Bir tünelde...
Karanlık ve sessiz bir tünelde...
Yavaş yavaş,
Adım adım,
Korka korka
İlerliyordum.
Duvarların arkasından anlaşılmayan sesler gelirken göz kapaklarım sızlıyordu. Bacaklarımdan başka hiçbir yerimi hareket ettiremiyordum. Ne ellerimi, ne kollarımı ne de başımı...
Gözlerim bir noktaya takılı kalmış bakıyordu. Uzaklara bakıyordu. Ve sonra ince ama çok ince bir ışık huzmesi dikkatimi çekti. Oraya doğru yürümeye başladım.
Yürüdüm.
Yürüdüm.
Işığa ulaştım.
Aydınlığa adımımı attım.
Ve düştüm.
*
"Sonunda gözlerini açtı. Allah'ım şükürler olsun."
Annemin ağlamaklı çıkan sesini duyunca ağrıyan başıma daha çok ağrı girdi.
Başım o kadar çok ağrıyordu ki göz kapaklarıma kadar sızısı iniyordu.
Gözlerimi yavaş yavaş araladığımdaysa önce tavanda ışıklar gördüm. O ışıklar sanki beynimi deliyordu. Canım yanıyordu.
"Ah benim güzel kızım. Benim minik tavşanım. Ne oldu sana böyle?" Annem yanımdaki sandalyeye çökmüş ağlıyor ve bir yandan eliyle yanağımı okşuyordu.
"Anne..." diye güçsüzce mırıldanınca ağlaması şiddetlendi ve yanağımda olan elini çekip kendi yüzünü elleriyle kapattı.
Birkaç saniye sonra babam sakin bir şekilde odaya girdi ve hızlı adımlarla yanıma geldi.
"Kızım... O kadar çok korktuk ki. Aklımızı aldın. Şimdi iyisin değil mi?"
Babamın iyi olmam için yalvaran sesini duyduğumda gözlerim doldu ve iyi olmadığım halde yalan söylemek zorunda kalıp "İyiyim babacığım sen merak etme." dedim.
Oysaki kendimi çok kötü hissediyordum.
Çok halsiz, yorgun ve tükenmiş...
Gözüm, uyandığımdan beri sol yanımdaki sandalyede oturan Bulut Sarer'e kaydı. Hiç gözlerini kaçırmadan dikkatle beni izlemiş, yorum yapmamış ve sandalyede kıpırdamamıştı.
Bir köşede heykel gibi duruyordu işte.
"İyi ol kızım. Sen hep iyi ol. İnşallah bir daha böyle şeyleri hiç yaşamayız."
Babama minnetle bakıp içimden Allah'a bana böyle bir aileyi verdiği için teşekkür ettim.
"Seni çok seviyorum anne. Seni çok seviyorum baba." dedim küçük bir çocuk edasıyla. Ama sesim hala güçsüz çıkıyordu.
Annemle babam iyice duygulanırken içeriye doktor girdi.
"Hastamız da uyandığına göre size olan biteni kısaca anlatalım." dedi.
Asistanının uzattığı dosyayı alıp kısa bir müddet inceledi ve "Beyin travması geçirmişsin Yağmur Teksöz. Fakat endişe edecek bir durum yok. Beyninde hasar oluşmamış. Yalnız kendine şu birkaç hafta çok daha dikkat etmelisin ve herhangi bir şikayetin olursa direkt hastaneye gelmelisin..."
Doktor konuşmaya devam ediyordu. Bense onu dinlemeyi çoktan bırakmıştım. Ağlayan ailemi ve sanki şoktaymış gibi görünen Bulut Sarer'i izliyordum.
"Oluşabilecek komplikasyonlarda acil müdahele edebilmemiz için bu gece burada kalman gerek. Yarın taburcu olursun." Doktor tebessüm edip odadan çıktı ve babam da doktorun arkasından gitti.
"Doktor bey! Birkaç sorum olacaktı..."
Babam doktora dışarıda sorular sorarken annem de beni dinlenmem için yalnız bıraktı. Ve Bulut Sarer'e kısa bir bakış attı. Annemin neden böyle bir şey yaptığını anlayamasam da üzerinde fazla düşünmedim.
Annem odadan çıkar çıkmaz Bulut Sarer oturduğu sandalyeden kalkıp yatağıma usulca oturdu. Beni sanki çok özel bir tabloymuşum gibi süzmeye başladı.
Yeşil gözleri yüzümün her bir santimini dikkatle inceliyor, bakışları en çok da dudaklarımda takılı kalıyordu.
Elini çok yavaş bir şekilde kaldırıp başımın üstüne getirdi ve benden izin ister gibi baktı. Tepki vermeyince de saçlarımı okşamaya başladı.
Eli saçlarıma değdiği anda içimde bir şey cız etti. O kadar dikkatli ve hassas bir şekilde saçlarımı okşuyordu ki ağlamak istedim. Daha önce bana kimse böyle bir duyguyu yaşatmamıştı.
"Yağmur..." diye acıyla inledi. "Çok korktum. Çok endişelendim. Çok üzüldüm."
Yeşillerindeki kelebekler hüzünlüydü. Derin bir nefes aldı ve saçlarımdaki eli yüzüme kaydı. Sanki ben yeni doğmuş bir bebektim ve o da bana tüm şefkatini gösteren annemdi.
Yanağımu usul usul okşuyor ve yüzümü süzmeye devam ediyordu.
"Özür dilerim. Çok özür dilerim. Seni hastaneye başını demirlere ilk çarptığında getirmeliydim."
Gözleri doldu. Neredeyse ağlayacaktı. Pişmanlık dolu bakışları beni de üzmüştü.
"Bulut... Bey... Gerçekten-" derken sözümü kesti.
"Bana bey deme lütfen. Bana adımla hitap et Yağmur. Sadece adımla."
Kafamı sallayıp devam ettim.
"Kendinizi, yani kendini suçlamana gerek yok. Bu olaydan sonra hastaneye asıl benim gitmem gerekirdi. Kendimi kollamadım. Lütfen üzülme."
Gözlerini sımsıkı kapatıp bir müddet derin derin soludu ve biraz da olsa kendine geldi.
Neden bu kadar dağılmıştı, anlamıyordum.
Elini yüzümden çekti ve bu sefer de elimi tuttu. Bileğimin içini baş parmağıyla yavaşça okşamaya başladı.
İçimde çok tuhaf bir his canlanırken birden kendimi heyecanlanmış olarak buldum. Bana dokunduğu ilk andan beri kendimi tutmuştum. Ama daha fazla dayanamıyordum.
Duygularımı daha fazla saklayamaz, anlık hissettiğim şeyleri içime gömemezdim.
Hızlı hızlı solumaya başladım ve konuşurken sesim titredi.
"Bi-Biraz dinlensem iyi olacak."
Bulut böyle bir şeyi beklemiyormuş gibi irkildi ve bana tuhaf tuhaf bakmaya başladı. Kelebekleri bir sağa bir sola savruluyordu.
Yüzümün kızardığından adım gibi emindim. Zaten birkaç saniye sonra da Bulut bunu belirtti.
"Yüzün kızarmış." Tebessümü çok hoşuma gitse de bir şey demedim ve utandım.
"Beyaz tenine çok güzel uydu bu kırmızılık." Beni her geçen saniye daha da çok utandırıyor ve hem kalp atışımın hem de nefes alıp verişimin hızlanmasına neden oluyordu.
"Iıı... Şey... Tamam. Çok da önemli değil birazdan geçer zaten." diye yine saçmaladım ve ne diyeceğimi bilemedim.
Tebessümü büyüdü ve gülümsemeye dönüştü.
Kelebekleri artık senkronize bir şekilde dans ediyordu.
Ama ortam bir anda sessizleşti. Gözleri uzaklara daldı ve baş parmağı bileğimde daireler çizmeye başladı.
"Sana şiir okumamı ister misin?" dedi dalgın bir sesle.
Ona meraklı gözlerle baktım ve "Olur." diye fısıldadım. Gözleri pencereye odaklanmış bir halde okumaya başladı.
Bakışlarım sessizce sana uzanıyor
Sadece bir adım ötede ama ulaşılamaz
Gecenin serinliğinde gizlenmiş
Dokunmadan taşıdığım sıcaklık
Senin yanında sessizlik bile yeter
Rüzgar saçlarını nazikçe öpüyor
Denizin kıyısında bekliyorum
Sana dokunmadan, seni incitmeden
O kadar güzel okumuştu ki şiiri duygularıma daha fazla hakim olamadım ve gözümden bir damla yaş aktı. Son dizeleri gözlerime derince bakarak ve naif bir şekilde okumuştu.
Gözümden akan yaşı görünce hemen boşta olan elinin baş parmağıyla sildi ve "Hişşt. Ağlama lütfen. Sen ağla diye okumadım bu şiiri." dedi. Sonra da rahatsızca boğazını temizledi.
"Ama... Ama çok güzeldi. Ve çok güzel okudun. Biraz duygulandım." dedim.
Birkaç kez gözümü kırpıştırdım ve devam ettim:
"Ve bu benim en sevdiğim şiir..." diye çatlayan sesimle mırıldandım.
Yüzüne acı bir tebessüm yerleşti ve gözlerini yere indirip "Biliyorum." dedi.
Sesi kırgın, bedeni yorgun, duyguları harap olmuştu.
En sevdiğim şiiri nasıl bildiğini merak ediyordum ama sormaya cesaret edemiyorum. Odaya sessizlik hakim olurken üzerimize ağırlık çöktü. Daha fazla dayanamadım ve sordum.
"Nereden biliyorsun peki?"
Yere dikmiş olduğu yeşil gözlerini gözlerime dikip uzun uzun baktı. Sadece baktı. Kelebekleri havada asılı kalmış hiç kıpırdamıyordu.
Yerinde huzursuzca kıpırdandı. Bakışlarını üzerimden çekti ve bileğimi okşayan parmağı hareket etmeyi kesti. Sanki ruhum boşluğa düşmüş gibi afalladım ve bileğimi elinin tutuşundan kurtardım.
Omuzları öne doğru yavaşça çöktü. Kambur duruşu onu yıkık bir adama çevirmişti. Oldukça yavaş bir şekilde soluk alıp veriyordu.
"Bulut... Soruma yanıt vermeyecek misin?" diye temkinlice sorduğumdaysa hızla yatağımın köşesinden kalktı ve odadan çıkıp gitti. Giderken kapıyı gürültülü bir biçimde çarpmıştı.
Neden böyle davrandığıyla ilgili en ufak bir fikrim dahi yoktu. Oysaki onu kızdıracak hiçbir şey yapmamıştım.
Daha az önce oturup bana şiir okuduğu yatağın kenarına bakınca boğazıma bir yumru oturdu ve sertçe yutkundum. Gözlerimi sımsıkı kapatıp hasta yatağının içine gömüldüm ve gözyaşlarımın süzülmesine izin verdim.
Aklıma Bulut'un kıpırtısız kelebekleri gelince canım daha çok yandı ve gözyaşlarım kuvvetlendi.
Kendimi çok yalnız hatta yapayalnız hissediyordum. Beni bırakıp gitmesi yüreğimi delse de onu istiyordum.
Onun yeşil gözlerini istiyordum.
Onu istiyordum.
Kelebeklerini istiyordum...