-17-

1067 Words
Güneşin Sarıyer sırtlarından süzülen ilk ışıkları, Leyal’in çocukluk odasındaki pembe perdelerin arasından sızıp yatağının üzerine düştü. Leyal, gözlerini daha tam açmadan elini yastığının altına daldırdı. Telefonun ekranını aydınlattığında, beklediği o mesaj en üstte duruyordu: "Günaydın güzelim. Bugün rüzgar senden yana essin, seni bekliyorum." Bu birkaç kelime, Leyal’in tüm enerjisini bir anda yerine getirmeye yetti. Yüzünde silinmez bir gülümsemeyle yataktan fırladı; aynadaki aksine bakarken gözlerinin içindeki o parıltıyı görebiliyordu. Artık o 7 yaşındaki korunmasız kız değil, aşkı için planlar yapan kararlı bir kadındı. Bir saat sonra, babasıyla birlikte Sarıyer sahilinin o meşhur rüzgarına karşı, denizin hemen kenarındaki yeşillik bir alana küçük bir örtü sermişlerdi. Babası sabah erkenden fırından yeni çıkmış, üzerindeki susamları hala çıtırdayan sıcak simitleri ve taze poğaçaları almıştı. Termostan dökülen çayın dumanı, denizin iyot kokulu serin havasına karışıyordu. Leyal, bir yandan peynirinden koca bir lokma ısırırken bir yandan da karşıdaki martıların ekmek kapma kavgasını izliyordu. Keyfi o kadar yerindeydi ki, babasının anlattığı eski anıları bu sefer gerçekten dinliyor, içten kahkahalar atıyordu. Boğaz'ın o lacivert suları güneşin altında gümüş bir tepsi gibi parlıyordu. Kahvaltının sonuna doğru babası, saatine bakıp termosu kapattı. "Keyfimiz çok güzel ama ekmek parası işte," dedi hafifçe iç geçirerek. "Leyal, benim bugün biraz yoğunluğum var. Şimdi işe geçiyorum, işler uzayabilir. Akşam 9-10 gibi ancak gelirim eve. Sen ne yapacaksın? Sıkılmazsın değil mi tek başına?" Leyal, kalbinin heyecandan hızlandığını hissetti ama sesindeki sakinliği korumayı başardı. "Yok babacığım, sıkılmam," dedi, çantasına uzanırken. "Biraz sahilde yürürüm, sonra eve geçer ders notlarıma bakarım. Sen hiç merak etme beni, işine bak." Babası, kızının alnına sıcak bir öpücük kondurup valizini toplarken Leyal arkasından el salladı. Babasının arabası gözden kaybolduğu an, Leyal’in dünyası bir anda renk değiştirdi. Önünde koca bir gün ve sadece Sinan’la geçecek uzun, gizli saatler vardı. Denize karşı son bir kez derin nefes aldı. Leyal, babasının arabasının Sarıyer’in virajlı yokuşlarında kaybolduğunu görünce derin bir nefes aldı. İçindeki çocuksu neşe, yerini yetişkin bir kadının özgürlük arayışına bırakmıştı. Tam sahilden kalkıp babasının evine doğru, o gizli buluşmaya hazırlanmak için yola koyulacaktı ki, bir anda tüm ışıklar söndü. Güneşin parlaklığına rağmen, Leyal'in içine buz gibi bir korku yayıldı. Beyninde o geceye ait görüntüler, kesik kesik şimşekler gibi çakmaya başladı. Leyalle birlikte işledikleri o korkunç cinayet... Ve o cinayetin ikinci kişi: Ali. "Kızım..." Buğulu bir ses, Leyal'in adını fısıldayarak onu gerçekliğe çekti. Leyal’in kalbi bir an durdu. Sesin geldiği yöne döndüğünde, tam karşısındaki bankta, güneş gözlüğünün ardından ona dik dik bakan bir silüetle karşılaştı. Ali. Saçları dağınık, yüzünde belli belirsiz bir sırıtış vardı. Leyal’in kanı çekildi, nefesi boğazına düğümlendi. Bedenine yayılan şokla birlikte, adeta donup kaldı. Ali, Leyal'in şok olmuş yüzünü keyifle izledi. "O geceden sonra kayboldun. Ne-neredesin sen? Beni telefonundan da engellemişsin. Dua et ki evine gelmedim. Yoksa annene o gece olanları anlatırdım." Ali’nin her kelimesi, Leyal’in beyninde bir çekiç gibi iniyordu. Şokun yerini, kontrolsüz bir öfke aldı. Leyal, banka doğru bir hışımla yürüdü, Ali'nin yakasından sıktı. Parmaklarının ucunda, Ali'nin gömleğinin kumaşı titriyordu. Gözlerinin içi kinle doluydu. "Beni o eve götüren sendin!" diye hırladı Leyal, sesi kısık ve öfkeyle titreyerek. "Senin yüzünden cinayet işledim, Ali! Şimdi bir de şantajcı var peşimizde! Şu anlık ses yok ama bu kurtulduğumuz anlamına gelmez. Bizi yaktın Ali, bizi yaktın!" Ali'nin yüzündeki sırıtış kayboldu, yerini şaşkınlık aldı. Leyal'in parmakları Ali'nin yakasını sımsıkı kavramış, tırnakları tenine batıyordu. Boğaz'ın o sakin havası, Leyal’in öfkesiyle bir anda gerilmişti. Leyal, Ali’nin yakasını bırakmadı. Parmaklarının ucunda titreyen kumaş, öfkesinin somut bir göstergesiydi. Ali’nin yüzündeki o sırıtış, yerini şaşkınlık ve hafif bir telaşa bırakmıştı. Gözleri, Leyal’in öfkesinden kaçmaya çalışır gibi bir anlığına etrafa bakındı. "Ne cinayeti, ne saçmalıyorsun sen?" dedi Ali, sesi Leyal’in sert tutuşu yüzünden biraz boğuk çıkıyordu. Kendini Leyal’in parmaklarından kurtarmaya çalışırken Leyal’e dik dik baktı. "Asıl sen bizi yakacaksın, Leyal! O geceye dair tek bir kelime daha edersen, her şeyi batıracaksın! Kimse duymayacak o gece olanları, anladın mı?" Ali’nin tehdit dolu sözleri, Leyal’in öfkesini daha da körükledi. Gözlerinin içine bakarken hissettiği korku, yerini kontrolsüz bir titremeye bıraktı. O gecenin dehşeti, Ali’nin karşısında yeniden canlanıyordu. Leyal, Ali’nin yakasını daha da sıktı. "Senin yüzünden hayatım alt üst oldu Ali! Ben o gece öyle bir şey yapmak istemedim! Şimdi de karşıma geçmiş beni tehdit ediyorsun! Ne istiyorsun benden?" Ali, Leyal’in öfkesi karşısında geri çekilmeye çalıştı ama Leyal’in tutuşu çok güçlüydü. "Ne mi istiyorum? Sakın konuşma diyorum sana! O gece olanları kimse bilmeyecek! Özellikle de Sinan'a söyleme..." Ali’nin sözleri havada asılı kalırken, Leyal’in kalbi korkuyla sızladı. Ali’nin yakasını nihayet bıraktı. Eli titriyordu. Sahilin ortasında, güneşin tüm parlaklığına rağmen, Leyal'in dünyası kararmış gibiydi. Leyal, Ali’nin yakasını bıraktığında elleri kontrolden çıkmışçasına titriyordu. Birkaç adım geri çekildi, sanki Ali’den yayılan o karanlık enerji tenini yakıyormuş gibi hissediyordu. Boğaz’ın serin rüzgarı az önce terleyen alnına vurduğunda, zihnindeki çarklar dehşetle dönmeye başladı. Ali’nin dudaklarından dökülen o isim, bir kor gibi düştü kalbine. "Sinan mı?" diye fısıldadı Leyal. Sesi rüzgarda kaybolacak kadar cılızdı ama gözlerindeki dehşet kararlıydı. "Sen... Sen Sinan’ı nereden tanıyorsun Ali?" Ali, buruşan ceketini eliyle düzeltti, yakasındaki Leyal’in parmak izlerini silmek ister gibi sertçe silkeledi üstünü. Yüzünde, galip gelmiş insanların o sevimsiz, soğuk tebessümü belirdi. Banka geri yaslanıp bacak bacak üstüne attı, sanki etraftaki masum insanların arasında çok normal bir sohbet ediyorlarmış gibi rahat görünmeye çalıştı. "Şantajcı..." dedi Ali, kelimeyi ağzında geveleyerek. "O gün sadece seni değil, beni de ağına düşürdü Leyal. Beni Galata’ya çağırdı. Gittim. Saatlerce o soğukta bekledim ama kimse gelmedi. Ama orada ne gördüm biliyor musun?" Ali, güneş gözlüğünü yavaşça aşağı indirip Leyal’in doğrudan gözlerinin içine baktı. Bakışları zehirli bir ok gibiydi. "Sizi gördüm," dedi sesi alçalarak. "Seni ve o Sinan denilen adamı... Bir kafede, cam kenarında el eleydiniz. Öyle mutlu, öyle her şeyden habersiz görünüyordun ki, o an anladım. Sen o geceki cesedi çoktan gömmüş, üstüne de yeni bir aşk yeşertmişsin." Leyal’in başı döndü. Sahildeki insanların neşeli sesleri, martıların çığlıkları bir anda uğultuya dönüştü. Şantajcı hem Ali’yi hem de kendisini aynı anda mı parmağında oynatıyordu? Ve Sinan... Sinan ile en mahrem, en huzurlu anında Ali’nin o karanlık gözleri üzerlerindeydi. "Bizi mi izledin?" diye sordu Leyal, midesine giren krampla iki büklüm olacak gibi oldu. Ali ayağa kalktı, Leyal’e doğru bir adım yaklaştı. Aramızdaki mesafe azaldığında, o gecenin o rutubetli, metalik kokusu sanki yeniden burnuna doldu. "Benim derdim Sinan’la değil," dedi Ali buz gibi bir sesle. "Benim derdim o şantajcıyla. Ama sen Sinan’ın kollarına sığınırken, ben her gece o evin koridorlarında yürüyorum sanki. Şantajcı ses çıkarmıyor dedin ya... Çıkaracak Leyal. Ve o ses çıktığında, yanında o tertemiz sandığın Sinan mı olacak, yoksa elleri kanlı ben mi, göreceğiz." ~~~ Pazartesi Çarşamba ve Cuma Günleri Yeni Bölüm...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD