Mutfaktaki masaya oturduğunda, tabakların birbirine çarpma sesi ona bir hapishane parmaklığı gibi geldi. Babası gelip onu alana kadar geçecek olan her dakika, sanki Sinan’a kavuşacağı o özgürlük anından çalınmış birer parçaydı.
Mutfaktaki masanın üzerinde buharı tüten o tanıdık ev yemeklerinin kokusu, Leyal’in burnuna doluyordu. Münevver Hanım’ın eli lezzetliydi zeytinyağlı dolmaların parlaklığı, taze pişmiş ekmeğin kokusuyla birleşiyordu.
Sessizce geçen yemeğin ortasında, mutfak masasının köşesinde duran annesinin telefonu titreyerek masanın ahşap yüzeyinde hafif bir cızırtı çıkardı. Münevver Hanım, gözlüklerini burnunun ucuna indirip ekrana baktı. "Baban gelmiş," dedi annesi, telefonu masaya bırakırken. "Apartmanın önünde bekliyormuş. 'Hadi Leyal’i gönder, daha fazla trafik olmadan çıkalım yola' diyor."
Leyal, bu haberi bekliyormuşçasına son lokmasını çiğneyip yuttu. Sandalyesini gıcırdatarak geri itti ve ayağa kalktı. "Eline sağlık anne, her şey çok güzeldi," diyerek annesine doğru eğildi.
Annesinin hafif unlu, sabun kokan yanağına sıcak bir öpücük bıraktı. Münevver Hanım, kızının bu ani yumuşaması karşısında şefkatle gülümsedi ve elini Leyal’in saçlarında gezdirdi. "Güle güle git kızım, babanı üzme, selamımı da söyle. Bir şey olursa hemen ara beni, tamam mı?"
"Tamam anne, merak etme," dedi Leyal. Koridora çıkıp duvarın kenarında bekleyen valizine uzandı. Valizin sapını kavradığında, içindeki kıyafetlerin Sinan’ın evinde dağılacağı o anı hayal ederek gülümsedi.
Dış kapıyı açtığında merdiven boşluğundaki serin hava yüzüne vurdu. Valizi basamaklardan dikkatle indirirken tekerleklerin çıkardığı o tok ses, özgürlüğünün müziği gibi geliyordu kulaklarına. Apartman kapısından dışarı adım attığında, babasının eski, lacivert arabasını yolun kenarında çalışır vaziyette gördü.
Egzozdan çıkan hafif duman, akşamın alacakaranlığında havaya karışıyordu.
Babası camdan başını uzatıp el salladığında, Leyal derin bir nefes aldı. Çantasındaki telefonun varlığını hissetmek ona güven veriyordu. Sinan’a mesaj atma isteğini zorlukla dizginleyerek arabaya doğru yürüdü. Bu hafta sonu, babasının gölgesinde başlayacak ama Sinan’ın kollarında son bulacaktı buna tüm kalbiyle inanıyordu.
Leyal, apartmanın ağır demir kapısından dışarı adımını attığında, akşamın serin ve nemli havası yüzünü okşadı. Babası, arabanın yanında dikilmiş, elleri ceplerinde onu bekliyordu. Leyal’i görür görmez yüzündeki yorgun çizgiler gevşedi ve kollarını iki yana açtı. Leyal, valizini bir kenara bırakıp babasına doğru koştu; onun o kendine has, hafif tütün ve eski kütüphane kokan gömleğine gömüldü.
Babasına sarılırken başını hafifçe yukarı kaldırdığında, gözü ister istemez yukarıdaki balkona kaydı. Annesi, kollarını demir parmaklıklara dayamış, ifadesiz ama derin bir dikkatle onları seyrediyordu. Münevver Hanım’ın silüeti, arkasındaki oda ışığının etkisiyle karanlık bir gölge gibi görünüyordu. Babasına daha sıkı sarıldı. "Hoş geldin babacığım," diye fısıldadı.
Babası, Leyal’in saçlarını babacan bir tavırla okşadıktan sonra geri çekildi. "Hoş bulduk güzel kızım, hadi geç kalmayalım," diyerek yerdeki valizi kavradı. Valizin ağırlığını tartarken, Leyal'in içine koyduğu o özenli kıyafetlerden habersizce bagaja doğru yürüdü. Bagaj kapağının o tok metal sesi sokakta yankılandığında, Leyal son bir kez balkona baktı. Annesi elini hafifçe kaldırıp belli belirsiz bir veda işareti yaptı.
Leyal, ön koltuk yerine, düşüncelerine daha rahat dalabileceği arka koltuğun kapısını açtı. Arabanın içine sindiğinde, koltuğun eski deri döşemesi hafifçe gıcırdadı.
Kapıyı kapattığı an dış dünyanın sesi kesildi; şimdi sadece babasının motoru çalıştırma sesi ve dikiz aynasından ona gülümseyen gözleri vardı. Araba yavaşça hareket ederken Leyal, pencereden akıp giden sokak lambalarına baktı. Telefonu çantasında, Sinan’dan gelecek bir haberi bekler gibi ısınıyordu.
Araba yavaşça ana caddeye çıkarken, motorun ritmik mırıltısı ve dışarıdaki trafik uğultusu kabinin içine doluyordu. Babası, dikiz aynasından Leyal’e kısa, sevgi dolu bir bakış fırlattı. Elleri direksiyonda rahat bir tavırla dururken, yüzündeki o huzurlu ifade Leyal’in içindeki suçluluk duygusunu hafifçe dürttü. "Eee anlat bakalım prenses," dedi babası, sesi arabanın içindeki o loş atmosferde yankılanarak. "Nasılsın? Okul nasıl gidiyor, dersler çok mu yoruyor seni? Bu ara yüzün bir solgun sanki, annene de söyledim ama 'okul stresi' dedi geçti."
Leyal, babasının bu içten sorusuna cevap vermek için kendini zorladı. "İyiyim babacığım, sadece biraz yoğunum," dedi, sesine neşeli bir ton katmaya çalışarak. "Vize haftası yaklaşıyor, kütüphane ile ev arasında mekik dokuyorum. Ama iyiyim, seninle vakit geçirmek bana da iyi gelecek." Konuşurken elleri, dizlerinin üzerindeki çantasının içinde gizlediği telefonuna gitti.
Parmakları, ekranın ışığını babasının görmeyeceği bir açıyla, bacaklarının arasına saklayarak Sinan’ın mesaj penceresini açtı. Babası önündeki trafiğe ve akşam güneşinin gözlerini alan parıltısına odaklanmışken, Leyal hızla kelimeleri tuşladı "Babamla arabaya bindik, şimdi çıktık yola. Sarıyer’e gidiyoruz. Hafta sonu planımız için dakikaları saymaya başladım şimdiden. Babam evden çıktığı an sana haber vereceğim."
Mesajı gönderdiğinde ekranın o hafif mavi ışığı yüzüne vurdu. Babası, Leyal’in o an telefonla uğraştığını fark etmeden devam etti "Sarıyer’in havası sana iyi gelir. Yarın sabah seninle sahilde güzel bir kahvaltı yaparız, belki biraz yürürüz, ne dersin? Özledim seninle böyle uzun uzun konuşmayı." Leyal, telefonunu tekrar çantasına bırakırken, babasının bu masum planlarına karşı içinden sessiz bir özür diledi. Babasının şefkati ona huzur veriyordu ama Sinan’a olan o yakıcı arzusu, hayatındaki tüm diğer duyguları gölgede bırakacak kadar güçlüydü.
Araba sahil yoluna doğru kıvrılırken, sokak lambalarının ışıkları camdan içeri sızıp Leyal’in yüzünde ritmik gölgeler oluşturuyordu. Babasının kahvaltı teklifi, aslında onun planlarına engel teşkil ediyordu ama onu kırmamak ve şüphe çekmemek için yüzüne en içten gülümsemesini yerleştirdi. "Olur babacığım, çok iyi olur," dedi Leyal, sesi her zamankinden biraz daha yumuşak çıkarak. "Sahildeki o eski fırından taze simit de alırız. Özledim seninle sabahın o sakinliğinde oturmayı."
Babası bu cevaptan memnun, radyodun sesini biraz daha açtı; eski bir Türkçe şarkı arabanın içini doldurmaya başladı. Tam o sırada Leyal’in avucunun içindeki telefon, sanki kalbiyle eş zamanlı olarak titredi. Sinan’dan mesaj gelmişti. Leyal, telefonun ışığını iyice kısıp ekranı hafifçe araladı "Sarıyer’in rüzgarı sert olur, kendine dikkat et güzelim... Sıkı giyin. Yarın o evden süzülüp bana geleceğin anı, o kapıyı kapatıp sadece bizim olacağımız dakikaları bekliyorum. Yarın görüşürüz, aklım sende."
Mesajı okurken Leyal’in dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı. Sinan’ın "aklım sende" demesi bile, sanki adamın eli şu an belindeymiş gibi bir ürperti yaymıştı vücuduna. Babası, "Gülümsediğine göre okulda güzel bir haber mi aldın?" diye sordu, dikiz aynasından kızının parlayan gözlerini fark ederek.
Leyal hemen telefonunu kilitledi ve başını cama yasladı. "Yok babacığım," dedi, sesi rüzgarın uğultusuna karışırken. "Sadece hafta sonu seninle olduğum için mutluyum.".Bu, hem bir yalandı hem de bir gerçek.
Araba Sarıyer’in dar ve yokuşlu sokaklarına girerken, denizin o tuzlu ve yosunlu kokusu açık camdan içeri dolmaya başladı. Leyal, yarın Sinan'ın tenindeki o kokuyu içine çekeceği anı düşünerek derin bir nefes aldı.
Leyal, klavyenin üzerinde parmaklarını son kez gezdirdi. Kalbi hızla çarparken Sinan’a o kısa ama her şeyi özetleyen cevabı yazdı "Aklım da kalbim de sende. Yarını bekliyorum, iyi geceler." Mesajın gönderildiğini belirten o küçük sesle birlikte, Leyal telefonun yan tuşuna basıp ekranı tamamen kararttı.
Cihazın buz gibi metali avucunda soğurken, onu çantasının en karanlık köşesine, fermuarlı bölmeye usulca bıraktı. Fermuarı çekerken sanki bir devri kapatmış, zihnindeki o ateşli görüntüleri yarına kadar kilit altına almıştı.
Araba, Sarıyer’in deniz kokan nemli sokaklarında süzülmeye devam ederken Leyal başını cama yasladı. Dışarıda, sahil boyu dizilmiş sokak lambalarının sarı ışıkları denizin siyah sularına birer mızrak gibi saplanıyordu. Artık sadece babasının yanındaki o sessiz, yorgun kızdı.
~~~
Pazartesi Çarşamba ve Cuma Günleri Yeni Bölüm...