Çilem'den
Her gün stresle yaşamak ne zormuş. Çocuk bakmanın bu kadar zor olacağını düşünmemiştim. Yağız bahçede oynarken başımı elime yaslamış baygın gözlerle onu izliyordum. Stresten uykumu alamıyordum. Her çıt sesine uyanıyordum. Uyumam ise zaman alıyordu. Gece odasından çıkmasının üzerinden iki gün geçmişti. Tuna Han ağa ile konuşup ya maaşımı artırmasını, yada bana yardımcı tutmasını isteyecektim. Çocuk ikizim gibi gece gündüz tepemdeydi.
Bunu düşünüyordum. Sadece düşündüm. En son ne düşünüyordum? Ah bu iyi. Kimse yok. Yüzümde tebessüm oluştu. En son ne yapıyordum? Neyse önemli değildi herhalde.
"Çok güzelsin" diyen sesle sıçradım. Ne oluyordu? Hızla ayağa kalkıp Yağız'a baktım. Dalmıştım. Tükenmişlik sendromuna erken kapılmıştım. Daha 5. Günden beyaz bayrağı çekmeye gönüllüydüm. Yağız neyse ki güvendeydi. Daha sonra aklıma konuşan kişi geldi ve ona döndüm. Sırıtarak beni izleyen Karan bey ile açık ağzımı kapatıp elimin tersiyle salyalarımı sildim.
"Bir şey mi dediniz Karan bey?" diye sordum. Ne dediğini anlamadım sanırım. Biri rüyamda güzel olduğumu mu söylemişti?
"Çok güzel uyuyordun" dedi sırıtarak. Kaşlarım çatıldı. Güzel uyuyorsam ne uyandırıyorsun be adam? Yağız da oynuyordu. Masa da iki dakika oturayım demiştim dalmışım.
"Ah" diyerek elimi yazmama koydum. Düzeltiyormuş gibi yaparak
"Yağız'ı bekliyordum" dedim. Dudağının kenarı daha yukarı kıvrılınca naneyi yediğimi biliyordum. Bana inanmamıştı.
"Evet kesinlikle katılıyorum" dedi. Bu adamın olayı neydi? Tuna Han ağa çok ağır, Karan bey ise yılışkan akışkan bir şeydi. Tabi hizmetçi yatağa atmak için tatlı dilini kullanıyordu. Bir hizmetçi benimle aynı yaşlarda diğerleri yaşça büyüktü.
"Şey" dedim mahçupça. Kaşları havalandı.
"Bu ufak sır aramızda kalsa?" hafif tebessüm ederken bakışları dudaklarıma kaydı. Anında gülüşüm soldu. İnsanı rahatsız eden bakışları vardı. Ondan korkmam gerektiğinin farkındaydım. Hem bu adamın işi gücü yok muydu? Neden bu saatlerde evdeydi? Birileri çalışıyor o yiyordu anlaşılan. Neyse, neydi.
"Karşılıksız bir şey yapmam" derken bakışları arasında küçülmek istedim. Bu körpecik bedenimi senin sapık ellerine bırakır mıydım? Ben kendime göre birini alıp evimin kadını olacaktım. Karan, diğer ağadan kısa ve daha zayıftı. Tuna Han ağanın fizik maşallah yani. Benim gibi masum bir köylünün bile salyalarını akıtmayı başarıyordu. Allah sahibine bağışlasın. Kaşlarım çatılmıştı. Bir adım yana atarak
"Yağızcığım ne yapıyorsun?" diyerek adımlarımı hızlandırdım. Sert bir soluk bırakıp beni huylandırsa da umursamadım. Havlasın.
"Bunu unutmam" dedi. Ona dönüp başımı salladım belli belirsiz. Git söyle istersen diye bağırmak istesem de geri vites yaptım. Konakta iki zorba benim için fazlaydı. Pardon üç, birde Yağız vardı.
Yağız cevap vermedi. Karan efendi de benim kalktığım sandalyeye oturdu. Sanki sandalye yokta bir benimki varmış gibi. Sabret dedim kendi kendime. Şunun şurasında bir milyon borcunu ödemeye ne kaldı? Büyük ihtimalle 10 yıl. Omuzlarım düştü. Burdan 30 yaşında ayrılırsam olgun bir kadın olacaktım. Sonra aklıma burda ki zengin aşiretler geldi. Bir ağayı kapaklasam borcumu öderdi. Bizde mutlu mesut yaşardık. Yada üç beş kumayla boğuşurduk. Neyse Çilem sen çocuk bakmaya devam et. Buralar sana göre değil.
Yağız'ın yanına çömeldim. Elbisem uzun olduğu için bacaklarımı kapatıyordu. Bir süre Yağız'ı izledim.
"Yağız ağamın meyveleri geldi" diyen Ayla abla ile ona döndüm. Karan bey hala masada oturuyordu. Ayla abla tabağı masaya koyarken
"Bana çay ve atıştırmalık getirir misin Ayla abla" dedi. Kaşlarım çatıldı. Ben gitmesini beklerken o masaya yapışıp kalmıştı. Gerilmiştim. Kendimi av gibi hissediyordum. Hiç çekinmeden kur yapıyordu. Yada benim hüsnü kuruntum muydu? İlişkiler de o kadar kötüydüm ki farkı anlamıyordum. Ayla abla dönmeden önce bana bir bakış attı. Bu bakışın uyarı olduğunu biliyordum. Şimdi ne yapacaktım? Yağız ayağa kalkıp masaya doğru yürüyünce dudaklarım aralandı ama bir şey söyleyemeden susmak zorunda kaldım. Belli ki acıkmıştı çocuk. Ölene kadar kaçamayacağım için pes ederek masaya yöneldim. Yağız oturmuş bekliyordu. Eline muz alıp bana uzattı soymam için.
"Sen güçlü bir delikanlısın Yağız, kendi muzunu kendin soyabilirsin" dedim. Karan denen herifin bakışları beni deli ederken konuşmak zorundaydım. Her hareketimi izliyormuş gibi hissediyordum. Bu hissi sevmemiştim. Yağız bana bakıp muzuna döndü. Muzu soyup yerken yan tarafına oturdum. Muzu soyup yedi. Sabahları az yediği için bu onun için öğün yerine geçiyordu. Ayla abla bir tepsi ile gelip, tepsiyi masaya koydu.
"Neden bir bardak çay var?" diye sordu Karan bey. Ayla abla ile göz göze geldik.
"Bir tane daha getir" dedi. Sesi gerilmişti. İyi ama neden? Karan beye döndüm.
"Bir bardak bitince yeniden doldurulur, kızmanıza gerek yok" dedim. Ciddi olup olmadığımı anlamak için yüzüme baktı. Biraz salağa yatmanın kimseye bir zararı olmazdı.
"Bir bardak daha getir sen Ayla abla" dedi gözlerimin içine bakarak. Onunla karşılıklı çay içersem yanlış anlaşılırdı. Onun kapatması olarak anılmaktansa, onunla karşı karşıya gelmek daha mantıklıydı. Buraya geldiğimden beri bakışlarını sevmemiştim. Ondan korkuyordum. Hayatımda yeterince karmaşa varken birde onu çekemezdim.
"Ben çayı pek sevmem" dedim yalan söyleyerek. Aslında çok severdim. Ayla abla arada kalmıştı.
"Kimin patron olduğunu unutuyorsun" dedi tehditkar bir bakışla. Kaşlarım biraz daha çatıldı. Benim sabrımı zorluyordu. Ağzımı açtım.
"Tamam Karan ağam" diyerek Ayla abla ayaklandı. Karan efendinin yüzünde ki memnun ifade ile iyice sinirlenmiştim. Kovulma ihtimalim olmasa ona gösterirdim ama uzun zaman burdayım.
"Trabzon'a hiç gitmedim ama inatlarını duydum" dedi hoş sesiyle. Avıyla oynamayı seviyordu. Gerçekten yakışıklı bir adamdı. Karşılıklı birbirimize bakarken Yağız meyvelerini bitirmişti. Ayağa kalkınca bende kalktım.
"Karan burda ne yapıyorsun?" diye sordu annesi. Kadın bize doğru gelirken kaşları çatılmıştı. Bu iyi değildi, hemde hiç iyi değildi. Kadına başımla selam verip Yağız'ın peşine takıldım. Tam zamanında kalkmıştı Yağız.
"Yine hizmetçilerin peşinde mi geziyorsun?" diye sesli söyledi kadın. Adımlarım sekteye uğradı. Bu beni incitmişti. Bu aşağılamaktı. Hizmetçi olduğum için değil, oğlunun elinin kiri gibi gösterdiği hizmetçi konumu için kızmıştım. Sanki hizmetçilerin canı yoktu? Sanki ona yatakta da hizmet etmek zorundaymışız gibi. O kadının yetiştirdiği evlat işte ne beklenir? Umursamadım. Bu konunun benimle ilgisi yoktu. Yağız konağa girerken bende peşinden gittim. Tuvalete gitmişti. Çıkmasını bekledim. Okulun başlayacağı günü sabırsızlıkla bekliyordum. Bu konaktan uzaklaşmak bana da iyi gelecekti.
Akşama kadar daha Karan efendiyi görmemiştim. Akşam yemeğinde masadaydık. Babaannesi dışında Yağız ile ilgilenen pek yoktu. Çocuğu sorunlu ilan edip kenara mı çekilmişti herkes? Buna anlam veremiyordum. Karan'ın iki kız kardeşi vardı. Tuna Han ağanın ise bir kız, birde erkek. Erkek olan şehir dışında okuyormuş. Aşiretler kalabalık olurdu. Dışarıda evli olanlar var mıydı bilmiyorum. Öğrenecek zamanım olmamıştı. Yağız yedikten sonra birlikte masadan kalktık.
"10 dakika sonra üst avlu da ol, konuşacağız" diyen ağa ile gerildim. Benimle ne konuşacaktı? Umarım uyuduğu mu öğrenmemişti. Bu aslında onun suçuydu. Ben tek başıma neden bu çocuğa bakıyordum? Yorgun hissediyordum.
"Tamam ağa" dedim. O benim ağam değildi. Yağız ile elimizi yıkadıktan sonra üst avluya çıktık. Han ağa da bizden az sonra geldi.
"Otur" dedi kendisi karşı sedire oturarak. Konuşmanın uzayacağını anlamıştım. Yağız'ın yanına oturdum. Beni onun yanında mı azarlayacaktı? Pislik ağa!
"Konağın bazı yerlerinde kamera var" dedi. Bakışları sertti. İçime sessiz bir nefes çektim. Geliyordu gelmekte olan. Boşuna Karan denen adama boyun eğmiştim. Görmüştü işte uyuduğu mu.
"Özel hayatını Yağız'a yansıtmayacaksın" dedi imalı bir ses tonuyla. Özel hayat mı? Uyumamdan mı bahsediyordu? Tabi Karan dan bahsediyordu.
"Bakın Han ağa"
"Sana yardımcı olması için birini bulacağım" diyerek lafı ağzıma tıktı. Neyse en azından bu kadarını anlayabilecek kapasitesi vardı.
"İstemiyorum" dedi Yağız. Hızlı bir şekilde Yağız'a dönüp.
"Öyle söyleme Yağız ağam" dedim tatlı tatlı.
"Neden?" Ağanın sesi benim sesimi bastırdı.
"O benimle uyusun" dedi Yağız. Ağzım açık kaldı. Baba oğul sorulara cevap yerine sadece komut veriyordu. Han ağaya döndüğüm zaman onun da yüzünde şaşkınlık vardı.
"Bakıcının seninle uyumasını mı istiyorsun?" diye soran ağa ile sinirlendim. İsmimi kullanmak o kadar zor muydu? Bende sanki tek derdim buymuş gibi oraya takılmıştım. Yağız'a döndüm. Başını olumlu anlamda salladı.
"Babaannenin yanına git. Çilem birazdan yanında olacak" dedi ağa. Yağız gözden kaybolana kadar onu izledik. Yağız gidince ağaya döndüm. Ne düşündüğünü anlamak zordu. Bana bakarken düşünüyordu hala.
"Sana neden bu kadar yakın davrandığını bilmiyorum" dedi. Bunu bende anlamamıştım. Neden bana bağlanıyordu bu çocuk. Şimdi desem ki anne den hiç sevgi görmüyor ondan olabilir. Bunu ağaya söyleyemedim tabi. Beni kovamayacağı için mahzene kapatıp açlıktan ölmemi sağlardı. O yüzden sustum.
"Onunla uyumamın doğru olduğunu düşünmüyorum" dedim. Yağız ile nasıl uyuyabilirdim? Tamam bir gece yanına sızdım ama o mecburiyetti.
"Bu konuyu psikoloğuna soracağım. Dediğim gibi sana yardımcı olacak birini bulacağım." dedi. Yorulduğu mu nihayet anlamıştı.
"Ona yanda ki odada olduğu mu anlatıp bu isteğini geri çevirmek zorundayım. Bu doğru değil" niye benimle yatsın? Gitsin babasının genişşş göğsüne yatsın canım.
"Psikoloğa soracağımı söyledim" dedi beni umursamadan. Ağzıma gelenleri yutmak zorunda kaldım. Psikolog umarım yanlış olduğunu söylerdi.
"Bu akşam ne olacak peki?" onunla mı uyuyacaktım? Bir an için düşündü. Sanki cansız bir nesneydim de beni istedikleri gibi kullanacaklardı. Borçlu olmak ne kadar kötüydü.
"Ona durumu güzelce anlat. Eğer ısrar ederse" dedi. Sinirli bir soluk bıraktım. Sözünü bölmüştüm. Kızması umrumda değildi. Beni çalışan olarak getirdi buraya köle olarak değil. Boğazını temizledi.
"Annemle halledin" dedi. Demek ki güzellikten anlamıyordu ağamız. Anladığı dilden konuşurduk o zaman bizde. Bana bir kaç bilgi daha verdi ve beni azat etti. İki gün sonra okul başlayacağı için kıyafetlerimi aldırmamı söyledi. Ayla ablaya söylerdim. Hanımağanın yanına giderek yemek için izin istedim. Masa da yiyemediğim için aç kalmak istemiyordum. Eğer atlarsam gece yiyemezdim. Mutfağa geçip bir şeyler yedim. Bulaşıkları Ayla abla aldı. Bundan sonra bu işlere bakmayacak mışım. Han ağayı anlıyordum Yağız konusunda ama ona her istediğini vermek sorunu çözmezdi. Ona kendi diliyle hitap etmek lazımdı. Ben psikolog değildim. Hatta anne bile değildim ki onun sıkıntısını anlayayım. Yine teyzesi yada halası olsam ona bir şekilde yaklaşırdım ama değildim işte. Onu anlamaya çalışıyordum ama sadece cahil bir bakıcıydım. Benim yaşım başım bile tutmuyordu bakıcılık için. Düşünmekten kafayı yiyecektim.
Yağız'ın odasına çıktığımız zaman durumu Yağız'ın olmadığı zaman ona anlattım. Bu duruma şaşırmıştı oda. Babaanne olarak oda torununu düşünmüş olabileceğini söyledi ama kabul etmedim. Çocuğun kendini güvende hissetmeye ihtiyacı vardı bana değil. Bana bu denli alışırsa durum daha kötü olabilirdi. Hanımağa durumun kontrolünü bana bırakıp çıktı. Yağız'a masal okuduktan sonra yatağın kenarına oturup onunla sohbet etmeye başladım. Bana ihtiyacı olursa yan odada olduğumu, istediği zaman yanıma gelebileceğini söyledim. Kalbim yine dayanmamıştı. En fazla ne olabilirdi? Yağız'ı ikna etmiş gibiydim. Bir şey söylemese de gözlerini kapatıp uyku haline geçti. Tam dalana kadar yanında durdum. Daha sonra sessizce odadan çıktım. Kurtulmanın verdiği rahatlıkla üzerimi değiştirip yatağa girdim. 6 dedi mi ayaktaydık. Sadece birlikte uyuduğumuz gecenin sabahında 8 i geçmiştik.
Yorgunluktan gözlerim hızla kapandı. Alarm sesini duymadan gayet derin uyuyordum. Hızla atladım yataktan. Ben kapıyı açıp çıkarken Yağız ile kucak kucağa geldik. Tamam ihtiyacın olursa gel dedikte ilk geceden niye geliyorsun? Bu uşağın karısına acımaya başladım. Kadının gece gündüz peşinde olacaktı. Uyuyor mu diye baktım ama kara gözleri gözümdeydi. Az sonra Yağız'ın yanında ki kapı açıldı Han ağa ile göz göze geldik. Yüzünü net göremesem de onunda şaşırdığına emindim.
"Gel bakalım Yağız ağa" dedim. Ondan kurtuluşumun olmadığına emin oldum. Han ağaya son bir bakış attım belki gelir oğlunu alır geniş göğsüne yatırır diye ama kapısını kapatıp odasına döndü. Yani insan bir şüphe duyar hırlı mıyım hırsız mıyım endişe eder. Adam küçük ağa oğlunu bana bırakıp yatmaya gidiyordu. İçimden sabır çektim. Yağız'ı alıp odaya girdim el mecbur. Keşke yan odada olduğu mu ve güvende olduğunu söyleyip konuyu kapatsaydım. Körpe koynuma ilk bu kara uşağın girdiğine inanamıyordum. Neyse ki çocuktu.
Yağız'ı yatağıma yatırdım. Çift kişilik olduğu için rahat yatacaktık. Her ihtimale karşı kapıyı kilitledim. Kalkarsa da odanın içinde gezerdi. Umarım gece uyanıp beni gırtlaklamaya çalışmazdı. Neyse ki çocuktu, gücü en fazla ne kadar olabilirdi? Babası gibi kaslı olduğu zaman düşünürdük. Neden ben bu adamın kaslarına takmıştım?
Yatağa girdikten sonra zor dalmıştım. Sabah yine kolu üzerimdeydi çocuğun ve saat 08:30'du...