9. ŞÜPHE

1215 Words
"Sen babanla hastane odasında konuştuktan sonra gittin ya, Bulut da hemen arkandan çıkıp gitti. Meğer seni takip etmiş, bir kaldırım kenarında bulunca da seni evine almış..." Annem susmuyordu. Bana Bulut'u anlatıp duruyordu. "İyi de anne, banane bundan? Banane Bulut'tan?" Umursamaz çıkan sesime karşılık annem uzanmakta olduğum yatağımın kenarına oturdu ve bandajlı olan elimi tuttu. O gece, Bulut'un kaşını yardığım gece elim kesilmişti ve daha sonra o elimi ağlaya ağlaya bandajlamıştım. Elimin acısından değil, Bulut'un acısındandı gözyaşlarım. Derdimi ise kimseye anlatamamıştım, Gamze'ye bile. O gecenin üstünden sadece iki gün geçmişti. "Kızım, bir anne için bunu söylemek ne kadar zor bilemezsin. Seni göz göre göre sevmediğin biriyle evlendirmek için can atmıyorum. Ama şöyle bir düşününce babanın söylediği şeylere hak verdim. Bulut, sana iyi bir eş olabilir. Seni koruyup kollayabilir. Bak seni evine almış, sana yardım etmiş, sana sahip çıkmış..." "Babam bizden hasta olduğunu sakladı, bu bir. Ve gidip Bulut'la resmen bir anlaşma yaptı, bu da iki. Şimdi gelmiş bana 'en doğrusu bu' diyorsunuz. Ben asla bu evlilikte mutlu olamayacağım." Gözlerime dolan yaşları geri ittim. Şimdi ağlamak istemiyordum. Bu evliliğin olmaması için savaşmak ve ailemi bu işten vazgeçirmek istiyordum. "Yağmur'um, benim güzel kızım, minik tavşanım..." "Ben artık minik tavşan değilim. Kimse minik tavşanını, minik yavrusunu evlendirmek istemez, değil mi anne?" Annemin gözlerinin etrafındaki çizgiler kırıştı ve bir an için annem gözüme çok yaşlı göründü. Belki de hastaydı, belki de şu son birkaç gün içinde on yıl birden yaşlanmıştı. Göğsüme çöreklenen üzüntüyü yok saymaya çalıştım ama bu durumda hiçbir şey yok sayılamayacak kadar belirgindi. Annem elini bandajlı elimden çekti. Bana hafifçe başını salladı ve odamdan usulca çıkıp gitti. Demek ki o da bu durumu yadırgamadan 'kabullenmişti'. Kapım kapandıktan sonra yorganımı başıma kadar çektim ve gözlerimi sımsıkı kapadım. Hiç kimseyle konuşmak, kederimi paylaşmak istemiyordum. Annemin gidişinin üzerinden yaklaşık beş dakika geçti ve kapım tıklatıldı. Cevap vermedim ama kapım yavaşça açıldı ve Gamze'nin sesini duydum. "En yakın arkadaşım burada bu haldeyken ben içeride oturamazdım. Hadi kalk dışarı çıkıp hava alalım ve benimle dertleş Yağmur." Bu kız neden bu kadar çok konuşuyordu? Dışarı çıkmak istemediğimi anlamıyor muydu? "Gamze, gider misin lütfen?" "Seninle dertleşmeyi, acılarımızı paylaşmayı, zorlukları birlikte atlatmayı özledim be Yağmur." "Sen bazı şeyleri özledin diye ben neden mağdur oluyorum?" "Birincisi sen mağdur olmuyorsun. İkincisi ise bu 'bazı şeyleri' biz birlikte yapardık. Şimdi yine birlik-" "İstemiyorum." "İstiyorsun." "Hayır, istemiyorum. Git." "İstiyorsun ve gitmiyorum." "Gamze, beni rahat bırak." "Sen önce şu kafanı yorganın altından çıkar. Sonra da hazırlan." "Asla dışarı çıkmam." "Asla, öyle mi?" "Evet, asla." * "Ee ne demişler? Asla, asla deme. Hadi gel şu kafeye oturalım." Gamze ne yapmış etmiş beni dışarı çıkarmayı başarmıştı. Dışarı çıktığımızdan beri de elime ne olduğunu sormuş, Bulut'un kaşının neden yarıldığını sorgulamıştı. "Sen tüm bu olanları nereden öğrendin?" "Hangi olanları tatlım?" "Bulut'un kaşının yarıldığını?" "Kaş yarılma işi 'tüm bu olanlar' için fazla ufak değil mi? Yoksa başka şeyler de mi oldu? Aranızda ne geçti? Neler yaşadınız? Sana bir şey mi yaptı yoksa?.." "Gamze lütfen daha fazla soru sorma. Kendimi biraz olsun toparladığımda sana olanları anlatırım. Hem sen bu evlenme işini de normal karşıladın. Hiç itiraz etmedin?" "Yağmurcum bu durumda ben itiraz etsem ne olacak ki? Baban hasta ve sana resmen 'vasiyetimdir bu' dedi. Bulut da iyi birine benziyor. Bence evlenin siz." "Arkadaşım sen dalga mı geçiyorsun? Beni dışarıya Bulut'la evlenmemin iyi bir şey olduğuna ikna etmek için mi çağırdın?" Cümlem biter bitmez arkamı dönmüş ve eve doğru yürümeye başlamıştım. "Saçmalama Yağmur, buraya gel!" Gamze koşar adım yanıma gelmiş ve omzumdan tutup beni zorla kafede bir masaya oturtmuştu. Şu anda ona karşı çıkacak gücüm yoktu. "Ben dün Bulut'un evine gittim. Kuzeni Koray bana telefon numarasını vermişti. O da sizin evleneceğinizi biliyor ve yardımlaşma bahanesiyle numarasını bana verdi. Ben de işim düşer belki diye aldım." "Tebrik ederim Gamze. Başka bir şey yapsaydın şaşardım zaten." Gözlerimi devirip kollarımı göğsümde birleştirdim. Gamze koca bir of çektikten sonra sözlerine devam etti. "O sırada da kaşının yarıldığını gördüm işte. Ne olduğunu sorunca sessiz kaldı ve konuşmadı. Galiba kuzenine de hiçbir şey anlatmamış çünkü Koray da çok ısrar etti anlatması için." "Hoşgeldiniz. Ne alırdınız?" Araya giren garsonla birlikte Gamze ürktüğü için sıçradı ve acelece "İki çay." dedi. Garson "Başka bir şey alır mıydınız?" diye üsteleyince Gamze sesini yükselterek "Sadece iki çay." diye garsonu resmen yanımızdan kovaladı. Garson, Gamze'ye ters ters baktı ve bir hışımla geldiği gibi gitti. "Çocuğu dövseydin de tam olsaydı bari." "Şurada önemli bir şey konuşuyoruz Yağmur araya kimse giremez." Kaşlarım havalandı ve Gamze'ye alay dolu bir bakış attım. Tabii o bu bakışlarımı fark etmedi ve çok önemli konusuna devam etti. "Bu arada Koray'a neden sabahın beş buçuğunda Bulut'un evine geldiğini sordum. Gece yolculuk yapmayı sevdiğini söyledi ama asıl geliş nedenini söylemedi." "Neden geldiyse geldi, niye bu kadar merak ediyorsun anlamıyorum ki?" "Ya kızım aklımızda soru işareti kalmamalı. Sen bu aileye gelin gideceksin. Bulut'un anasını babasını kardeşini kuzenini dayısını teyzesini falan tanımamız lazım..." Gözlerimi kapattım ve karşımda Gamze'nin olmadığını hayal ettim. Gamze yoktu, gereksiz merakı yoktu, uzun ve boş cümleleri yoktu. Karşımda oturanın birden Bulut olduğunu düşündüm. Silüeti gözümün önüne gelince kalbimin altında bir yerlerin sızladığını hissettim. Bu sızı nedendi, adı neydi? Pişmanlık mıydı? Kırgınlık mıydı? Keder miydi? Yoksa adı, özlem miydi? Onu özlüyor olamazdım, Bulut'u istiyor olamazdım. Ama daha önce istemiştim. Daha önce onu; onun yeşillerini, kelebeklerini, varlığını istemiştim. Bir anlığına olsa da istemiştim ve şimdi bir ömür yanımda olacaktı. Hem de eşim olarak. "Sen beni dinlemiyor musun?" Gözlerim aniden açıldı ve Gamze'nin kızgın yüzüyle karşılaştım. "Ne? Anlayamadım?" "Ailesi diyorum. Biz hiç Bulut'un anne ve babasını görmedik. Bulut da hiç ailesini anmadı." Gamze'nin söyledikleriyle kaşlarım çatıldı. Gerçekten de Bulut'un ailesiyle ilgili hiçbir şey bilmiyordum. Nerede yaşıyorlar, ne yapıyorlar bir bilgim yoktu. "Kalk gidiyoruz." "Nereye gidiyoruz yine?" Bıkkınlık dolu sesime karşı Gamze resmen ciyakladı ve ayağa kalktı. "Nereye olacak? Tabii ki de Bulut'un evine. Ailesini soracağız. Neden gelinleriyle tanışmaya gelmiyorlar ve neden bu evlilik hakkında bir şey demiyorlar öğreneceğiz." "Gamze kelimenin tam anlamıyla saçmalıyorsun." "Hayır efendim, kesinlikle saçmalamıyorum. Bu hafife alınmayacak bir konu ve çok da önemli. Hadi düş peşime." Aklım bunun çok utanç verici ve ayıp bir fikir olduğunu savunsa da içimdeki sesi susturamıyor ve Bulut'un ailesini deli gibi merak ediyordum. Ya beni beğenmezlerse? Ya beni çirkin, şişman, korkunç bulurlarsa? Ya beni dışlarlarsa? Sonunda merakımın daha ağır bastığını fark ettim ve ben de ayağa kalktım. "Tamam, geliyorum ama lütfen kibar ol ve çocuğun kalbini kırma." "Yağmur Hanım'a bak sen. Kalbini kırma falan. Kız endişelendin mi Bulut yanlış anlarsa diye?" "Yoo, neden endişeleneyim ki? Yani niye ki? Hiç umrum değil. Sırf senin gönlün olsun diye..." Yine saçmalamaya başlamıştım ve yanaklarımın yandığını hissediyordum. Gamze bir kahkaha patlattı ve "Kırmızı yanakların çok hoş duruyor." diye benimle dalga geçti. Utançla başımı öne eğdim ve tam biz gidecekken garson geldi. "Hanımefendi nereye gidiyorsunuz? Çaylarınızı getirdim." Gamze, garsona öyle bir bakış attı ki garson birkaç adım geriledi. "Biz vazgeçtik. Çay içmeyeceğiz." "Parasını ödemek zorundasınız." "O niyeymiş?" Gamze gitgide sinirleniyordu. "Çünkü sipariş ettiniz." "Ama içmedik." "Prosedür böyle." "Ne prosedürü be kafede? Çayını da al paranı da al. Uğraşamam şimdi seninle." Gamze çantasından kağıt beş lira çıkardı ve masaya sertçe koydu. Garsona kıstığı gözleriyle bir müddet baktıktan sonra saçını savurarak bana doğru döndü ve koluma girdi. Bense ağzımı açıp tek kelime laf etmemiştim. Tüm dikkatimi Bulut'la yapacak olduğumuz konuşmaya yöneltmiştim. "Hadi Yağmurcum gidelim. Bakalım Bulut Bey'in ailesi nerede?" Kol kola yürümeye başladık ve kendimi Bulut'un evinde olacak olan her şeye hazırlamaya çalıştım. Gamze ve benim sonumuz, son değildi...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD