Sinan’ın sesindeki o şakacı ama alt metni tutku dolu tını, Leyal’in içindeki buzları eritmeye yetmişti. Sinan, eğilip Leyal’in boynuna küçük, sıcak bir öpücük bıraktı; teninin o yakıcı teması Leyal’in sırtından aşağı bir ürperti gönderdi. Yavaşça ayağa kalkıp elini Leyal’e uzattı. "Hadi," dedi, göz kırparak. "Önce karnımızı doyuralım, sonra bu geceyi sadece bize ait kılmak için çok vaktimiz olacak." Leyal, Sinan’ın uzattığı eli kavrarken onu mutfağa, mum ışıklarıyla donatılmış masaya doğru yönlendirdi.
Mutfaktaki masanın üzerinde titreyen mum alevleri, tabaklardaki şık sunumun üzerinde dans eden gölgeler oluşturuyordu. Leyal ve Sinan, gümüş çatalların porselene değen o ince çınlama sesi dışında derin bir sessizliğin içinde yemeklerini yiyorlardı.
Sinan, şarabından ağır bir yudum alıp kadehini masaya bıraktıktan sonra bakışlarını Leyal’in yüzüne kenetledi. "Baban kaç gibi gelecek işten?" diye sordu Sinan. Sesi, ortamın dinginliğiyle uyumlu, alçak bir tonlamadaydı.
Leyal, elindeki kadehi dudaklarına götürmeden önce bir an duraksadı; babasından bahsetmek onu bir anlığına yeniden Sarıyer'in o tekinsiz sahil yollarına götürmüştü. "9-10 gibi dedi," diye yanıtladı Leyal, sesi hafifçe titreyerek. "Yoğun olduğunu, işlerin uzayabileceğini söyledi."
Sinan bu cevapla birlikte yavaşça arkasına yaslandı. Sol kolundaki saatin deri kayışını düzelterek ekrana kısa bir bakış fırlattı. Dijital rakamlar 13:52'yi gösteriyordu. Dudaklarının kenarında, Leyal’in içini titreten o cüretkar ve sahiplenici gülümseme yeniden belirdi. "Demek ki," dedi Sinan, gözlerini Leyal’in gözlerinin en derinindeki o gizli korkuya dikerek. "Sevişmek için epey vaktimiz var."
Leyal’in boğazına bir düğüm oturdu ama bu kez korkudan değil, Sinan’ın doğrudanlığı karşısında hissettiği o yoğun arzudandı. Sinan yerinden kalkıp ağır adımlarla masanın etrafından dolandı ve Leyal’in arkasında durdu. Ellerini onun omuzlarına koyduğunda, parmaklarının sıcaklığı elbisesinin ince kumaşını delip geçti. Leyal, başını geriye atıp gözlerini kapattığında Sinan’ın sıcak nefesini kulağının hemen altında hissetti.
Sinan, eğilip Leyal’in boyun çukuruna derin, sarsıcı bir öpücük bıraktı. "Dışarıyı, babanı, saatleri... Hepsini o kapının dışında bıraktık Leyal," diye fısıldadı. "Şu an sadece bu oda, bu koku ve senin tenin var." Sinan’ın elleri omuzlarından aşağı, kollarının iç kısmına doğru yavaşça kayarken, Leyal zihnindeki tüm siyah beyaz karelerin renkli bir patlamayla dağıldığını hissetti.
Sinan onu yavaşça sandalyesinden kaldırıp kendine doğru döndürdü; aralarındaki mesafe kapandığında, zamanın durduğu o boşlukta sadece ikisinin birbirine çarpan hızı kalmıştı.
Mutfaktaki mumların loş ışığı, Sinan’ın yüzündeki o hırslı ve karanlık tutkuyu daha da belirginleştiriyordu. Sinan, Leyal’e doğru biraz daha eğildi; aralarındaki o son santimlik mesafe, Sinan’ın Leyal’in alt dudağını küçük, yakıcı bir hamleyle dişlerinin arasına almasıyla son buldu. Bu küçük ama sarsıcı temas, Leyal’in tüm vücuduna elektrik akımı gibi yayılırken, Sinan’ın bir eli masanın altından Leyal’in sandalyede oturan bacaklarına doğru kaydı. Elbisenin ince kumaşı üzerinden tenine dokunan o el, Leyal’in nefesini kesti.
Leyal, içine düştüğü bu yoğun arzunun arasında Ali’nin sözlerini, babasının geliş saatini ve dış dünyayı son bir gayretle hatırlamaya çalıştı. Dudakları Sinan’ınkilerin baskısı altındayken, sesi titreyerek ve ancak bir fısıltı halinde döküldü "Yemekler... yemekler soğuyacak Sinan," dedi, ama bu sözler bir uyarıdan ziyade bir teslimiyetin son yankısı gibiydi.
Sinan, sanki bu cümleyi bekliyormuş gibi geri çekildi ama gözlerini bir saniye bile Leyal’in üzerinden ayırmadı. Aniden ayağa kalktı ve Leyal’in titreyen elini sımsıcak avuçlarının içine hapsetti. Onu nazik ama geri dönülemez bir güçle oturduğu sandalyeden kaldırdı. "Boş ver yemeği Leyal," dedi Sinan, sesi her zamankinden daha tok ve kararlıydı. "Soğursa soğusun... Sonra da yeriz. Ama senin için bu kadar beklemek artık imkansız."
Sinan, Leyal’in elini bırakmadan onu mutfağın o sıcak atmosferinden çıkarıp koridora doğru yönlendirdi. Yerdeki gül yaprakları, çıplak ayaklarının altında ezilirken odaya taze bir çiçek özü kokusu daha yayıldı.
Mutfaktan yatak odasına uzanan o kısa koridor, saniyeler içinde aralarındaki tüm engellerin birer birer yerlere serildiği bir yangın alanına dönüştü. Sinan, Leyal’i yatak odasının kapısına kadar götürmeye bile sabredememiş gibiydi.Sırtını koridorun soğuk duvarına yasladığı an, Leyal’in şık elbisesinin fermuarı Sinan’ın aceleci parmakları arasında aşağı doğru kaydı.
İnce kumaş, Leyal’in omuzlarından dökülüp yerdeki kırmızı gül yapraklarının üzerine bir gölge gibi düştüğünde, Leyal sadece babasının evindeki gizli çekmeceden çıkardığı o dantelli iç çamaşırlarıyla kalmıştı.
Sinan’ın bakışları, Leyal’in teninde bir alev gibi gezindi. Gördüğü manzara, Sinan, keten gömleğinin düğmelerini tek hamlede çözüp kenara fırlattığında, Leyal ellerini onun sıcak ve çıplak göğsüne koydu. Sinan’ın kalbi, bir savaş davulu gibi ellerinin altında güm güm atıyordu.
Leyal, Sinan’ın boynuna sarılıp onu kendine daha sertçe çekerken, dudakları bu kez daha hırslı, daha aç bir şekilde buluştu. Sinan, Leyal’i kucağına alıp bacaklarını beline dolamasını sağladığında, Leyal’in sırtı yatak odasının kapısına çarptı. Kapı, bu baskıyla yavaşça içeri doğru aralandı. Odanın içindeki loş ışık, ikisinin birbirine kenetlenmiş bedenlerini altın bir tonda yıkıyordu.
Sinan’ın elleri, Leyal’in belinden aşağı, dantellerin bittiği ve teninin başladığı o mahrem sınırlarda geziniyordu. Her dokunuş, Leyal’in boğazından kısık bir iniltinin dökülmesine sebep oluyordu. Bu, sadece fiziksel bir arzu değil; aynı zamanda dışarıdaki tüm o kirden, kandan ve şantajdan kaçıp birbirlerinin içinde yok olma çabasıydı.
Leyal’in tırnakları Sinan’ın omuzlarına geçerken, Sinan onu yavaşça geniş yatağın üzerine bıraktı. Yatağın üzerine de serpilmiş olan güllerin sert kokusu, tenlerinin ısısıyla birleşerek baş döndürücü bir hal aldı. Sinan, Leyal’in üzerine doğru eğildiğinde, dışarıdaki fırtınalı dünya tamamen sessizliğe gömülmüştü. Artık sadece nefes nefese kalmış iki beden, birbirine çarpan kalpler ve yorganın altına saklanmış o büyük, tehlikeli sır vardı.
Yatağın üzerine serpilmiş binlerce gül yaprağı, tenlerinin hararetiyle ezilip odaya ağır, baş döndürücü bir rayiha yayarken; oda, ikisinin birbirine karışan sık nefesleri ve dış dünyayı tamamen susturan bir tutkuyla yankılanıyordu. Sinan, Leyal’in üzerine bir gölge gibi eğildiğinde, aralarındaki çekim artık fiziksel bir sınırın çok ötesine geçmişti.
Leyal, Sinan’ın çıplak omuzlarını kavrayıp tırnaklarını onun gergin kaslarına geçirdiğinde, boğazından dökülen kısık bir inilti odanın loş sessizliğini yırttı. Sinan’ın elleri, Leyal’in titreyen bacaklarından yukarıya, kalçalarına doğru kararlı ve yakıcı bir yol izledi.
Sinan, Leyal’in boyun çukuruna dudaklarını bastırıp derin, sarsıcı bir nefes aldı. "Bana bak Leyal," diye fısıldadı sesi hırıltılı ve arzu dolu bir tonla. "Sadece benim olduğunu hisset... Başka hiçbir şeyi, hiçbir yüzü düşünme. Sadece şu anı, sadece beni..."
Leyal, gözlerini aralayıp Sinan’ın o kapkara, şehvetten kararmış gözlerinin içine baktı. "Zaten sadece sen varsın Sinan," diye inledi, sesi zevkin eşiğinde titreyerek. "Zihnimde, tenimde, her yerimde sadece sen... Daha sert sarıl bana."
Sinan’ın dudakları, Leyal’in dudaklarıyla hırsla buluştuğunda, yatak odasındaki tempo her saniye biraz daha yükseldi. Leyal, bacaklarını Sinan’ın beline daha sıkı doladı; bedenleri birbirine o kadar kenetlenmişti ki, nerede birinin teni bitip diğerininki başlıyor kestirmek imkansızdı. Sinan’ın elleri Leyal’in saçları arasına gömülüp başını geriye doğru hafifçe eğdiğinde, Leyal’in ağzından kontrolsüz, tiz bir çığlık koptu. Bu, hem bir teslimiyetin hem de en derin arzunun dışa vurumuydu.
"Her santimini ezberlemek istiyorum," dedi Sinan, nefes nefese. Parmakları Leyal’in bel kıvrımında, göğüslerinin altında ve diz içlerinde geziniyordu. "Bu gece zamanın durmasını istiyorum. Senin çığlıklarından başka hiçbir ses duymak istemiyorum."
Leyal, Sinan’ın hareketlerine aynı ateşle karşılık verdi. Elini Sinan’ın ensesine atıp onu kendine daha çok bastırdı. "Bırakma beni," dedi kesik nefeslerinin arasından. "Öyle derine in ki, hiçbir sır, hiçbir günah aramıza sızamasın." İkisinin de teri birbiriyle harmanlanmış, gül yaprakları tenlerine yapışmıştı.
Odanın içindeki hava, her saniye daha da ağırlaşıyor; mumların titrek ışığı, birbirine dolanmış bedenlerin duvardaki devasa gölgelerini birer fırtına gibi dalgalandırıyordu. Leyal, çarşafların arasına saçılmış gül yapraklarının üzerinde geriye doğru çekilirken, Sinan’ın her hareketi odaya yeni bir arzu dalgası yayıyordu.
Sinan, Leyal’in üzerine doğru yavaşça yükseldi; bakışları, Leyal’in göğüs kafesinin hızla inip kalkışına, teninin üzerindeki parlayan ter damlalarına kenetlendi. Leyal, Sinan’ın çıplak göğsünü kendi teninde hissettiğinde, dudaklarından dökülen nefes bir yangın gibi sıcaktı. "Yavaşla..." diye fısıldadı Leyal, parmaklarını Sinan’ın ensesindeki kısa saçlara gömerek. Gözleri yarı kapalıydı, zevkin en uç noktasında sallanıyordu. "Öyle yavaş ol ki... Her bir anı, her bir sürtünmeyi ruhumda hissedeyim Sinan."
Sinan, Leyal’in bu isteğiyle birlikte hareketlerini daha ritmik ve yakıcı bir yavaşlığa çekti. Tenleri birbirine her değdiğinde, aralarındaki o elektrikli sürtünme Leyal’in vücudunda küçük patlamalar yaratıyordu. Sinan, yüzünü Leyal’in boynuna gömüp oradaki o hassas noktayı hafifçe dişlediğinde, Leyal’in beli bir yay gibi yukarı doğru kavis aldı. "Seni her zerremde hissetmekten başka bir şey istemiyorum," diye hırıldadı Sinan, sesi arzunun en karanlık tonuna bürünmüştü. "Her saniyeyi tenine kazıyacağım Leyal."
Leyal, Sinan’ın belini bacaklarıyla daha sıkı kavradı; bedenlerinin birbirine her sürtünüşünde, dış dünyadaki o kanlı geçmişin izleri biraz daha siliniyordu. "Daha çok..." diye inledi Leyal, başını yastığa gömerek. "Sürtün bana, teninin yakıcılığını kemiklerimde hissedeyim. Öyle derinleş ki bende, kendimi bile unutayım senin içinde."
Sinan’ın elleri, Leyal’in bel kıvrımından kalçalarına doğru ağır ağır indi, her dokunuşuyla Leyal’i biraz daha kendi dünyasına hapsediyordu. Odanın içinde yankılanan tek ses, birbirine karışmış hırıltılı nefesler ve ezilen gül yapraklarının hışırtısıydı. Leyal’in parmakları Sinan’ın sırtında derin izler bırakırken, Sinan onun kulak memesine doğru eğilip en mahrem vaatlerini fısıldadı.
Zaman, yatak odasının dışında akıp gidiyordu ama o odanın içinde saatler durmuştu. Leyal, Sinan’ın kollarında sadece bir kadın olduğunu, sevildiğini ve arzulandığını hissederken, boğazından kopan o son, uzun inilti odanın tavanında yankılanıp sessizliğe karıştı.
Sinan, Leyal’in titreyen bedeni üzerinde bir gölge gibi süzülürken, dokunuşlarını daha derin ve mahrem noktalara kaydırdı. Sinan’ın elleri, Leyal’in teninde yakıcı bir iz bırakarak aşağılara, en hassas bölgesine ulaştığında; Leyal’in vücudu kontrolsüz bir elektrik akımına kapılmış gibi sarsıldı.
Leyal, hissettiği o yoğun ve baş döndürücü uyarılmayla birlikte ellerini yatağın saten çarşaflarına daldırdı. Parmakları, soğuk ve kaygan kumaşı sımsıkı kavrayıp avuçlarının içinde toplarken, boğazından dökülen uzun ve kesik kesik iniltiler odanın tavanında yankılanıyordu. Gözlerini sımsıkı kapatmış, sadece Sinan’ın parmak uçlarının teninde yarattığı o küçük kıvılcımlara odaklanmıştı.
Sinan, Leyal’in bu savunmasız ve arzu dolu halini izlerken, başını onun yukarıya doğru kavislenen göğüslerine indirdi. Akşam yemeğinde içtikleri o yıllanmış şarabın buruk ve baş döndürücü kokusu, Sinan’ın her nefesinde Leyal’in tenine siniyordu. Sinan, şarap kokan sıcak nefesini Leyal’in gerilmiş göğüs uçlarına üfleyerek önce bir an duraksadı, ardından dudaklarını o yakıcı tenle buluşturdu.
Diliyle Leyal’in göğüslerini yavaşça ve ustalıkla turlarken, her bir dokunuşu Leyal’in çarşafları daha da hırsla sıkmasına neden oluyordu. Sinan’ın ıslak ve sıcak teması, Leyal’in içindeki o dindirilmez yangını körüklüyor; şarabın tadı sanki Sinan’ın dudaklarından Leyal’in ruhuna akıyordu. Leyal, başını geriye, yastığın yumuşaklığına gömerek kontrolünü tamamen yitirdiğini hissetti.
"Sinan..." diye fısıldadı Leyal, sesi arzunun en uç noktasında bir hırıltıya dönüşmüştü. "Lütfen... dur." Sinan, Leyal’in teninde bıraktığı o ıslak izleri takip ederek yeniden yukarı çıktı. İkisinin teri birbirine karışmış, gül yaprakları bedenlerine yapışmıştı.
Sinan, Leyal’in çarşafı sıkan bembeyaz kesilmiş parmak boğumlarına baktı, ardından gözlerini onun arzuyla buğulanmış bakışlarına kenetledi. Durmak bir yana, dokunuşlarının temposunu daha da artırarak Leyal’in savunma hatlarını tamamen yerle bir etti. "Dur dersen, bu yangın ikimizi de kül eder Leyal," diye fısıldadı Sinan. Sesi, şarabın burukluğu ve arzunun hırıltısıyla birleşmiş, karanlık bir melodi gibiydi. "Ama gözlerin 'gitme' diye haykırırken seni bırakamam."
Sinan, dudaklarını Leyal’in boynundan yukarıya, kulak memesinin tam altına doğru kaydırdı. Islak ve sıcak diliyle oradaki hassas teni turlarken, elleri Leyal’in en mahrem bölgesinde daha cüretkar ve ritmik hareketlerle derinleşti. Leyal, başını iki yana sallarken göğüs kafesi vahşi bir kuşun kanat çırpışları gibi hızla inip kalkıyordu.
"Sinan... Yapma... Çok fazla..." diye inledi Leyal. Kelimeler ağzından kopuk kopuk çıkıyor, çarşafları sıkan elleri artık sadece kumaşı değil, Sinan’ın güçlü kollarını da çaresizce kavrıyordu. "Dayanamıyorum, her yerim yanıyor."
Sinan, Leyal’in bu çaresiz itirafıyla birlikte daha da arsızlaştı. Dudaklarını Leyal’in ağzına mühürleyerek onun iniltilerini kendi nefesinde hapsetti. Leyal’in kalçalarını yatağın yumuşaklığından yukarıya, kendine doğru çekerken bedenleri arasındaki sürtünme odayı neredeyse fiziksel bir ısıyla doldurdu.
Ezilen gül yapraklarının acımtırak özü, tenlerindeki terle birleşerek havayı daha da ağırlaştırıyordu. "Dayanacaksın," dedi Sinan, bir anlığına dudaklarını onunkilerden ayırıp Leyal’in alnındaki ter damlalarını öperken. "Benimleyken sadece hissedeceksin. Sadece şu anın yakıcılığına teslim ol."
Leyal, Sinan’ın bu emre benzeyen şefkati karşısında tüm direncini yitirdi. "Durma o zaman," diye fısıldadı hıçkırığa benzer bir iç çekişle. Sinan, bu davetle birlikte Leyal’in üzerine bir fırtına gibi çöktü.
Leyal’in tiz çığlığı, Sinan’ın hırslı nefesiyle birleşip sessizliğe gömülmüş evin içinde yankılandı. Dışarıdaki dünya ne kadar karanlık olursa olsun, o odanın içinde yanan ateş her şeyi yutmaya yetecek kadar büyüktü.
~~~
Pazartesi Çarşamba ve Cuma Günleri Yeni Bölüm...