"Yağmur'um. Minik tavşanım. Neden çorbanı içmedin annem?"
Annemin sevecen sesini duymak bana bir nebze olsun iyi gelse de aklım hala hastane odasındaydı.
Taburcu olalı iki gün olmuştu, o günden sonra ne Bulut'u görebilmiştim ne de onun hakkında evde konuşulmuştu.
Sanki hayatıma birkaç saatliğine de olsa hiç girmemiş gibiydi. Bu düşünceler, duygular tuhaf bir biçimde canımı yaksa da sakin kalmaya çalışıyordum.
"Kızım?" deyip beni dürten anneme ruhsuzca bakıp "Aç değilim." diye mırıldandım.
Gözlerimi pencereye çevirdim ve iki gündür evde oturmaktan çok sıkılmış olduğumu hissettim.
Annem bana tedirgince bakıyordu. Yalancı bir gülümseme yolladım ve hemen yumuşadı.
"Peki kızım sen bilirsin." dedi. Sonra da çorba kasesini mutfağa götürdü. Bu olay başıma geldiğinden beri üzerime çok düşmüşlerdi ve en ufak bir ayrıntıyı bile düşünüyorlardı.
Her ne kadar aile ilgisi güzel olsa da bazen kendimi boğuluyormuş gibi hissediyordum.
Kendime her ne kadar engel olmaya çalışsam da Bulut'u düşünmeden duramıyordum. Ondan cevabını alamadığım bazı sorular vardı ve onunla konuşmak, yüzyüze gelmek istiyordum. Bu yüzden de aklıma ilk gelen bahaneyi anneme sundum:
"Anne!" diye seslendim ve annem de bir şey oldu sanıp panikledi ve koşarak yanıma geldi.
"Ayy, Yağmur! İyi misin? Ne oldu?"
Anneme istemsizce bu davranışından ötürü sırıttım."İyiyim iyiyim. Sadece Derya'yı bugün okuldan ben alabilir miyim diye soracaktım." dedim.
Annem önce şaşırdı. Sonra kaşları havalandı. "Sen Derya'yı pek sevmezsin. Hayırdır? Nereden çıktı bu?"
Annem işkillenmişti. Önce yutkundum sonra da ellerimi kütlettim. Annem her bir hareketimi dikkatle inceliyor ve bir sonuca varmaya çalışıyordu.
"Kaç gündür dışarı çıkmadım. İşe de gitmedim. Hava almak istiyorum biraz." Sesimi inceltmiş ve mızmız çocuklar gibi konuşmuştum.
Annem gözlerini kısarak bana tehlikeli bakışkar yolladı ve " İyi madem. Git al bakalım. Ama çok dikkatli ol ve bir sıkıntı hissettiğin an beni ara."
Emir veren sesine karşılık uysalca kafa salladım ve üstümü değiştirmek için hemen odama gittim.
On dakika içinde hazırlandım ve telefonumu kaptığım gibi evden çıktım. Annem bu telaşımı garip karşılasa da yorum yapmamıştı.
Sokaklarda hızlı hızlı yürürken okulun yakınındaki bakkala girmek istedim. Derya'ya şeker almayı düşünmüştüm.
"Hayırlı işler Samet." Samet kafasını kaldırıp bana şaşkınlıkla baktı ve "Yağmur? Başına neler gelmiş senin öyle? Kasaba çalkalanıyor. Geçmiş olsun." dedi inanamaz bir sesle.
"Hemen yayıldı değil mi haberler?" diye bıkkınca sorduğumdaysa "Evet. Hatta Bulut Öğretmen ve senin hakkında bir dedikodu çıktı bir dedikodu çıktı anlatamam." dedi keyif alırcasına.
Samet bu kasabadaki insanlar hakkındaki her şeyi bilir ve dedikoduya bayılırdı.
"Eee ne diyorlarmış?" dedim umarsız görünmeye çalışarak.
"Bulut Öğretmen'in kahraman olduğundan ama senin için yetersiz kaldığından bahsettiler."
Ne demekti şimdi bu?
"Yetersiz derken?.."
"Yani sana yardım etmiş ama yine de senin bayılıp hastaneye gitmene engel olamamış..."
Koca bir 'of' çektim ve "Adam doktor mu? Nereden bilebilirdi benim beyin travması geçirdiğimi?" diyerek Bulut'u savunmaya geçtim.
"Kız! Sen beyin travması mı geçirdin?" diye bağırdı ve bunu ağzımdan kaçırdığım için yüzümü buruşturup "Sakın kimseye söyleme. Lütfen..." dedim.
Samet de gıcık bir şekilde sırıtıp "Tamam tamam, söylemem." dedi.
Adım gibi emindim ki söyleyecekti.
Gözlerimi devirdim ve Derya'ya elma şekeri alıp çıkmaya yeltendim. Samet ise hala benimle laflamaya çalışıyordu.
"Hadi Samet hadi. Daha işim gücüm var. Sonra konuşuruz." deyip kızdım ve yönümü okula doğru çevirdim.
Okula geldiğimde öğrencilerin çıkmasına beş dakika vardı. Ben de Bulut'u görürsem ne söyleyeceğimi düşünmeye başladım ve onu sorularla sıkmamaya karar verdim. Bulut'la aramı iyi yapar ve arkadaş olursam belki benim hakkımda neyi, nasıl bildiğini daha iyi öğrenebilirdim.
Gözlerimi kaldırıma dikmiş düşünürken biri kolumu dürtmeye başladı. Hafifçe irkilip kim olduğuna baktığımdaysa Derya'yı gördüm.
"Sen niye geldin ki?" diye safça sordu.
"Gelemez miyim?" dedim ben de yaramazca.
Burnunu havaya kaldırıp "Hayır tabii ki de gelemezsin." dedi.
"O nedenmiş?" Gittikçe sinirlerimi bozmaya başlamıştı.
"Çünkü benim bugün resim kursum var ve eve gelmeyeceğim." diye havalı olduğunu zanneder bir biçimde açıklama yaptı.
Ben de belki bir umut Bulut'u görürüm diye "Tamam o zaman bana resimlerini gösterir misin?" dedim.
Derya bana kaşlarını çatarak baktı ama sonra gülümsedi ve "Olur tabii." dedi tabii kelimesini uzatarak.
Birlikte okulun içine girdik ve beni atölyenin olduğu yere götürdü. Kalabalığın içinden geçmeye çalışırken okulun her yerine bakıyor ve Bulut'u arıyordum. Elma şekerini ise bir elimle arkama saklamış daha Derya'ya vermemiştim.
Bir sağa bir sola yürümeye çalışırken gözüme bir şey takıldı ve başımı o yöne doğru hafifçe çevirdim. Bulut'u bir duyuru panosuna yazı asarken gördüm. Ellerim uyuşmaya başlarken karnıma çok tuhaf bir ağrı girdi. Saçları önüne düşmüş, işine odaklanmıştı. Tam beni fark edemeyeceğini düşünürken kafasını kaldırdı ve sanki orada olduğumu biliyormuş gibi direkt bana baktı.
Uzaktan yüz ifadesini tam göremiyordum ama gözleri arkamda sakladığım elma şekerine kaydı, sonra da Derya'ya. Yüzünde saklamaya çalıştığı ufak bir tebessüm oluştu ve hemen başını önüne eğdi.
Aramızda yaklaşık on metre vardı ve koridordan öğrenciler geçmeye devam ediyordu.
"Yağmur abla nereye bakıyorsun sen?" Derya'nın sabırsız sesini duyunca kendime geldim ve "Hiç, dalmışım öyle." dedim.
Pek de umursuyormuş gibi görünmüyordu. "Tamam hadi gel gidelim artık." dedi ve onu takip etmeye devam ettim.
Atölye okulun bodrum katındaydı ve şimdilik bu kat boştu. Uzun koridor insanı ürkütüyordu. Derya beni büyükçe bir sınıfa getirdiğindeyse sınıfın yarı boş olduğunu gördüm. Şövaleler vardı fakat tuvaller yoktu. Hem ilkokul çocuğuna tuval yaptırılmazdı zaten.
"Öğretmeniniz kim?" diye sorunca Derya hiç duraksamadan "Bulut Öğretmen." dedi.
"Bulut Öğretmen resim kursuna mı kalıyor?" diye şaşkınca sorduğumdaysa "Evet, hem de çok güzel resim yapıyor. Hatta bir keresinde sana çok benzeyen birini yapmıştı." dedi.
Ben şoka girmiş gibi Derya'ya bakmaya başlayınca Derya bundan keyif aldı ve "Gel sana göstereyim." dedi.
Beni sınıfın arka tarafındaki küçük odaya benzeyen yere getirince duvar kenarına dayanmış olan tuvalin üzerindeki kızı gördüm.
Beyaz teni, mavi gözleri, tombul yanakları ve değişik bir rengi olan saçlarıyla aynı bendim. Bulut beni çizmişti. Boyamıştı. Kendi elleriyle beni bir başka yere aktarmıştı.
Ama yüz hatlarımı o kadar iyi yapmıştı ki durup uzun süre tuvali inceledim. Dudağımın üstündeki küçücük beni bile yapmayı ihmal etmemişti.
"Yağmur abla kurs biraz geç başlıyor. Hadi gel seninle bir şeyler yiyelim."
Derya'nın bu isteği beni daldığım hayal dünyasından çıkarırken sadece başımı sallamakla yetindim. Küçük odadan çıkıp sınıf kapısına doğru yöneldik ama kapı kapalıydı. Oysaki biz kapıyı açık bırakmıştık.
"Rüzgar kapattı herhalde." diye Derya tahmin yürüttü ama sınıfta rüzgar hiç olmamıştı.
İçimi korku sararken sınıf kapısını zorladım ve açılmadı. Tam tahmin ettiğim gibi biri kapıyı içeride olduğumuzu bilmeden üzerimize kilitlemişti.
Derya'nın gözleri dolarken bana yaklaştı ve sarıldı. "Yağmur abla ben çok korkuyorum. Burada mı kaldık şimdi?" diye titreyen sesiyle konuştu.
"Şişt. Sakin ol. Kurs var dedin birazdan birkaç kişi gelir buraya. Bekleyelim." dedim.
Ama Derya'nın bana söylediği şeyle başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
"Şey... Aslında bugün kurs yoktu. Yarın vardı. Seni oyalamak ve kandırmak istemiştim sadece."
O kadar sinir olmuş ve çıldırmıştım ki... Kendi kendimi telkin etmeye çalışıyordum.
Derya yere çöküp ağlarken ben telefonumu çıkardım ve annemi aramak istedim. Ama bodrum katında olduğumuzdan hat çekmiyor ve sinyal gelmiyordu.
Panik zihnimi ele geçirirken içimden ona kadar saymaya çalıştım. Aldığım elma şekerini yersem daha mantıklı kararlar alabilirim diye düşündüm ama elma şekeri yoktu.
Daha az önce elimde olan şekeri nasıl kaybederdim?
"Derya. Elimde elma şekeri vardı gördün mü?" diye sorunca "Şey... Ben o şekeri sen bir yere dalmış giderken çaktırmadan aldım ve merdivenlere doğru fırlattım." dedi.
Bu duyduğum şey üzerine çığlık attım ve sınıf kapısını tekmeledim.
Oyun oynadığını sanan bir kız yüzünden burada kısılı kalmıştık.
Ve ne telefonum çekiyordu ne de burada bizi duyacak birileri vardı.
Derken kapının arkasından ayak sesleri duymaya başladık ve Derya korku dolu bir çığlık atarken ben onu da alıp sınıfın arkasındaki odaya saklandım.
Saklandığımız yerden kapının zorlandığını daha sonra da büyük bir gürültüyle kırıldığını duyduk. Ve ayak sesleri yaklaşmaya başladı.
Derya ağlarken ben krize girmiş gibi titriyordum ve derin derin soluyordum.
Sonumuzu düşünürken odanın kapısı ani ve hızlı bir şekilde açıldı ve Derya'yla ben çığlığı bastık.
İşte şimdi bitmiştik.