Gece, İstanbul’un arka sokaklarında, izini kaybettirmek için üç farklı taksi değiştirmişti. En sonunda, Beyoğlu’nun o eski, yüksek tavanlı binalarından birinin önünde durdu. Burası Haşmet Bey’in "emeklilik" adı altında dünyadan elini eteğini çektiği ama aslında holdingin tüm kirli çamaşırlarını bir örümcek gibi izlediği sığınağıydı. İçerisi ağır bir puro kokusu ve antika mobilyalarla doluydu. Haşmet Bey, şöminenin başında viskisini yudumlarken Gece’nin içeri girişini izledi. Aras, yıllar önce Haşmet’i yönetim kurulundan tasfiye ederken onu aşağılamış, "Senin vaktin geçti ihtiyar" demişti. Şimdi o ihtiyar, Aras’ın hayatını elinde tutuyordu. "Geleceğini biliyordum Gece," dedi Haşmet Bey, sesi çatallı ama otoriterdi. "Aras’ın seçtiği kadın olmak zordur. Hele ki o her şeyini kaybetmişken.

