Çilem'den
"Güzel bir yere çek, yemek yiyelim" işte bu ses beni transtan çıkarmış kendime getirmişti. Saatlerdir yoldaydık ve her yerimin tutulduğunu hissediyordum. Araba uygun bir yerde durduğu zaman
"İn" diye emir buyurdu mendebur herif. Benim ne diyeceğimi beklemeden inmişti. Kapım açılınca irkildim. Biraz süre geçtiğini fark ettim. Kapıyı adamı açmıştı. İçime bir nefes çekip indim. İner inmez başım döndü sendeledim. Arabaya tutunup kendime gelmeye çalışırken homurtusunu duydum. Vicdansız kara şey. Esmer bir adamdı. Yüzünde çukurlar vardı. Yaşı epey büyük görünüyordu. Kendimi toparlayınca yürümeye başladım. Borcumu ödeyene kadar bende yaşlanırdım.
Ahşaptan yapılma bir restorana girdik.
"Cam kenarına yürü" diyerek beni yönlendirdi. Kendi yese ya beni ne istiyordu? Bir masanın yanına gelip durdum. Adını bile bilmediğim hanzo bey oturup
"Otur" dedi sert sesiyle. Bu adamın zengin olduğu her halinden belliydi ama farklı olan bir şey ise kibar biri değildi. Hanzo derken şaka yapmıyorum. Sanki şeye benziyor... İzlediğim dizilerde ki kro ağalara. Bu farkındalıkla başımı kaldırdım.
"Bir garsonun gelmesi bu kadar zor mu?" diye kükreyince irkildim. Tam ona soru sormak üzereyken sesiyle beni korkutmuştu. Bir garson koştura koştura geldi. Restoranın çok yoğun olduğunu anlatmaya çalışırken hanzo genç çocuğu azarladı. O sırada karnımın gurultusu adeta bülbül gibi şakırken ikisinin de bakışları bana döndü. O kadar sesten karnımın gurultusunu duymuş olamazlardı değil mi? Yanaklarım kızardı. Utanmıştım. 1 günden fazladır yemek yemediğim için kokular beni etkilemişti. Derin bir nefes aldım.
"Ne yiyeceksin?" Bana sordu.
"Hiç bir şey" dedim. Açlık ve susuzluktan sesim boğazıma takılmıştı.
"Karışık büyük bir tabak istiyorum. İçinde tavuk olmasın. İki de çorba" diyerek garsonu yolladı. Geriye yaslanıp dışarıya bakmaya başladım. Yemeğimi ödeceyek param bile yoktu. Her şey evde kalmıştı. 50 bini de babam harcardı artık. 1 milyonu nasıl harcayabilmişti aklım almıyordu. O kadar para bir kaç günde nasıl biterdi? Bu kumar nasıl bir hastalıktı? Daha kaç kişinin hayatını mahvedecekti?
Dakikalar sonra çorbalar geldi. Biri benim önüme diğeri onun önüne. O başladı çorbasını içmeye ama ben hala boş boş bakıyordum.
"Yemeğini ye. Borçlu ölmene izin veremem" dedi. Ne kadar nazik bir adamdı. İncelikten kırılacaktı birazdan. Ona ters bakış atsam da bana hiç dönmedi. Midemin ağrısı ağır basınca yemeye başladım. Aç kalmak sanırım çözüm değildi. Kısa süre sonra sipariş verdiği karışık tabak gelmişti. İçinde ete dair her şey vardı. Normalde bende et severdim ama şu an görüntüsü bile ağırdı. Çorba kaseme geri döndüm. Tabakta ki çoğu şeyi bitirmişti. Ekmek yerine yufka tercih etti. Bizde açılmış hamura öyle denirdi. Doğulu olduğunu o sayede anladım. Zaten siyah saçı, siyah gözünden anlamam gerekirdi.
Yemeğin parasını masada ödedi. Kalkıp arabaya döndük. Bir kaç ihtiyaç molası için durduk. Anladığım bir gerçek varsa yol gittikçe hava değişimini daha fazla hissediyor olmamdı. Sanki nefes alıp verirken bile zorlanıyordum. Hiç rüzgar esmiyordu. Ağaçlar git gide azalıyor sadece dümdüz tarım arazileri görünüyordu. Çeşit çeşit bitkiler gördüm. Bazılarını tanısam da bazıları farklıydı. Kendimi oyalamak için bu yola başvurmuştum. Şimdilik korkumu hafifletmişti. Gece olunca her yer karardı. Yol boyunca sadece tarla, bahçe olduğu için bu normaldi..
Bir süre sonra kendimi saldım. Git git yol bitmiyordu. Ne zaman uyudum bilmiyorum ama arabanın durması ile irkilerek uyandım. Hızla ne oluyor diye etrafa baktım. Bir süre sonra bir hanzo ile yolculuk yaptığım aklıma geldi. Arabadan indi. Daha sonra inmem için
"Aklın hiç mi çalışmıyor? Araba durunca ineceksin" siniri sesine yansımıştı. Ne kadar sinirli bir adamdı. Hem uyku sersemi, hemde yabancı bir yere gelişimin onun için hiç bir önemi yoktu. İnsan fıtratından anlamadığı belliydi. Arabadan indim. O önden yürümeye başladı. Bakışlarım bahçe ışıklarıyla aydınlatılmış görkemli konağa kaydı. Kaşlarım çatıldı. Bir ihtimal doğulu değildir diye düşündüm ama tam olarak öyleymiş. Birde ağa çıkarsa şenlik olurdu. Ağa... Yutkundum. Bu adam beni kuma almasın sakın? Tövbe... Borcunu ödemem uzun sürerse kesin beni kuma alırdı. İçim sıkıştı bir anda. Homurdanmasını duyunca kendime geldim. Avluya yürümüş bana bakıyordu. Düşe kalka yanına gittim. Bana sinirle bakmayı ihmal etmeden önüne döndü. Beni dümdüz yürüyerek bir odanın önüne getirdi. Kapıyı açıp ışığı yaktı.
"Bu odada kalacaksın. Yarın seninle ne yapacağıma karar vereceğim" diyerek yana geçti. Odaya girmemi bekliyordu. Çekingen adımlarla odaya girdim.
"Sakın yanlış bir şey yapma" diye beni uyardıktan sonra kapıyı suratıma kapattı. Sinirli bir soluk bıraktım. Oda küçüktü. Bir yatak vardı sadece. Uzun zamandır kullanılmıyor olmalıydı. Bir kaç dakika boş boş etrafı inceleyip yatağa yattım. Saatlerce yatağın üstünde dönüp durdum. Sanırım sabaha doğru uyumuştum.
Yazar'dan devam
Çilem o kadar derin dalmıştı ki kapısının açıldığını bile fark etmedi. Kapı açılıp kapandıktan sonra yatağa bir misafir girmiş oda Çilem ile dalmıştı. Çilem kolunun uyuşması ile kolunu toplamaya çalıştı. Kolunu kaldıramayışından uyuştuğu için olduğunu düşündü. Homurdanarak uyandı. Bakışları yana dönünce kaşları çatıldı. Bir çocuk gözleri açık şekilde ona bakıyordu. Çilem korkuyla çığlık attı. Çocuk hafif irkildi.
"Sende nerden çıktun be?" diye sordu. Çocuk şaşkınlıkla yüzüne baktı. Çilem kolunu çekerken çocuk doğruldu. Konuşmuyordu.
"Git kendi yatağuna" daha ilk sabahtan olacak iş miydi? Hafif aralık kapı geriye kadar açıldı. İçeriye endişeli bir kadın girdi. İlk çocuğa, ardından Çilem'e baktı. Kadının yüzünde ki endişe yerini şaşkınlığa bıraktı.
"Siz kimsiniz?" kadın sordu.
"Sen bu çocuğun anası mısın?"
"Bakıcısı"
"Neden benim yatağumda bu çocuk?" kadın ağzını açarken
"Sabahın köründe ne oluyor?" kalın bir ses duyuldu. Tuna Han kapıya yönelip içeriye girince gördüğü görüntü ile kaşları çatıldı.
"Burda ne işin var Yağız?" çocuk yine konuşmadı. Tuna Han, Yağız'ın bakıcısına baktı ve sinirli bir soluk bıraktı. Zavallı kadıncağızın bacakları titremişti korkudan. Adamın bir tek nefes alışverişi diğerlerinin nefesini kesiyordu.
"Sana neden para ödüyorum lan ben?" diye sordu Tuna Han sert sesiyle. Yağız olmasaydı sesi daha gür çıkardı.
"Özür dilerim ağam. Sadece" kadının sesi titremişti.
"Sadece ne? Bir çocuğu kollayamıyor musun? Eşyalarını topla konağı derhal terk et" Çilem şaşkınlıkla olanları izliyordu. Kadın tekrar tekrar özür dilerken Tuna Han
"Defol" diye tısladı. Kadın ağlayarak odadan ayrılırken Tuna Han yeniden yatağa baktı. Çilem ona, Yağız Çilem'e bakıyordu. Tuna Han yatağa yaklaşırken Yağız, Çilem'e doğru çekildi. Çilem anında bir sorun olduğunu anlamıştı.
"Çocuğu da korkuttu hanzo" dedi boş bulunarak. Tuna Han'ın sinirli bakışları anında onu buldu.
"Ne dedin sen?" diye sordu dişleri arasından. Çilem korkuyla geriledi. Tuna Han sinirini yatıştırmak için kendini zorladı. Ortada Yağız olmasa durum farklı olurdu. Sinirli bakışlarını Çilem den çekip Yağız'a baktı.
"Gel seni odana götüreyim oğlum" dedi. Çilem bir an duraksadı. Yağız onun oğlu muydu? Yağız, Çilem'in kolunu tuttu. Çilem giderek daha fazla şaşırıyordu. Tuna Han oğluna yaklaşıp kucağına almak isterken Yağız Çilem'in yakasını kavradı. Gitmek istemediği çok belliydi.
"Ne yapıyorsun Yağız?" Tuna Han sinirine engel olamadı.
"Bırak kızın yakasını" dedi. Çilem bu noktada araya girme gereği hissederek
"Onu korkutuyorsun" dedi. Tuna Han ona sert bir bakış yolladı.
"Kes sesini" dedi. Çilem müdahale etmek istemese de çocuğun haline acımıştı. Bir süre sessiz kalmayı seçti. Tuna Han oğlunu çekmeye çalışırken Yağız, Çilem'in düğmeli bluzunu daha sert çekiştirdi. Tuna Han sabrının sonuna galdiğini hissederek daha sert asıldı. Yağız elinde ki kumaşa daha da sert asılınca Çilem'in üzerinde ki bluzun dört düğmesinden üçü açıldı. Düğmeler sütyenini apaçık ortaya sererken Çilem'in gözleri büyüdü. Bakışları hızla göğsüne indi. Ona biraz dar gelen sütyenden taşan yerleri göz önündeydi. Bakışları önünde ki adama giderken, Tuna Han'ın gözlerini göğsünün üzerinde gördü.
"Seni sapık" dedi sinirle. Tuna Han kendine gelip hızla yana döndü. Çilem, Yağız dan yakasını kurtarmaya çalıştı ama ne nafile? Yağız yapışmıştı bir kere.
"Bıraksana çocuğum" dedi. Yağız konuşmasını komik bulduğu için yüzünde ki endişe bir an için dağıldı. Çilem'in başka kıyafeti olmadığı için etek ve bluzla yatmıştı. Başına bunların geleceğini nerden bilebilirdi? Zaten tüm tuhaf olaylar onu buluyordu.
"Ne oluyor Tuna Han? Ne bu.." orta yaşını aşmış bir kadın odaya girince gördüğü görüntü ile şaşkına uğradı. Sert yüzü üçlü arasında dolaştı. Tuna Han hızla ayağa kalktı.
, "Bu kız kim ve Yağız'ın onun yanında ne işi var?"
"Daha sonra anlatırım ana, Yağız'ı al" Tuna Han odadan çıkarken annesi şaşkınlıkla yatağa bakıyordu. Kendine gelince yatağa yaklaşarak
"Gel yakışıklı torunum" diyerek Yağız'ın koluna dokundu. Yağız babaannesine dönerken Çilem zor kurtarmıştı yakasını. Kendisinin normal bir günü yokken birde gittiği yerde ki herkeste bir tuhaftı. Düğmeleri hızlı hızlı bağlarken Yaşlı kadın ve çocuk çıkmıştı. Çilem kendini başlığa yasladıktan sonra az önce olanları düşündü. Adam güneşin bile görmediği yerlerini görmüştü. Utanması için bir sebep daha.
Anlamadığı şey çocuğun odasında ne işi vardı? Sabır çekti. Gerçekten hiç bir şey anlamıyordu. Bir anlığına gözlerini kapattı. Kendini kötü hissedince boğazı düğümlendi. Tüm bunlar neden onu bulmuştu? Gecesi ayrı, gündüzü ayrı dert olmaya başlamıştı. Kapı tıklatılınca irkildi. Gözlerini açıp kapıya baktı. Bir kadın odaya girdi. Elinde ki elbiseyi yatağın üzerine koyup
"Han ağam elbiseyi giyip seni onun yanına getirme mi istedi?" Çilem yenilgiyle başını salladı. Kadın ona alan sağlamak için odadan çıkınca yataktan inerek basma elbiseyi giydi. Elbisenin yanında ki yazmayı bağladıktan sonra kapıya yöneldi. Aklından geçen tek şey 'Bundan sonra başıma ne gelecek?' sorusuydu...