalandırması artık bir umuda yol açmıştı.
Festival için herkes sıkıca hazırlanırken Arin yoruluyordu. Arkadaşlarını kıramazdı, ama kendini de bu şekilde yoramazdı. Varislerin de ayrıca dansı vardı ve onun için hazırlanıyordular.
Okul çıkışı kızlarla birlikte yürüyordular. Kızlar konuşup gülse bile Arin konuşmuyordu. Güçsüz kalmış gibi hissediyordu. Belki de söylemeliydi, çünkü doğru olan buydu. Ama söyleyemiyordu, çünkü onları üzmek istemiyordu, daha önceki okullarından aklında kalmıştı.
— Arin, sen niye konuşmuyorsun?
— Hm? Hiç, sadece yorgunum.
— Enerjili olman gerekiyor, yarın tekrar praktik yapacağız.
— Şey, ben gelmesem, olur mu?
Rose sesini duyulacak gibi kaldırdı:
— Olmaz, hepimiz olmalıyız, yoksa dansın anlamı kalmaz.
Az sonra Simon yanlarına geldi:
— Arin, konuşalım.
Bir kenara çekildiler, kızlar neler olduğunu merak etse de, gelmediler.
— Maksadın ne?
— Nasıl yani?
— Dün müdürün yanına gittin, akşam müdür şirkete gelmişti, sonra de müdür değişti. Bu yaşananlar sonucu bütün oklar seni gösteriyor. Maksadın ne?
— Haa, öyle diyorsun demek. Cevabım, senin gayrı meşhur hükümranlığını devirmek ve herkesin rahat olmasını sağlamak.
— Neden peki?
— Çünki biz varisiz, bizim vazifemiz halkı korumak, onlara zorluk çırakmak değil.
— Bu seni ilgilendirmez.
— İlgilendirir, çünkü ben de varisim. Halkımın değeri benim için önemli.
Arin arkasına döndü ve çıkıp gitti.
— Demek önemli. Bakalım arkadaşların buna ne diyecek...
Akşam vaktiydi, saat iyice geçiyordu. Kızlar hem ders çalışmış, hem de praktik yapmıştı. 3 buçuk saatlik praktik onları çok yormuştu. Biraz dinlenmek için yemek yediler ve dışarı çıktılar. Hava çok serin ve ferahtı.
— Nehir kenarına gidelim, orası daha güzel olur.
Nehir yanı huzur doluydu. Biraz dolaştılar, Arin yine konuşmak istedi:
— Kızlar, şu dans konusunun üstünden bir daha geçebilir miyiz?
— Evet, bir sorun mu var acaba?
— Ben dansınıza katılamam. Zaten dört kişilik dans ve...
Rose sözünü kesti:
— Nasıl katılamam, ne kadar praktik yapıyoruz ama. Bu şimdi mi denir?
— Festival yılsonuna yakın işte, daha 5 ay var.
— Arin, bunu değiştiremezsin, hiçbir türlü. Hem ne sebeple değiştirmek istiyorsun ki?
— Şöyle ki, voleybol ve okçuluk var, doğru. Ama benim başka dansım da var ve ona da katıl...
— Başka dans mı? Bizi satıp başkalarına mı katılacaksın?
— Satmak değil, Rose. Sadece 4 şey olması beni yoruyor. Hatta orada da 2 dans var ve bu beni yoruyor.
— En azından daha önce bize söylemeliydin.
— Bu yüzden katılmak istemedim, ama sen bunu sorun gördüğün için mecbur katılmak zorunda kaldım.
Tartışma büyüyor, kızlar da onları sakinleştirmeye çalışıyordu. Arin dikkatini o kadar onlara vermişti ki yakınlıktan gelen farklı enerjileri hissetmiyordu. Alnını avuşturunca hissetti ve başını çevirdi. Bir kaç kuzgun onlara yakındı ve onlara doğru geliyordu.
— Vay vay vay, kimler varmış burada.
— Bir kaç tane kaçak.
Kızlar yerlerinden kıpırdayamıyordu.
— Nasıl da korkuyorlar, görüyor musunuz?
Victoria buzdan kalkan oluşturdu, ama aynı güce sahip kuzgun buzu kırdı. Melody'nin ateşinde işe yaramadı.
— Ahh... Nasıl da masun görünüyorlar. Oysa daha yeni kavga ediyordular.
— Böyle ölmek ne kadar da kötü...
— Ama söz veriyoruz, işimizi canınızı yakmadan halledeceğiz.
Arin artık başka çıkış yolu olmadığını biliyordu daha fazla saklamanın bir anlamı da yoktu. Bir kuzgun saldırmaya çalıştığında tekme attı ve geri savurdu. Sağ elini yana uzattı ve kılıcı elinde varoldu.
— Bir süredir sabrettim, ama bunu siz istediniz.
~~~
Bayan Lisa koltuğunda oturmuş, kahve içerek bilgisayarına bakıyordu. İki gün sonra evinde, rahatlık ve huzur içindeydi. Luhan yanına geldi.
— Teyze, n'apıyorsun?
— En çok sevdiğim şeyi yapıyorum, dinlemiyorum. Arin nerede?
— Arkadaşlarının yanında.
— Ve sen buradasın.
— Gitmem mi gerekiyordu?
— Kesinlikle, ben sana ona göz-kulak ol demiştim.
Pencereden dışarıda bir yerde ışık yanıyordu. Luhan pencerenin önüne geldi ve baktı.
— Nerede olduğunu biliyorsun artık. Şimdi yanına git ve güvenli bir şekilde eve getir.
— Peki teyze, özür dilerim.
— Özür dilemene gerek yok. Kendine dikkat et, yeter.
~~~
Arin son darbesini vurduğunda kuzgun yere düştü. Yaralı olanlar baygın olanlara dokunarak teleport oldu. Arin dönüp arkadaşlarına baktı. Kızlar şokla onu izliyordu.
— Arin... Sen...
— Sen varis misin?
Bir şey diyemedi. Rose öne çıktı:
— Biliyordum, varis olduğunu biliyordum.
— Ne zamandan beri?
— Dansa katılmadığın için söylendiğim o akşam. Önce kuşa dönüşerek bizi dinledin, sonra kızdığın için gökyüzü gürledi. Ertesi gün de ben sakin olayım diye dansa katılmayı seçtin.
— Doğru, ama...
— Sen de Simon gibi olacaksın, değil mi? Önce bize arkadaş gibi yanaşıp sonra da bizi kullanacaksın.
— Ben öyle biri değilim, ben...
Daha konuşamadı. Kızlar arayı düzeltiyordu.
— Varisse, ne olmuş, yine de arkadaşımız.
—Ayrıca bizim gibi o da istediğini yapma hakkına sahip.
— Kızlar, ama bizimle böyle oynayamaz. Bunu önceden öğrenmemiz gerekirdi, şimdi değil. - Arin'e döndü. - Böyle ikiyüzlülere ihtiyacımız yok.
— Rose!
— Sen ne dediğinin farkında...
Gökyüzü şiddetle gürledi. Arin başını kaldırmadan ona baktı, göz bebekleri kızarmıştı ve öfkesi nefesinden belliydi. Pençelerini çıkardı ve yavaş adımlarla ona doğru geldi. Kızlar sürekli sakin olmasını söylüyordu. İki adım kala yerinde durdu, gözlerini kapattı ve pençekerini geri çekti. Derin nefes alarak kendini sakinleştirdi, sonra tekrar ona baktı.
— Ben senin gibi karşımdakileri yargılamam, iğnelemem. Benim için herkes eşit ve öyle de kalacak.
Bir adım daha yaklaştı.
— Ne düşünürsen, düşün, umrumda bile değil. Ben varisim, ve varis olarak da kalacağım. Artık ne yaptığım ve ne yapacağım seni ilgilendirmez. Danstan da zaten çekiliyorum, ne halin varsa, gör.
Dönüp bir kaç adım attı, sonra da ışınlandı.