Çilem'den
Beni dışarıda bekleyen kadınla birlikte yürümeye başladım. Konak konak değil saray yavrusu gibi bir şeydi. Biz meteliğe kurşun atarken onlar lüks içinde yaşıyormuş. Tabi hesabıma gelen bir milyon sayesinde bunu anlamam lazımdı. Oturma odası olduğunu düşündüğüm yere geldik. İçeriye girdik.
"Getirdim ağam" dedi kadın.
"Sen çık" suratıma bakma nezaketini bile göstermedi. Hem bu zamanda ağa mı kalmıştı? Ağa ise bu neden bu kadar öküz olduğunu anlatıyordu. Ufak dağların sahibiymiş gibi kibirliydi. Bazı davranışlarını şimdi anlam kazanmıştı.
"Bugün iş başı yapacaksın. Ayla hanımı bul sana bir iş versin. Kaytardığını duyarsam senin için iyi olmaz. Diğer çalışanlar ne kadar maaş alıyorsa sende o kadar alacaksın. Her ay belli bir miktar sana elden verilecek ihtiyaçların için, gerisi borcundan kesilecek. Ve birde burda şiveli konuşman yasak" her şeyi tek seferde sıralamıştı. Tekli koltukta ağa gibi oturuyordu. Sonra aklıma ağa olduğu gelince yüzümü buruşturdum. Kesin kötü bir ağaydı. Şivemin nesi vardı oraya takılmıştı manyak herif.
"Sigorta?" dediğim zaman başını hızla kaldırıp bana baktı. Sanki ona küfür etmişim gibi bakışları sertleşti. Gururum olmasa bir adım geri atardım büyük ihtimalle. Adamın bakışında bile ürkütücü bir ton vardı. Kara delik gibiydi gözleri. Sonra ne alakaysa aklıma sabah ikizleri mi gördüğü geldi. Yanaklarım kızardı. Beyaz tenim yüzünden kızaran yanaklarım hemen fark ediliyordu.
"Birde sigorta mı istiyorsun?" sesinde küçümseme ve alay vardı. Benim de aklıma sigorta nerden geldi bilmem ama bu çalışan işine kendimi kaptırmıştım. Siyah gözleri beni görmek istemiyormuş gibi önüne döndü tekrar. O kara yağız bir delikanlı, ben ise açık tenli ve koyu sarışındım. Saçlarım ağırlıkta sarı sanki hafif kızıllıklar parlıyor gibiydi. Gözlerim onun gözlerinin aksine en açık mavi tonundaydı. Bunları neden kıyasladım bilmiyorum.
Lafı boğazıma tıkmanın memnuniyeti ile
"Şimdi git" dedi. Az önce kimi bulma mı söylemişti? Ne kadar unutkanım. Belki de stresten anlamamıştım.
"Şey" dedim hafif mahçup.
"Ne?" sesi otoriterdi. Onunla aynı ortamda durunca dizlerimin bağı çözülüyordu.
"Kimi bulacaktım?" diye sorunca sinirli bir soluk bıraktı.
"Ayla hanım" dedi. Sanki söylese çenesi yorulacakmış gibi sinirliydi. Hiç bir şeye tahammülü yoktu. Birde Karadenizlilere sinirli derler. Biz sinirliysek bu adam multi sinirli, maksimum sinirli. Yeniden sinirle soluyunca bunun hala burda mısın mesajı taşıdığını anlayıp arkama döndüm. Dışarıya çıkınca merdivenleri inmeye başladım. Buranın havası ne kadar kuru ve boğucuydu. Nefes alırken sanki çiğerlerim yoruluyordu. Avluda dizilerde gördüğüm küçük mutfak kapısını aradım. Bir kadın bana doğru gelmeye başladı. Orta yaş kadını süzüp
"Ayla hanım" dedim. Kaşları çatıldı beni süzdü.
"Ayla abla diyebilirsin" dedi. Yanıma ulaştı.
"Sen şu yeni kız olmalısın. Şimdi kahvaltı hazırlığı var tanışma işini sonra yapacağız tamam mı? Benimle mutfağa gel" başımı olumlu anlamda salladım. Elinde ki tepsiyi masaya koyup üzerindekileri bıraktıktan sonra birlikte mutfağa geçtik. Toplam dört çalışan olmuştuk. Yani burda dört kişiydik. Bana verilenleri benimle aynı yaşlarda bir kızla masaya taşımaya başladım. Dünün yorgunluğu atlatamadan çalışmaya başlamıştım.
Masa da masa değil kraliyet masası gibiydi. Allah aşkına 20 kişilik masa mı olurdu? Etrafta bu kadar insan mı vardı? Gerçi konağa bakınca her yerden bir insan çıkabilirdi. Olabilirdi neden olmasın? Masa da bir kuş sütü eksikti. Biz ayakta beklerken masa ahalisi tek tek gelmeye başladı. Kadınlar kızlar erkekler derken masa nerdeyse dolmuştu. Yüzlerine bakmasam da beni izlediklerini düşünüp strese girdim.
"Bu kız kim yenge?" ince bir ses duyuldu. Kesin herkes bana bakıyordu, kahretsin.
"Han getirdi, bundan sonra burda çalışacakmış" Sabah odama gelip küçük çocuğu alan kadının sesiydi. Bakışlarım yerdeydi.
"Kaldır başını" bir erkek sesi duyuldu. Neden bunu istemişti şimdi? Napıcam şimdi? Mecbur yavaşça kaldırdım. Tüm bakışları üzerimde hissedince yine yanaklarım kızardı. Onlar esmer iken ben kabak gibi beyazdım. Aramızda dağlar kadar fark vardı. Hangi birine baksam bilemedim. Sahi kim kaldır başını demişti? Aşiret oldukları için mi bu kadar çoklardı.
"Buralıya benzemiyorsun, nerden geldin?" valla gelmedim getirildim abi diyemedim. Sesin sahibi genç yakışıklı bir adama aitti.
"Buralı değilim ab. Yani buralı değilim efendim" efendim mi? Patronum olduğu düşünülürse normaldi. Adamın bakışında hoşlanmadığım bir şey vardı. Ondan aldığım elektrik kesinlikle negatifti.
"Nerelisin?" diye sorunca kaşlarımın çatılmasına engel olamadım. Hızla çatılan kaşlarımı hızla toparladım. Tam ağzımı açacağım sırada
"Çayları doldurun" diyerek masaya bizim ağamız buyurdu. Yanımda ki kız omuzumu dürtünce peşinden gitmeye başladım. Sabah sabah bu kadar utanç yeterdi. Köyde her türlü işi yaparken utanmıyordum ama burda çalışmak bana ağır gelmişti. Mutfağa girdiğimiz zaman çaylar doldurulmuştu. Titrediği mi tepsiyi elime alınca fark ettim. Tepsiyi yerine bıraktım.
"Zeliha çayları sen götür" diyerek Ayla abla durumuma acıdığını belli etti. Diğer ikisi mutfaktan çıkarken Ayla abla ile göz göze geldik. Bana sanki şefkatle bakıyordu.
"İlk günden sana biraz karışık gelebilir ama zamanla alışırsın. İki aile yemeklerini aynı masada yerler. Belki fark etmedin ama iki konak yan yana inşa edilmiş. İki aile iç içe yaşıyor" dedi. Nedensizce gerildim. Aile bile olsan iki aile iç içe yaşıyorsa sorun çıkacak demektir. Burda rahat bir hayatım olacağını hiç zannetmiyordum.
"Anladım Ayla hanım" dedim.
"Bana herkes abla der, sende dersen sevinirim. İsmin nedir?"
"Çilem"
"Çilem... İlk defa duydum ama sana yakışmış. Memnun oldum"
"Bende memnun oldum Ayla... Abla" Bu kadının neden diğerlerinin başında olduğunu şimdi anlamıştım. Adaletli bir kadına benziyordu. Allah'ım lütfen iyi biri olsun. Ayak üstü biraz sohbet ettik. Diğer çalışanlar gelince ayak üstü tanıştık. Neyse ki daha masaya hizmet etmedim. Kahvaltı bitiminde masayı topladık. Bulaşıklar üst üste koyup kahvaltı yaptık. Kahvaltı dan sonra iki kişi mutfağı toparladık. Diğerleri odalara çıktı. Mutfak işini bitirince Ayla abla elime bir meyve tabağı verdi.
"Küçük bey bahçede. Bu tabağı ona götür"
"Küçük bey?"
"Han ağanın oğlu. Gece tanışmışsınız" kadın kendini gülmemek için zorlarken kaşlarım çatıldı. Ne tanışma ama. Tabağı elime tutuşturdu. Tabağı sıkıca tuttum.
"Ön bahçededir" dedi. Başımı salladım. Ön bahçe geldiğimiz yerdi herhalde. Dikkatli bakmamıştım ki. Neyse. Mutfaktan çıkar çıkmaz etrafa bakınmaya başladım. Avludan inip çimenlerin üzerinde yürümeye başladım. Çocuğu az ilerde babaannesinin yanında gördüm. Bu çocuk babasına çekmişti herhalde suratsızın tekiydi. Duruşumu düzelttim. Çocuğa doğru yürüdüm. Kadın beni gördü.
"Yağız bak meyve tabağın geliyor" dedi. Çocuktan ses çıkmadı ama istemediğini belli etti.
"Büyüyüp güçlenmek için yemelisin" çocuk yine istemediğini belli eder bir hareket yaptı. İstemese istemesin şımarık velet. Mutfağa gidene kadar hepsini yerdim. Meyveyi çok severdim. Ayla ablanın sesini duydum. Hanımağam diyerek kadını çağırdı. Kadın bana bakıp
"Meyveleri yediğine emin ol" dedi. Sesinde taviz yoktu. Daha ilk günden başıma gelenlere bakın ya. Kadın gidince çocuğa yöneldim.
"Bak şimdi uşağum! Hiç itiraz etmeden bu meyveleri yiyeceğiz ve güçlü kocaman bir adam olacağız tamam mı?" şirince gülümsemeye çalıştım. Bence ikna ediciydi. Çocuk kara gözleri ile bana baktı bir süre. Ben çatala bir elma alıp ona uzattım. Omuz silkince şirin gülümsemem kayboldu kaşım seyirmeye başladı.
" Neden? " omuz silkti bu sefer. Bu çocuk elimde kalacaktı. Tabağı masaya bıraktım.
"Kızlar güçlü erkeklerden hoşlanır. Yemezsen büyümezsin" dediğim zaman malmışım gibi yüzüme baktı. En fazla 7 yaşındaydı. Tepki vermedi. Kafamda çözümler üretmeye çalıştım. Hanımağa meyveleri yiyecek demişti.
"Bak şimdi seninle bir oyun oynayacaz. Ben kazanırsam meyve tabağını itirazsız yiyeceksin. Sen kazanırsan..." Biraz düşündüm.
"Sonra bakarız" dedim. İlgisini çekmişe benzemiyordum.
"Kalkıp koşmaya başla ve bende seni yakalayayım. Yani yakalamaya çalışayım" sırıttım. Tüm planımı mahvetmiştim. Çocuk oralı olmadı. Arkama döndüm.
"Yada sen beni yakalamaya çalış" dedim. Koşuyormuş gibi yapsam da çocuk olduğu yerden kıpırdamadı. Sabır çektim.
"Kaçıyorum bak" dedim. Hareket etmeyince bir nefes aldım. Ulan altı üstü çocuksun, nasıl kanmazsın? Bir süre bakıştık. Neyse ayağa kalktı küçük ağamız. Sevindim. Onu ikna etmiştim.
"Hadi bakalım" dedim koşar gibi yaptım. Demek kovalanmaktan değil, kovalamaktan hoşlanıyordu velet. (velet kötü anlamda değil) bir kaç adım ileri gittim. İlk bir tepki vermedi ama sonra bana doğru büyük bir adım atınca refleksle çığlık attım. Kaçmaya başladım. Çocukla çocuk olmuştum. Arkama bakınca beni kovaladığını gördüm yan şekilde sırıttım. Çocuktu işte bu kadar dayanmıştı. Bir süre arkama bakarak koştum. Önüm temiz olduğu için sorun yoktu. Çocuğun yüzünde yan bir sırıtış görünce neden olduğunu düşündüm.
"Nereye koşuyorsun?" diye ağanın sesini duyup ona döndüm sonra bir bacağımın boşluğa düştüğünü hissettim. Kendimi geriye çekmeye çalışsam da artık çok geçti. Bedenim suyla buluştuğu zaman ürperdim. Yüzme de bilmiyordum. Bir süre yüzeyde kaldım.
"İmdat" diye bağırdım. Kısa süre sonra su sesi gelince birinin atladınığı anladım. Han ağaydı. Kolumu sert şekilde kavrayıp beni sürüklemeye başladı. Beni merdivenlere götürdü. Merdiven demirlerine tutunup çıkmaya başladım.
"Daha bir gün geçmeden başıma açtığı işlere bak" dedi sinirle. Sanki beni buraya getirmesini ben istedim de bana kızıyordu. Havuzdan çıkınca yüzünde sırıtışla beni izleyen bücüre baktım. Onun yüzünden düşmüştüm havuza. Meyvesini yeseydi insan gibi ne olurdu?
"Çilem iyi misin?" Ayla ablanın sorusuyla kendime geldim.
"Ayla hanım bu kızı Yağız'ın etrafında görmek istemiyorum. Hatta benim etrafımda da olmasın." sesinde ki sinir beni incitmişti. Gözlerim doldu. Yaşadığım onca şey yetmiyormuş gibi birde gözüme görünmesin diyordu. O zaman beni buraya neden getirmişti? Göz göze geldik. Saniyelik bakışımı yakalamıştı.
"Emredersin ağam" diyen Ayla abla kolumu tuttu. Birlikte yürümeye başladık. Sanki ona ve oğluna hasrettim? Ayla abla beni banyoya götürdü.
"Kısa bir duş al sana eşya getireceğim" dedi. Başımı salladım. Banyoya girer girmez ağlamaya başladım. Sıcak suyu ayarlarken yüzümü ıslatan gözyaşlarımla elimin tersiyle yüzümü sildim. Neden ağlıyordum ki?
"Salak Çilem" dedim kendime. Üzerimde ki ıslak çamaşırları çıkarıp sıcak suyun altına girince diğer gözyaşlarımı da tutamadım. Beni bu hale düşüren babamdı. Bir insan kızını hiç mi düşünmezdi? Onun beni bakması gerekirken ben onun yaptığı borcu ödemek zorundaydım. Ağlamam durmadığı gibi birde şiddetlenmişti. Çilemin birinci gününde bu halde isem daha sonra ne olacaktı? Bunu daha şimdiden kaldıramayacağımı hissediyordum...
Çilem: 20 yaşında, sarışın ve mavi gözlü. 164 boyunda güzel bir kız.
Tuna Han : 32 yaşında, siyah saçlı, siyah gözlü. 188 boyunda yüzünde izleri olan idarelik bir ağa ☺️
Karan: 185 boy, 27 yaş, kahverengi saçlı, kahverengi gözlü yakışıklı bir adam. İkili amca çocukları.