Yeni hikayemizin ilk bölümünden merhabalar!!! Ruh öküzümle yeni bir maceraya başladık yine. İlk bölümle karşınızdayız. Bölümler Pazartesi, Salı, Perşembe ve Cuma günleri gelecek.
💌 Eğer merak ettiyseniz:
❤️ Beğeni bırakmayı
⭐ Oy vermeyi
👤 Takip etmeyi
unutmayın. Böylece yeni bölümler geldiğinde hemen haberdar olabilirsiniz.
📅 Başlangıç tarihi: 13.03.2026
Ayrıca profilimdeki diğer hikâyelere de göz atmayı unutmayın. Belki hoşunuza gidecek başka bir şey de bulabilirsiniz.
Şimdiden okuyacak herkese çok teşekkür ederim. Umarım bu hikâyede birlikte güzel bir yolculuğa çıkarız. 🤍
Keyifli okumalar.
____________________
Taksim’in akşamı başka olur. Işıklar, kaldırımlara dökülen kahkahalar, bir de insanın üstüne sinen o hafif kaos hissi… Ben bu kaosu satın alabilecek güçteyim belki ama yine de her Cuma burada olmayı seçiyorum.
Arabanın arka koltuğunda otururken New York ofisinden gelen son maili cevapladım. “Pazartesi konuşuruz” yazdım. Çünkü cuma gecesi bilanço konuşmam. En azından konuşmamaya çalışırım. Araç yavaşladı. Mekânın önündeyiz. Ali indi. Kapıyı açmadan önce ceketini düzelttiğini aynadan gördüm. Adam şoför ama tören mangası gibi disiplinli. Kapıyı açtı.
“Buyurun Çetin Bey. CEO indi, piyasa düşsün.” Gülümsedim.
“Ali, bu şakayı geliştirmeyi hiç düşündün mü?”
“Efendim ekonomi gelişmiyor ki şaka gelişsin.” İndim. Ayakkabım kaldırıma değdiğinde ister istemez etrafa baktım. Taksim’in kaosu hep aynı, gürültü, ışık, karmaşa. Benim dünyam ise grafikler, tablolar ve kontrol. İçeriden yüksek müzik geliyordu. Kapının önündeki Vale beni görünce toparlandı.
“Kaçta alayım sizi?” diye sordu Ali.
“Bilmiyorum. Eğer Erdem bana yine üç saat hijyen sunumu yaparsa erken kaçarız.” Ali ciddi ciddi başını salladı.
“Bagaja dezenfektan koydum, gerekirse müdahale ederiz.”
“Git Ali,” dedim ama gülüyordum. Barın içi kalabalık. Sarı ışık ahşap masalara sıcak bir ton veriyor. İçeri girdiğim an fark ediliyorum. İstemesem de öyle. Takım elbise bir zırh gibi. Kravat bir refleks. Çıkarsam eksik hissederim. Masayı hemen gördüm. Üçü aynı anda el salladı.
Erdem, Türkiye’nin en agresif temizlik ürünleri markasının sahibi, beyaz sneaker, kot ve üzerinde %99.9 yazan tişörtle oturuyor.
Murat, güvenlik sistemleri şirketinin kurucusu, siyah kapüşonlu ve spor bir mont giymiş. Her girdiği yerde gözleri güvenlik kameralarını tarardı. Meslek hastalığı sanırım.
Kaan ise küçük ama butik kitapçısının ruhunu taşıyan keten gömlek ve yuvarlak çerçeveli gözlükleriyle sakin sakin içkisini yudumluyordu. Masaya otururken Erdem başını iki yana sallayarak konuşmaya başladı.
“Abi biz eğlenmeye geldik, sen yönetim kurulu toplantısına.” Ceketimi çıkarmadım. Murat ekledi.
“Ben seni içeri girerken görünce mekanın denetlendiğini sandım.” Hepsi güldü.
“Bence o böyle rahat ediyor. Bazıları pijamayla mutlu olur, Çetin bilanço tablosuyla.” Bunu diyen de Kaan’dı. Beni en çok anlayan olabilirdi.
“İşten çıktım oğlum. Giyinmek istemedim.” Sanki normal zaman olsa, vaktim olsa başka bir şey giyermişim gibi.
“Cidden rahat mısın o şekilde?” Rahat mıyım? Bilmiyorum. Ama kontrol bende gibi hissediyorum.
“Kriz çıkarsa masadan direkt yönetebilirim. Ayrıca hem sizin şirketleriniz batarsa ilk ben kurtaracağım. O yüzden bana saygılı olun.” dedim. Kaan gülümsedi. “Bakın işte. Adamın romantik tarafı bile Excel.” Erdem hemen araya girdi
“Bu arada benim yeni yüzey temizleyici çıktı. CFO’na yollayayım, masayı silsin.”
“Benim CFO masayı değil, seni siler.” dedim. Murat içkisini kaldırdı. Gülüştük. Garson siparişleri aldı. Kravatımı biraz gevşettim. Bu hareketi sadece onların yanında yapıyorum. Yönetim kurulunda değil. Basın toplantısında değil. Murat sordu:
“Ali dışarıda mı?”
“Evet.” Erdem kahkaha attı.
“Abi bir gün de biz kapıyı açalım sana.”
“Ali sizi arabaya yaklaştırmaz.” Kaan gözlüklerinin üzerinden baktı.
“Neden?”
“Geçen sefer arabada Kafka anlattın. Adam iki gün benimle konuşmadı.” Kaan omuz silkti.
“Herkes hazır değildir.” Belki de doğru.
Bir an sustum. Onları izledim. Biri temizlik ürünleri satıyor ama hayatı umursamaz. Biri güvenlik sistemleri kuruyor ama kendisi huzursuz. Biri kitap satıyor ama en az konuşan o. Ben? Milyonluk kararlar alıyorum. Ama en çok bu masada rahatım.
Dışarıda Ali’nin arabaya yaslanmış beklediğini biliyorum. Arada camdan baktığını da. Muhtemelen yine “Üst düzey CEO…” diye mırıldanıyordur. Garip bir şey var. Şirketi ben kurdum. İmparatorluğu ben büyüttüm. İnsanlar ayağa kalkıyor içeri girdiğimde. Ama burada… Erdem bana takılıyor. Murat beni ti’ye alıyor. Kaan beni çözüyor. Ve ben ilk kez sadece Çetin oluyorum. Taksim’in gürültüsü içeri doluyor. Ben kravatımı biraz daha gevşetiyorum. Belki de asıl lüks bu. Tam içkimi elime almıştım ki telefonum titredi. Ekrana baktım.
CFO Selim
Gözlerimi bir saniyeliğine kapattım. Açmasam mı? Açtım.
“Selim.”
“Çetin Bey, Kusura bakmayın. Singapur hattında küçük bir problem var. Yarın sabaha kadar çözmemiz gerekiyor.” Barın müziği arkada nabız gibi atıyordu. Masadaki kahkaha bir an uzaklaştı beynimden.
“Ne kadar küçük?”
“Basına düşmez ama yatırımcı götürür.” Derin bir nefes alçım. Hesaplamalar zihnimde saniyeler içinde aktı. Risk, zarar, itibar, müdahale süresi.
“Mail at. Bir saate bakarım. Panik yok. Kimseye açıklama yapma.”
“Anlaşıldı.” Kapattım. Erdem gözlerini kısmış bana bakıyordu.
“Yine dünya mı kurtardın?”
“Yok. Sadece Asya.” Güldük. İçkimi bir dikişte bitirdim. Telefonu masaya koydum ama elim üzerinden çekilmedi. İçimde bir korkuyla yaşıyordum. Ya bir şey olursa? Ya kontrol benden çıkarsa? Arkadaşlarım dalga geçiyordu ama kontrolü kesinlikle bırakamazdım.
Döndük durduk yine konu kadınlara geldi. Erdem telefonunu çıkartıp yeni tanıştığı kadının fotoğrafını gösteriyordu.
“Bakın. Dün akşam yemeğini onda yedik. Benim ürünlerle mutfak tezgahını sildi sonra. Işıl ışıl.” Lann, kadının fotoğrafından ziyade tezgahı gösterdiğini şimdi anlamıştık.
“Romantizmi yine klorla öldürdü herif.” Dedi Kaan.
Ben yıllardır yalnızım. İyiyim diyorum böyle. Bence haklıyım da. Çok uzun zaman önce bıraktım rastgele ilişkileri, geçici yakınlıkları, sabah adını hatırlamamayı. Bir noktada anlamsız geliyor. Enerji kaybı sadece. Malum iş daha önemli. Erdem’in sana şunu yapalım bunu yapalım demesini dinlemiyordum bile. Kaan sakin bir sesle araya girdi.
“Bir uygulama var. Ciddi insanlar var. Ceo, avukat, akademisyen, senin segment.” Güldüm sadece.
“Hemen profil açalım. Üst düzey yönetici. Hobiler, Şirket satın almak.” Dedi Murat ve Erdem de arkasından ekledi.
“Biyoya şunu yaz, Duygusal bağlanma yerine hisse devri tercih edilir.” İstemeden kahkaha attım ama içimde küçük bir rahatsızlık kıpırdandı. Gerçekten istemiyor muyum? Yoksa kontrol edemeyeceğim bir alan olduğu için mi uzak duruyorum? Bir şirketi analiz edebilirim. Riskini ölçerim. Geleceğini projete ederim. Bir insan? Belirsiz ve ben belirsizlikten hoşlanmam.
“Gerek yok.” Dedim onlar benimle dalga geçerken. “Hayatım dolu benim.”
“Dolu mu, yoğun mu?” dedi Kaan. Cevap vermedim. Telefon masada yine titredi. Mail düşmüştü. Ekran ışığı yüzüme vurdu. Erdem yavaşça telefonu ters çevirdi.
“Bir saatliğine CEO’luğu bırak ve Çetin ol.” Söylemesi kolay. Bir saatliğine telefonlarımıza özellikle benimkine bakılması çok hoş karşılanmıyordu. Bir şey diyemedim. Telefon yine titredi bu sefer bakmadım. Zaten bir saat sonra halledeceğim demiştim. Ona göre planlama yapmışlardır. İçeride müzik yükseliyor, Erdem bir şeye kahkaha atıyor, Murat refleksle kapıya bakıyor, Kaan bardağın kenarında parmağıyla görünmez bir cümle yazıyor. Ben hepsini izliyorum. Bir saat sonra Asya hattını düzelteceğim, yatırımcıyı sakinleştireceğim, rakamları hizaya sokacağım. Hepsi kontrol edilebilir şeyler. Ama şu an, bu masada, kontrol etmeye çalışmadığım tek şey zaman. Kravatım gevşek, telefon suskun, gece akıyor. Belki de ilk kez hiçbir şeyi büyütmeye çalışmadan, sadece anın içinde kalmayı deniyorum.