Aynı Anda

910 Words
Masasına oturduğunda Akının ilk fark ettiği şey lobideki olağan dışı hareketlilikti. Camdan aşağı baktı. Uzun boylu, kendinden emin adımlarla yürüyen bir kadın, iki kişiyle birlikte girişe doğru ilerliyordu. Yüzünü hemen tanıdı. Haftalardır yazıştıkları firmanın sahibi değil… onun kızıydı. Masada susmayan ama sesini yükseltmeden sözünü geçiren kadınlardan. Babasının yerine geçerken kimseye “yer açın” deme ihtiyacı duymayan, zaten kendiliğinden yer açılanlardan. Akının zihni otomatik olarak çalışmaya başladı. Kadının adımları, yanındakilerin duruşu, girişte bekleyen güvenliğin refleksleri… Bu artık sadece mesleki dikkat değildi. Hayatta kalma biçimi haline gelmiş bir alışkanlıktı. Tam o sırada bakışı binanın karşısına kaydı. Gereğinden uzun süredir aynı noktada duran bir siluet vardı. Sigara içmiyor, telefona bakmıyor, acele etmiyordu. Sadece duruyordu. Bekler gibi. Akının yüzü sertleşti. Bu sabah fazla erkendi. Tesadüf değildi. Elini cebine götürmeden, bakışını camdan ayırmadan Hamdiyi aradı. Karşı binayı işaret ederek kısık bir sesle konuştu. “Duranı görüyorsan, peşine birini tak. Sessiz.” Kısa bir duraksamadan sonra ekledi: “Şevket hattını da aç. Uyandılarsa… erken uyandılar.” Telefonu kapattığı anda ofisin kapısı tıklandı. Ayla içeri girdi. “Günaydın Akın Bey.” Sesi her zamanki gibiydi ama Akının yüzü geceki yüz değildi. Daha kapalı, daha sertti. Ayla bunu fark etti; bir an durdu. Gecenin sessizliğinde kahve içtiği adam yoktu karşısında. “Bugün toplantı var,” dedi, “ortaklık görüşmesi.” “Biliyorum,” dedi Akın. Kısa. Net. Ayla bir şey söylemek ister gibi oldu, vazgeçti. Akın ayağa kalktı. “Lobide karşılayacağım.” Aylanın bakışları istemsizce camdan aşağı kaydı. Kadını gördü, yanındakileri gördü, Akının hızlı ama kontrollü yürüyüşünü izledi. Ve o an, içinde açıklayamadığı bir sıkışma hissetti. Bu… neden canımı sıktı? Toplantı odasında herkes yerini aldığında kadın Akının tam karşısına oturdu, gülümsedi. “Akın Bey,” dedi, “sonunda yüz yüze.” Akın profesyoneldi, mesafeliydi. Ama dikkatli bir göz, onun kadının sözlerinden çok camın yansımasına baktığını fark edebilirdi. Karşı binayı hâlâ görüyordu. Adam oradaydı. Ayla kapının kenarında not alıyordu. Kalemi sakindi, yazısı düzgündü ama gözleri sık sık Akına kayıyordu. Akın ise anlatılan projeden çok, karşıdaki siluete takılmıştı. İkinci gün, diye düşündü. Demek gerçekten hareket var. Tam o sırada Hamdiden mesaj geldi: “Takipteyiz. Şevket’ten biri. Yalnız değil.” Akının yüzü değişmedi ama içinden geçen netti: Başladıysanız, bitirmeden durmam. Kadın bir şey söyledi. Akın gülümsedi. İşte o an Aylanın içinde bir şey daraldı. Akının yüzünde o gülümsemeyi görmek, beklemediği bir yerden dokundu ona. Bu… kıskançlık mı? Kelimeyi zihninden hızla itti. Saçmalama, dedi kendine. Ama his geri çekilmedi. Ben ne yapıyorum? O benim— Cümle tamamlanmadı. Çünkü tamamlanacak bir yer yoktu. Toplantı bittiğinde kadın ayağa kalktı. “Memnun oldum,” dedi Akına, “yakında tekrar görüşürüz.” Akın başını salladı. Ayla kapıyı açtı. Kadın çıkarken Aylaya baktı. Hızlı, ölçen, tanıyan bir bakıştı bu. Ayla ilk kez kendini yerini tarif edemediği bir yerde hissetti. Ne masanın sahibiydi ne sadece izleyen. Arada bir yerde. Kapı kapandığında Akın camdan dışarı baktı. Adam yoktu. Ama bu geçtiği anlamına gelmiyordu, sadece yer değiştirdiğini söylüyordu. İçinden geçirdi: Bir yanda yaklaşan tehdit, bir yanda adını koyamadığım bu ağırlık. Ve ilk kez fark etti— ikisi de dikkatini dağıtıyordu. Bu tehlikeliydi. Akşam Ayla evin kapısını kapattığında sessizlik üstüne kapandı. Işığı hemen yakmadı. Çantasını askıya astı, ayakkabılarını kapının yanında bıraktı. Ev küçüktü ama düzenliydi; her şey yerli yerindeydi. Hiçbir fazlalık yoktu. Ama bugün, içinde bir şey yerini bulamıyordu. Mutfağa geçti, su koydu ama ocağı yakmadı. Masaya oturdu. Gün boyu bastırdığı his şimdi serbest kalmıştı. Toplantı odası, camın yansıması, o kadın… Akının karşısındaki duruşu, gülümsemesi ve Akının o anlık bakışı. Bu neden canımı sıktı? Kendine sordu. Cevap hemen gelmedi. Ben kimim ki? O kim ki? Birlikte çalıştığın biri, dedi kendine. Yöneticin. Ulaşılmaz. Net. Mesafeli. Ama bu kelimeler kalbini ikna etmiyordu. Sandalyeye yaslandı. Ulaşılmaz bir adamı neden kıskanıyorum? Kelimeyi içinden geçirirken bile irkildi. Kıskançlık ağır bir kelimeydi, haddini aşan bir duygu gibi. Benim hayatımda neyi kıskanıyorum? Bir kadınla oturmasını mı, gülümsemesini mi, yoksa o masada olabilmeyi mi? Başını öne eğdi. Bu bir yanılgı, dedi kendine. Yorgunluk. Ama içindeki ses susmadı. Ya değilse? Asansördeki o duraklama geldi aklına. Akının kolunu uzatışı, dokunmadan koruyuşu, o mesafe… Ne fazla ne eksik. İşte tam orası kalbini karıştırmıştı. Çünkü bazı insanlar yaklaşmazdı ama yaklaşmamaları uzakta oldukları anlamına gelmezdi. Derin bir nefes aldı. Kendine gel, dedi. Bu his senin değil. Ama hisler bazen ait oldukları yeri sormazdı. Aynı saatlerde Akın ofisteydi. Işıklar kapalıydı ama odası aydınlıktı. Masasının üzerindeki dosyalara bakmıyordu. Telefonu elindeydi; Hamdi’nin mesajı ekrandaydı: “İki adam. Aynı yüzler. Takip ediyoruz.” Telefonu masaya bıraktı, geriye yaslandı. Şevket’in ölümü bir bitiş değildi. Sadece boşluktu. Ve boşluklar her zaman biri tarafından doldurulurdu. Erken, diye düşündü. Çok erken yaklaştılar. Bu bir güç gösterisi değil, sınır yoklamasıydı. Bakıyorlardı; kimi ne kadar önemsediğini, nereye kadar gideceğini. Ayağa kalktı, camın önüne geçti. Aşağıya baktı ama zihni orada değildi. Eğer bir adım daha atarlarsa… Cümleyi tamamlamadı. Çünkü bazı kararlar düşünce aşamasında kalmazdı. Hamdi’yi aradı. “Yakınlaşmalarına izin verme,” dedi sakin bir sesle. Altında başka bir şey vardı. “Bir adım daha,” dedi, “ve oyunu bitiririm.” Telefonu kapattı, bir an durdu. Masaya değil, kapıya baktı. Bu savaş onun hayatına değmemeliydi. Bu düşünce Akının içindeki en tehlikeli yerden geliyordu. Çünkü orada kontrol değil, koruma vardı. Ve koruma, zayıf noktadır. Ayla sonunda evinde ışığı yaktı. Mutfakta su kaynamaya başlamıştı ama çayı koymadı. Camdan dışarı baktı, kendi yansımasını gördü. Yorgun ama dimdikti. Ben kimseye ait değilim, dedi içinden. Kimse de bana ait değil. Bu düşünce onu rahatlatmalıydı ama etmedi. Çünkü bazı hisler aitlik sormazdı. Sadece yer açardı. Ve o gece, iki ayrı yerde, iki ayrı insan, adını koymadıkları aynı bağla baş başaydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD