-10-

1534 Words
Bir kapı kırıldı, bir ailenin kaderi değişti. Cengiz komutanın verdiği o son, geri dönüşü olmayan emirle birlikte timdeki hepimiz saniyeler içinde tamamen başka, bambaşka bir ruh haline büründük; artık ortada ne dağların getirdiği o amansız yorgunluk kalmıştı ne de saatlerdir ruhumuzda, sırtımızda biriken o ağır duygusal yük. Yılların sarsılmaz eğitimi, kemikleşmiş askeri refleksler ve o çelik gibi sert disiplin bedenimizi, her bir hücremizi bir anda tamamen ele geçirmişti. Cengiz komutan tek dizinin üstünde, o tehlikeli haritayı zihninde çoktan kusursuzca kurmuş gibi köyü izlemeye devam etti; sonra fısıltı kadar kısık ama ürkütücü derecede net bir sesle konuştu. “Beni iyi dinleyin çocuklar, bu sahada hiçbirimizin en ufak bir hata payı yok.” Hepimiz tek bir kelime bile etmeden, gözlerimizi milim oynatmadan tamamen ona odaklandık. Komutan parmağıyla o hedefteki patikayı, aşağıyı işaret etti. “Akrep, Demir, Kerem; siz benimle birlikte doğrudan o rehine tutulan taş eve yaklaşacaksınız, birinci önceliğimiz ne pahasına olursa olsun o rehineyi sağ çıkarmak.” Sonra başını hafifçe, timin diğer tarafına doğru çevirdi. “Aras, Mete, Uğur; siz de hiç vakit kaybetmeden o kalabalık meydanın doğu kanadını tamamen keseceksiniz, arkadan tek bir kaçış hattı bile bırakmayın.” Gözlerini en son Onur’a dikti. “Onur, Murat, Eren; sizlerin görevi ise doğrudan o günahsız sivilleri korumak, kadınlar ve çocuklar tamamen sizlerin sorumluluğunda.” Eren hayatımda gördüğüm en ciddi, en kararlı ifadeyle başını anında salladı; bu kez o çocuksu yüzünde tek bir gram bile şaka, sululuk emaresi yoktu. Cengiz komutan son kez hepimizin gözlerinin içine baktı. “Unutmayın, içeride, o evlerin arasında masum kadınlar ve çocuklar var; ateş serbest ama gözünüz her zamankinden açık olsun, masumun canını yakan olursa hesabı bizzat ben sorarım.” Hep bir ağızdan, o dağ rüzgarının uğultusunda kısık sesle cevap verdik. “Emredersiniz komutanım, baş üstüne.” Sonra hiç beklemeden, bir gölge gibi sessizce harekete geçtik. O dik dağ yamacından aşağıya doğru inmek hiç ama hiç kolay değildi, hava gitgide daha da ağırlaşmıştı; güneş gökyüzünde yükseldikçe o koca taşlar iyice ısınıyor, ayaklarımızın altındaki kuru toprak her adımda toz halinde dağılıyordu. Ama timden kimse, tek bir gereksiz ses bile çıkarmıyordu; adımlarımız tamamen kontrollüydü, nefeslerimiz son derece dengeliydi. Köye iyice yaklaştıkça aşağıdaki o amansız gerginlik, o ölümcül hava daha da net hissediliyordu; meydandaki o eli silahlı adamlar artık açık açık kendilerini belli ediyordu, köylülerin yüzündeki o çaresiz korku da iyice belirginleşmişti. Hatta yaşlı bir köy adamı meydanın ortasında dizlerinin yere çökmüş haldeydi, hemen başında ise elinde otomatik silah olan hain bir terörist dikilmiş bekliyordu. Demir bu manzara karşısında öfkeden dişlerini sıktı, çenesi kasıldı. “Kansızlar, şerefsizler.” Cengiz komutan sağ yumruğunu havaya doğru kaldırdı; bu net bir dur emriydi, hepimiz aynı salisede olduk her yerde zınk diye durduk. Taş eve ulaşmamıza şurada sadece birkaç bina, dar bir sokak kalmıştı; tam o sırada, o taş evin içerisinden dışarıya boğuk, acı dolu bir bağırış sesi yükseldi. Ardından et parçasına vuran sert bir darbe sesi geldi; hemen peşinden de bir adamın ciğerden gelen, acı dolu o iniltisi duyuldu. O dertli kadın arkamızda, Onur’un kollarında hıçkırığını zorlukla tuttu. “Kocam, kocamı öldürüyorlar!” Cengiz komutan bu sesle birlikte bir saniye bile kaybetmedi; eliyle o beklediğimiz ani işareti verdi, git dedi. Her şey işte tam o salisede bir anda patladı; Aras ve ekibi sağ taraftaki dar sokaktan adeta bir yıldırım gibi akıp gitti, Onur ve diğerleri ise o panik halindeki sivilleri güvenli tarafa çekmeye başladı. Biz ise Cengiz komutanın hemen arkasından, doğrudan o taş eve doğru ölümüne yüklendik. Tam o can pazarının ortasında, meydandaki teröristlerden biri bizim o ani sızmamızı fark etti; avazı çıktığı kadar bağırarak diğerlerine seslendi. “ASKER!” İlk amansız kurşun patladı; sonra o sessiz köy bir anda, saniyeler içinde tam bir cehenneme döndü. Havada uçuşan mermiler eski taş duvarlara çarpıp etrafa parlak kıvılcımlar, tozlar saçıyordu; Demir hiç tereddüt etmedi, tek dizinin üstüne çöktü, tüfeğini omzuna sabitleyip nişan aldı. Tek bir el pürüzsüz atış; o bağıran terörist göğsünden vurularak olduğu yere yığıldı, Kerem ise çoktan sol taraftaki o yüksek taş çatıyı kontrolü altına almıştı bile. İki kısa, profesyonel atış yaptı; iki hedef, ikisi de anında yere indi, saf dışı kaldı. Ben Cengiz komutanla birlikte o taş evin ahşap kapısına kadar ulaştım; içeriden telaşlı ayak sesleri, bağrışmalar geliyordu. Bir adam deli gibi bağırıyordu, bir başkası ise panikle emirler yağdırıyordu; Cengiz komutan o toz dumanın içinde göz göze geldi benimle, kafasıyla saydı; üç, iki, bir. Kapıya aynı anda sert, tek bir tekme attık; eski ahşap kapı büyük bir gürültüyle, menteşelerinden koparak içeriye doğru savruldu. İçerisi bir anda yoğun bir toz bulutuyla doldu; karşımızda tam teçhizatlı iki silahlı adam vardı. Biri o bağlı rehine adamın başına silahı dayamıştı, diğeri ise namlusunu hızla bize doğru çeviriyordu; her şey bir saniyeden, bir göz kırpmasından bile kısa sürdü. O adam tetiğe henüz dokunamadan ben refleksle ateş ettim; göğsünün tam ortasından vurulup acıyla geriye doğru savruldu, duvara çarptı. Diğeri ise can havliyle rehine adamın arkasına saklanmaya, onu siper etmeye çalıştı; ama Cengiz komutan ondan çok daha hızlıydı, namlusunu milim oynatmadı. Tek temiz atış; adam tam alnının ortasından vurularak arkaya doğru cansızca düştü. O koca oda bir anda, saniyeler içinde mutlak bir sessizliğe gömüldü; etrafta sadece o kolları bağlı adamın kesik, korku dolu nefes alışları duyuluyordu. Hemen silahımı arkama alıp yanına doğru koştum; yüzü tamamen kan revan içindeydi, gözleri yorgunluktan ve darbeden zar zor açık kalıyordu. Titreyen, kurumuş dudaklarıyla bana bakarak konuşmaya çalıştı. “Eşim, çocuğum.” Onun o çaresiz, o ailesini düşünen sesini duyar duymaz boğazım amansızca düğümlendi, nefesim kesildi. Hemen belimdeki komando bıçağını çıkarıp bileklerini sıkan o kalın ipleri tek bir hamlede kestim; adamın kolları çözülür çözülmez bütün gücü tükendi, neredeyse tamamen benim üstüme doğru yığıldı. “Tamam,” dedim, sesimi olabildiğince yumuşatarak. Omzundan sıkıca tuttum, ona güç verdim. “Tamam kardeşim, sakin ol, artık tamamen güvendesin, Kılıç Timi burada.” Adamın o kanlı gözlerinden sicim gibi yaşlar aktı; tam o esnada dışarıdan, telsizden Onur’un o rahatlamış sesi yükseldi. “Komutanım, meydandaki siviller tamamen temizlendi, güvenli bir hat oluşturdular.” Ancak tam o huzurlu anda, dışarıdaki kuzey hattından çok yoğun bir ateş sesi daha yeniden yükseldi; Demir dışarıdan avazı çıktığı kadar bağırdı. “Akrep acilen dışarı gel, iki kişi kuzeye doğru kaçmaya çalışıyor!” Adamı hemen Cengiz komutanın güvenli kollarına bıraktım ve hiç düşünmeden kendimi dışarıya, o kızgın meydana fırlattım; meydanın ilerisinde iki terörist son bir çareyle kaçmaya, dağa sığınmaya çalışıyordu. Hatta önde olanı belindeki el bombasına doğru uzandı; o an kalbimin göğüs kafesime çok sertçe vurduğunu hissettim. “DEMİR, BOMBAYA GİDİYOR!” Ama Demir zaten o keskin gözleriyle durumu çoktan görmüştü; tüfeği omzuna sabitlenmişti, soğukkanlılıkla derin bir nefes verdi. Tek bir profesyonel atış; bombaya uzanan adam olduğu yere, taşların üzerine yığıldı. El bombası elinden yuvarlanıp gitti ama şansımıza pimi henüz çekilmemişti; diğeri ise arkasına bile bakmadan deli gibi kaçmaya devam ediyordu. Kerem o taş duvarın gölgesinin içinden bir anda adeta bir hayalet gibi çıktı; son derece sakin, sessiz ve buz gibi soğuk bir duruşu vardı. Silahını yavaşça kaldırdı, tek el ateş etti; o kaçan adam havada asılı kaldı, ardından yüzüstü sertçe toprağa kapaklandı. Bir anda, o elin patlamasıyla birlikte köydeki bütün o korkunç çatışma sesleri bıçak gibi kesildi; etrafa mutlak, derin bir sessizlik çöktü. Kulaklarım patlayan mermilerden dolayı hâlâ yoğun şekilde uğulduyordu, göğsüm aldığım o hızlı nefeslerle sert sert inip kalkıyordu. Cengiz komutan o taş evden dışarıya çıktı; keskin gözlerini kısarak etrafı, o çatışma alanını son kez titizlikle taradı. Sonra hepimizin o duymayı beklediği o huzurlu, o büyük cümleyi söyledi. “Bölge tamamen temizlendi çocuklar, geçmiş olsun.” İşte tam o sihirli sözle birlikte, o köyde bir şeyler tamamen değişti; az önce korkudan, ölüm dehşetinden adeta taş kesilen o günahsız insanlar yavaş yavaş hareket etmeye, nefes almaya başladı. Bir köy kadını hıçkırarak ağlamaya başladı, bir küçük çocuk korkuyla annesinin eteğine sıkıca sarıldı; o evde yerde diz çökmüş halde yatan yaralı adam ise karısını, o kurtulan ailesini gördüğü an içindeki bütün gücü toplayıp acıyla ayağa kalktı, onlara doğru sendeleyerek yürümeye çalıştı. Kadın çığlık gibi, feryat gibi bir sesle koşturdu meydanın ortasına; adamına doğru atıldı. İkisi de birbirine öyle sıkı, öyle amansızca sarıldı ki sanki o an birbirlerini bir anlık bıraksalar yeniden, tamamen kaybedeceklerdi. Küçük çocuk da o esnada koşup babasının bacaklarına sıkıca sarıldı; ben o muazzam manzarayı, o kavuşma anını görünce nefesim boğazımda öylece kaldı, yutkunamadım. Adam oğlunun başını o titreyen, kanlı elleriyle tuttu; karısının omzuna başını çaresizce yasladı. Ve ağladı; sessizce, içi sökülür gibi parçalanmış bir adam gibi ağladı. Tam yanımda duran Demir o aileye bakarak yavaşça, derinden gelen bir sesle konuştu. “Bulduk Akrep.” Başımı yavaşça ona doğru çevirdim, yüzüne baktım. Demir o buz mavi gözlerini o birbirine sarılan aileden bir saniye bile ayırmadan konuşmasına devam etti. “Bu sefer, o eski günlerin aksine birini tamamen zamanında bulduk Akrep, kurtardık.” O tek bir cümle göğsümün tam ortasına, o yıllardır sızlayan yarama çok ağır bir taş gibi oturdu. Bakışlarım uzun süre o mutlu ailede, o meydanın ortasında takılı kaldı; bir baba, bir anne ve o dünyalar güzeli küçük bir çocuk, birbirlerine sağ salim kavuşmuşlardı işte. Ve uzun, çok uzun zaman sonra ilk kez içimdeki o taşınması imkansız ağır taşın küçücük de olsa hafiflediğini, ruhumun biraz olsun nefes aldığını hissettim; çünkü belki geçmişi asla değiştiremezdim, belki o canımdan çok sevdiklerimi, kaybettiklerimi asla geri getiremezdim. Ama bugün, tam da şu saniyede bu amansız dağlarda bir aile daha gözlerimizin önünde parçalanmadı, yok olup gitmedi. ~~~ Pazartesi Çarşamba Ve Cuma Günleri Yeni Bölüm...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD