Rahatsız eden bakışlar

2047 Words
Çilem'den Dün gözüme görünmesin dediği için gözüne görünmemiştim. Ayla abla bana kiler temizliğini vermişti. Kiler kiler değil küçük bir dükkan gibiydi. Tabi her gün o kadar çeşit yemek yapıldığını düşünürsek bu normaldi. Sabahın erken saatinde kalkmak zorundaydım. Benim anlamadığım madem zenginsin neden sabahın 7sinde o masadasın? Biraz daha yatıp uyusana. Benim çok param olsa kesinlikle öğlene kadar yatardım. Olmadığı için kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Ayla abla bana fazladan elbise getirmişti. Başıma yeni bir şeylerin gelme ihtimaline karşı fazladan elbise iyi olurdu. Esneyerek odamdan çıkıp yürümeye başladım. Müştemilatta yer olmadığı için konağın giriş katında kalıyordum. Yürürken yere bakıyordum. Merdivenlerin yanından geçerken bir ses duydum. Başımı kaldırmaya fırsat bulamadan büyük bir bedene çarpıp geriye doğru sendeledim. Ayağımı yere sürterek düşüşümü engellemeye çalıştım. Zorda olsa ayakta kalmayı başardım. Sinirli bir soluk duyduğum zaman bunun ağa bozuntusu olduğunu anladım. Nefesimi sakinleştirince yüzüne baktım. "Sabah sabah" diye homurdandı. "Bir sorun mu var Han ağam?" Ayla abla sordu. Koşar adım yanımıza geldi. "Bu kızı gözüm görmeyecek demedim mi?" kaşlarım çatıldı yine. Dün sanki kalbimi az kırmış gibi bugün devam ediyordu. "Kahvaltı hazırlamak..." kadının sözünü tamamlamasına izin vermeden "Haraya yolla atların altını temizlesin karınlarını doyursun" ağzım şaşkınlıkla aralandı. Ben ne anlardım atın altını temizlemekten? Kimsenin bir şey söylemesini beklemeden geçip gitmiş arabasına binmişti. Dumur olmuş gibi ortada kaldım. Omuzuma bir el dokunana kadar kendime gelememiştim. Ayla ablaya dönünce yüzüne baktım. Bana şefkatle bakıyordu. "Seni götüreyim. Seyis atların bakımıyla ilgileniyor. Sen sadece yardımcı olacaksın" derin bir nefes alıp "Ben atlardan anlamam ki abla" "Emir verdi yapmazsan üstüne gelir" daha nasıl üstüme gelecekti? Beni ayak altına alıp paspas yapmadığı kalmıştı. Mecbur Ayla ablayı takip ettim. Beni hara dediği yere götürdü. Bizim ahır dediğimiz yer onların harasıydı. "Aslan" diye seslendi Ayla abla. Aslan denen adam bize döndü. 40'lı yaşların başında görünüyordu. "Bir şey mi oldu Ayla abla? " diye sordu. Yanımıza doğru gelirken göz ucuyla bana baktı. "Bu kız yeni çalışanımız Çilem. Han ağam onu sana yardım etmesi için yolladı" dediği zaman adamın kaşları çatıldı. Herkes gibi oda şaşırmıştı. "Şaşırdım açıkçası" dedi samimiyetle. "Hoşgeldin Çilem bacım." diye ekledi. "Bir süre gözüme görünmesin dedi Han ağa. Bir süre sana yardım edecek" yanaklarım sinir ve utançla kızardı. Bir günde beni oradan oraya atmıştı. Sanırım can sıkıntısını benimle atıyordu. Adam başını salladı Ayla abla yanımızdan ayrıldı. "Sende sinirinden nasibini almışsın." diyerek derin bir nefes aldı Aslan denen adam. "Gel bakalım" diyerek beni yürümeye teşvik etti. Yürümeye başladık. Bana giymem için tulum verdi. "Atların altını temizledim. Sadece karınlarını doyurmak ve ufak tefek işleri kaldı" adam görmese de başımı olumlu anlamda salladım. Haraya gittik. 1 düzineye yakın at vardı. Atlara hayranlıkla baktım. Sadece anlamadığım ben bu konakta neydim? Hizmetçi mi? Velet bakıcısı mı? Yoksa at bakıcısı mı? Neyse at bakmak o ağa bozuntusu ve oğlunun kahrını çekmekten iyiydi. Gözümün önünde olmasın mış. Hıh. Sanki yüzüne hasretim de. Aslan denen adam kovalara yem koydu. "Beyaz olan sakindir onu sen besle" dedi bana kovayı uzatmadan önce. Kovayı elime alıp beyaz atın önüne geldim. Ben ona dikkatle bakarken o sadece elimde ki yemeği ile ilgiliydi. Hayvanları çok sevdiğim için ona hayranlıkla baktım. Elimde ki kovayı yemesi için önüne koydum. Bağlı olduğu için içim rahattı. Yoksa tekme yemek an meselesi olabilirdi. İnek bakmayı bilirdim ama at beslemeyi bilmezdim. Neyse en azından sağılmıyordu. Burda olduğum süre boyunca tatilim olacaktı illa ki. Üniversite okumayı çok istiyordum. Elim iş tutarsa her şeyi bırakıp kendi hayatıma bakabilirdim. Hem bir işe girip çalışırsam ağa bozuntusunun borcunu öderdim. Onun beni köle olarak kullanmasındansa kendi işimi hallederdim. Bir üniversite kazanmıştım ama gitme fırsatım olmadı. Şimdi yeniden sınava katılıp açıktan üniversite okumayı kafaya koydum. Boş durmak yerine açıktan okuyabilirdim. Zira bu adamın elinden kolay kurtulamayacaktım. Atı izledim bir süre. Aslan abi ile de arkadaş olmuştuk. Neyse ki iyi bir abiydi. Nerden geldiğimi neden burda olduğumu sordu ama kısa cevaplar verdim. Borç yüzünden burda olduğu mu diyemezdim. Saatler sonra Ayla abla beni almaya geldi. Mutfağa girip önce kahvaltı sonra yardım ettim. Hanımağanın ismi Vahide'ymiş. Kadın otoritenin vucüt bulmuş hali gibiydi. Hanımağa, ağanın karısı olmuyor muydu? Yağız denen küçük veledin annesi neredeydi? Belki de gayrı meşru bir çocuktu? Merak etsem de soramadım. Nesini merak ediyorsam? O küçük velet yüzünden hem havuza düşmüş hemde haraya sürülmüştüm. "Ayla abla bana bir kahve..." diyen adamla irkildim. Mutfakta yanlız olduğum için korkmuştum. Neyse ki Tuna Han ağa değil meraklı diğer genç adamdı. Adını bilmiyordum. "Ayla ablanın küçük bir işi vardı birazdan gelir" dedim. Genç adamın bakışları üzerimde gezerken huzursuz hissettim. Hikayelerde her zaman bir hizmetçi sapığı olurdu ya hani, bu adam onlardan biri miydi? Yanıma yaklaşırken kaçmamak için kendimi zor tuttum. "Kahve yapmayı biliyor musun?" diye sordu. Kendimce biliyordum. Başımı olumlu anlamda salladım. "O zaman yap ve birinci kata getir" başımı salladım. Adamın kaşları çatıldı. "Ağzınla neden cevap vermiyorsun? Yasak mı?" bakışları beni gerçekten rahatsız etmişti. Ben konuyu kapatmaya çalıştıkça o uzatıyordu. "Daha adınızı bilmiyorum" dedim. Dudağının kenarı kıvrıldı. "Karan benim adım." dedi hafif keyifle. "Peki Karan bey" dedim. Arkama dönüp cezveyi aradım. Neredeydi bu cezve? Bakışlarını üzerimde hissediyordum. "İlk dolaba bak" dedi. Yüzüne bakmadan başımı salladım. Dolaba yürüyüp kapağı açtım. Neyse ki boyum almaya yetmişti. Şimdi birde kahve aramak vardı. Onu da kavanozlara bakarak buldum. "Nerden geldin?" buda kafayı nerden olduğuma takmıştı. "Trabzon" dedim. "Hm tahmin etmeliydim" susmayı tercih ettim. Sonra nasıl bir kahve istediğini sormak geldi aklıma. "Kahveniz nasıl olsun?" "Sade" dedi. Neyse ki rahatsız olduğu mu anlamış gibi mutfaktan çıktı. "Karan bey ne istiyormuş?" Ayla ablanın sesiyle yeniden irkildim. Ona dönüp "Kahve" dedim. "Ben yapayım istersen" dedi. Bu çok iyi olurdu. "Teşekkür ederim" diyerek yerimi ona verdim. "Benim kahvem dışında içmez aslında" dedi. Kaşlarım çatıldı. "Bana bu konuda bir şey söylemedi" Ayla abla su ve kahveyi ocağa koyup dikkatle bana baktı. Bakışları yüzümde gezindi. "Bize göre farklısın Çilem. Sen bu konakta ki beyaz tenli tek kadınsın. Yani dikkat çekiyorsun. Nasıl anlatsam bilmiyorum. Yada bunu sana söylemek haddime mi onu da bilmiyorum" Ayla abla art arda konuşurken kafam iyiden iyiye karıştı. "Açıkça söyle Ayla abla" dedim. Eveleyip gevelemeye gerek yoktu. Belki de birine söylerim diye mi tereddüt ediyordu? "Karan ağa çapkındır. Seni beğenmiş olmalı" dediği zaman kaşlarım çatıldı. Beni mi beğenmiş olabilirdi? "Sanmıyorum" dedim. Elini sallasa ellisi, bana mı bakacaktı? "Eğer diğerlerinin kaderini paylaşmak istemiyorsan dikkat etmelisin" Ayla abla beni uyarıyordu. "Diğerleri derken?" "Bir kaç hizmetçi onun yüzünden kovuldu hemde herkese rezil oldular" yutkundum. Benim kovulma ihtimalim belki yoktu ama onun avı olmaya da niyetim yoktu. Pişen kahveyi fincana koyup küçük bir tepsiye yerleştirdi. Tepsiyi bana uzattı. "Ben götürmesem" dedim. "Senden istediği için senin götürmen daha iyi olur. Kızabilir" az önce beni korkutmamış gibi birde beni yolluyordu. Tepsi elime değince mecbur aldım. Az sorun çok iş diye kendimi telkin etmeye çalıştım. "Dikkatli ol Çilem" diye uyardı beni. Yılların birikimi vardı kadında. Beni korumaya çalışıyordu. Diğer hizmetçilerle ne yapmıştı acaba? Başımı sallayıp kapıya yöneldim. Avluya geçip ordan merdivenlere ulaştım. Yavaş adımlarla merdivenleri bitirip Karan denen adamı aradım. Sedir de oturmuş telefonu ile ilgileniyordu. Duruşumu düzeltip yürümeye başladım. Geldiğimi anlaması için ses yapıyordum. Masanın yanına gelince tepsi de ki fincanı masaya koydum. Bakışlarını üzerimde hissediyordum. Sarı olduğum için mi ilgisini çekecekmişim? Elimi çekerken bir anda bileğimi kavradı. Şaşkınlıkla elimi çektim. Elimi bırakmayınca yüzüne dönüp "Çek lan elini" dedim sinirli sesimle. Kaşları çatıldı, ağzı hafif aralandı. "Ne dedin sen?" sesi sert çıkmıştı. "Elini çek dedim" "Patronun kim olduğunu unutuyorsun galiba? " dedi dişleri arasından. Elimi sert şekilde geri çekince bıraktı. "Demek zoru oynayacaksın Laz güzeli?" dedi. Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrılmıştı muzipçe. "Benim patronum Tuna Han ağa" dedim. Elimi en son lisede iken sevgilim dediğim şerefsiz tutmuştu. Beni aldatınca tekmeyi basmıştım ama öfkesi hala içimdeydi. Arkamı dönüp giderken "Bunu sevdim" dedi. Biraz daha konuşursa sevmeyi görecekti ama neyse. Koşar adım merdivenleri indim. Ne hakla elimi tutardı? Çalışanı olsam bile kölesi değildim. Patronun kim olduğunu unutuyormuşum. Sinirle mutfağa girdim. Ayla abla sinirli olduğumu fark etmişti hemen. "Bir şey mi oldu?" "Biraz canım sıkıldı" dedim samimiyetle. "İşte bunu söylüyorum. Dikkatli ol" üstü kapalı beni yeniden uyardı. Günün geri kalanında önce mutfağa ardından yemeklere yardım ettim. Daha sonra haraya Aslan abinin yanına giderek bana 3 5 beden büyük gelen tulumumu giydim. Atlar dışardayken altlarını Aslan abinin dediği gibi temizlemeye başladım. Ben iş yapmaktan gocunmazdım. Tek istediğim şey bu borcu bitirip geri kalan hayatımı istediğim gibi yaşamaktı. Atların altını Aslan abi ile temizledikten sonra o tek tek hepsini yerine götürdü. Yemeklerini verdikten sonra Aslan abi oradan ayrıldı bana da odama dönmemi söyledi. Başımı salladım. Aslan abi gittikten sonra atları izledim. Belki de insanlarla uğraşmak yerine onlarla ilgilenebilirdim. Hava kararmıştı. Bu saatte yemek yeniliyor olmalıydı. Gözüme görünme dediği için biraz daha kalmaya karar verdim. Atlar kendi haline dönünce boş bir alana geçip oturdum. Balyaların birine yaslandım. Amacım biraz dinlenmek ve zamanın geçmesini sağlamaktı. Giydiğim tulumun içinde iyice sıcaklamıştım. Bir kaç kez esneyip homurdandım. Biraz düşündüm. Nerden nereye gelmiştim. Buranın havası beni sanki boğuyordu. Bizim ılık memleketin aksine burası çok sıcaktı. Akşamları bile sıcak oluyordu. Alışmam zaman alacaktı. Normalde enerjik bir insanım ama şimdi sanki enerjim alınmış gibiydi. Belki havadan belki yaşadığım şeylerden bilmiyorum. Hiç istemesem de dalıp gitmiştim. 'Bir yere gitmek için istekliyim. Ayaklarım içgüdüsel olarak oraya gidiyor ama ben gideceğim yere ulaşamıyorum. Adımlarım hızlanıyor ve zamanla koşmaya başlıyorum. Hızım her saniye biraz daha artarken elimi hem ağrıyan hemde yorulan kalbimin üzerine koyup sakinleştirmeye çalıştım. Kalbim sakinleşmediği gibi daha da hızlanmıştı. "Nerdesin?" neyi aradığımı bilmeden karanlıkta ki boşluğa bağırdım. Ayağımın altı dümdüz ve pürüzsüz bir ova gibi sadece koşuyordum. Engel yoktu ama ne aradığım hakkında da en ufak bir fikrim yoktu. Bir karartı gördüm uzakta. Onu aradığımı bilerek rahat bir nefes aldım. Dudaklarımı hafif araladım.' Bazı sesler duyunca irkildim. "Nerde o baş belası kız?" diye kükreyen sesini duyunca rüyamda bile kurtuluşumun olmadığını anladım. Bir dakika ne rüyası? Sıçrayarak uyandım. Etrafıma baktım ama uzaktan gelen bir ışık dışında bir şey yoktu. Ayağa kalkıp korkuyla balyanın arkasından çıktım. Işığa doğru uyku sersemi yürüdüm. Nasıl uyuyup kalmıştım? Çekingen adımlarla ilerlerken göz göze geldik. Burun deliklerinin açılıp kapandığını bu mesafeden bile görüyordum. Geriye dönüp kaçmanın daha mantıklı olduğuna karar versem de arkada kapı olup olmadığını bilmediğim için büyük adımlarla bana gelen adamın beni öldürmemesi için dua ettim. "Sen neredesin?" diye kükredi. Burda dememek için kendimi zor tuttum. Yüzümü buruşturmak istesem de cesaret edemedim. Onu bu halinden daha fazla sinirlendirmek ölüm fermanımı imzalamam demekti. "Da-dalmışım" dedim. Tam önüme gelip durdu. Öfkesi somut bir varlığa dönüşüp üstüme atlayacak gibiydi. "Daldın öyle mi? İşten mi kaytarıyorsun?" sinirlerim yavaş yavaş gerilmeye başladı. Onda kürt damarı varsa bende de laz damarı vardı. "Gözüme gözükme dediniz ya ağam" dedim üstüne bastıra bastıra. "Akşam yemeğini bitirmeniz için bekleyeyim dedim dalmışım" hem suçlu hem güçlü olmasına izin veremezdim. Birde kaytardığı mı söylüyordu. Bu konakta ne işi yaptığım bile belli değildi. Bir hizmetçi, bir çocuk bakıcısı, bir at bakıcısı oluyordum. Bence birde ağa terbiyecisi olmam gerekiyordu ki bu adam biraz insan olabilsin. Bana bakarken düşünüyor gibiydi. Siniri sanki hafiflemişti ama yüzünde ki sert ifade yerini koruyordu. Bu tulum da iyice canımı sıkmıştı zaten. "Yarın eski işine geri döneceksin. Gözümün önünde olacaksın" dedi. Hafif çatık kaşlarım biraz daha çatıldı. Acaba hafıza sorunu mu vardı? Bir gözüme görünme diyor sonra gözümün önünde olacaksın diyordu. Dudaklarım aralandı. "Çabuk odana dön" dedi. Sesi bile tahammülsüz olduğunu gösterirken arkasına dönüp yürümeye başladı. "Işıkları kapatın" diye bağırınca ışıklar tek tek kapanmaya başladı. Karanlıkta yolumu bulamayacağım için bende yürümeye başladım. Yoksa geride durup homurdanacaktım. Bunu tahmin etmiş gibi ışıklar kapansın demişti. O büyük adımlar atarken ben koşar adım gittim. Yolda Aslan abiyi gördüm. Endişeli bir şekilde bana bakarken mahcup hissettim. Her gün mutlaka bir kez rezil oluyordum. Neden bu kadar şanssızdım? Tuna Han ağanın bir kaç adım gerisinde avluya geldim. Avluda bir kaç kişi vardı. Evet bugünde rezilliğe doymuştum. Herkes beni arıyormuş. "Bu kız göz önünde olacak Ayla hanım." dedi ve merdivenlere yöneldi. Arkasından sinirle baktım. "Endişelendik be Çilem" diyen Ayla abla ile yanaklarım yeniden utançla kızardı. "Dalmışım" dedim mahcupça. "Bize de eğlence çıktı" dedi güzel giyimli bir kız keyifle. Kim olduğunu bilmesem de iki aileden biri olduğunu anlamıştım. Yürüyerek yanıma geldi ve "Abimi uzun zamandır böyle delirmiş görmemiştim" dedi kıkırdamadan hemen önce. Bende onun kadar sinirli bir adam görmemiştim. Senin abin delirmiş değil zaten deli demek istesem de içime attım. Kız kıkırdayarak gitti. Ayla ablaya dönüp "Saat kaç Ayla abla?" diye sordum. "Saat 10 oldu" dedi. Gözlerim büyüdü. O kadar uyumuş muydum? "Banyonu yap sana yiyecek bir şeyler hazırlayayım" "Zahmet etme abla" "Acele et" dedi başka söz duymak istemiyormuşçasına. Başımı sallamakla yetindim ve odamın yolunu tuttum. Bu adamla bir kaç gün daha durursam bende delirecektim...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD