GÜMÜŞ TEPSİDEKİ KABUS

922 Words
​Şehrin en lüks otelinin teras katında, Karadağ Holding’in ellinci yıl kutlaması vardı. Havada pahalı parfümlerin, şampanyanın ve sahte nezaketin kokusu asılıydı. Gece, siyah saten elbisesinin içinde bir heykel kadar kusursuz görünse de, çantasına sakladığı telefonun her titreşiminde kalbi boğazında atıyordu. ​Aylardır devam ediyordu bu. Önce isimsiz çiçekler, sonra sadece Gece’nin en özel anlarında çekilmiş fotoğraflar ve son olarak bugün evine bırakılan o şeffaf, cüretkar bluz… ​Gece, tereddütle etrafı süzdü. Kimdi bu hayalet? Tam o sırada, kalabalığın arasından o tanıdık, gürültülü kahkaha yükseldi. ​Aras Karadağ. ​Etrafındaki iki genç modelin hayran bakışları arasında, elindeki şampanya kadehini hafifçe sallayarak Gece’ye doğru yürüdü. Üzerindeki binlerce dolarlık takım elbisesi, her zaman jilet gibi taranmış saçları ve o sinir bozucu derecede yakışıklı, umursamaz yüzüyle tam karşısında durdu. ​Aras, neşeli bir tavırla gülümsedi. Gözleri Gece’nin titreyen dudaklarında bir saniye fazla takılı kalsa da, bunu hemen o alaycı bakışıyla örttü. ​"Çok gergin görünüyorsun Gece," dedi, sesindeki sahte bir şefkatle. Elindeki dolu şampanya bardağını ona doğru uzattı. "Biraz rahatla. Bu gece kutlama yapıyoruz, cenazeye gelmiş gibi bakmayı bırak." ​Gece, bardağı alırken parmaklarının Aras’ın sıcak tenine değmemesi için üstün bir çaba sarf etti. "Sadece yorgunum Aras. Herkes senin gibi hayatı bir oyun parkı sanmıyor." ​Aras, bardağı Gece’nin eline tutuştururken ona doğru hafifçe eğildi. Kulağına sızan nefesi, Gece’nin tüylerini diken diken etti. "Belki de doğru oyunu oynamıyorsundur," diye fısıldadı. ​O tam uzaklaşırken, Gece’nin çantasındaki telefon o tanıdık, keskin tonla titredi. Gece titreyen elleriyle ekranı açtı. Mesaj, sadece birkaç saniye önce gönderilmişti: ​'Aras’ın elinden içtiğin o şampanyanın her damlası, benim teninde bırakacağım izlerin ön sözü Gece. Rahatla... Ama o bardağı bırakma. Dudak izini görebiliyorum.' ​Gece, dehşetle başını kaldırdı. Aras, birkaç adım ötede yine o modellerle gülüyor, kadehini havaya kaldırıyordu. Ama bu kez, Aras’ın aynadan yansıyan bakışları tam Gece’nin gözlerinin içine kilitlenmişti. Gece, elindeki şampanya kadehini sanki içinde zehir varmış gibi balkonun mermer korkuluğuna bıraktı. Aras’ın az önceki o küstah ama bir o kadar da çekici gülümsemesi zihninde yankılanıyordu. Ancak telefonuna düşen o son mesaj, etrafındaki tüm sesleri bir uğultuya dönüştürmüştü. ​'Dudak izini görebiliyorum.' ​Gözleri hızla etraftaki kalabalığı taradı. Garsonlar, iş adamları, şık giyimli kadınlar… Herkes normal görünüyordu. Kimdi bu? Aras mı? Hayır, Aras şu an salonun öbür ucunda, elindeki içkiyi yudumlarken bir kahkaha daha patlatmıştı. Onun bu kadar neşeli olması, Gece’nin içindeki paniği daha da körüklüyordu. ​Gece daha fazla dayanamadı. Çantasını sıkıca kavrayıp kimseye veda etmeden asansöre yöneldi. Otoparka indiğinde elleri titriyordu. Arabasına binip kapıları kilitlediği an, derin bir nefes aldı. "Sadece bir oyun," diye mırıldandı kendi kendine. "Sadece korkutmaya çalışıyor." ​[Gece Yarısı - Gece’nin Evi] ​Eve vardığında her zamanki gibi tüm ışıkları yaktı. Aylardır süren bu kabus onu bir paranoya mahkumu yapmıştı. Yatak odasına girdiğinde duraksadı. Sabah buruşturup yatağın üzerine attığı o siyah saten geceliği, şimdi yatağın tam ortasında, kusursuz bir şekilde serilmiş duruyordu. Üzerine ise tek bir kırmızı gül bırakılmıştı. ​Gece’nin çığlığı boğazında düğümlendi. Biri buradaydı. Biri o davetteyken evine girmişti. ​Hızla banyoya koşup kapıyı kilitledi. Soğuk suyu yüzüne çarparken aynadaki yansımasına baktı. Gözlerindeki o saf korku, tam da peşindeki adamın beslendiği şeydi. O sırada telefonu tekrar titredi. Bu kez mesaj değil, bir fotoğraf gelmişti. ​Fotoğraf, tam şu anki haliydi. Banyoda, kapının arkasında, ıslak yüzüyle aynaya baktığı an… ​"Hayır!" diye fısıldadı Gece. ​Hemen ardından bir mesaj daha düştü: 'Kapıları kilitlemek sadece senin içeride, benimle kalmanı sağlar Gece. Aras sana "rahatla" demişti, değil mi? Gel, bu gece seni ben rahatlatayım.' ​Gece, titreyen elleriyle Aras’ın numarasını buldu. Ondan nefret ediyordu ama şu an bu şehirde sahip olduğu en "gerçek" ve güçlü bağ oydu. Telefon iki kez çaldı ve açıldı. ​"Bu saatte mi Gece?" dedi Aras. Sesi uykulu değil, aksine çok dinç ve yine o sinir bozucu alaycılıkla doluydu. "Şampanyanın etkisi çabuk mu geçti?" ​"Aras..." dedi Gece, sesi hıçkırık gibi çıktı. "Evimde biri var. Lütfen... Lütfen yardım et." ​Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu. Aras’ın o neşeli tonu anında buz gibi bir ciddiyete büründü. "Kapıyı kimseye açma Gece. Beş dakika içinde oradayım." ​Telefon kapandı. Gece banyonun zeminine çöktü. Dışarıda rüzgar camları döverken, evin içinde bir yerlerden hafif bir tıkırtı yükseldi. Adım sesleri değildi bu; sanki birisi, yavaşça Gece’nin bıraktığı o şampanya kokulu geceliğe dokunuyordu. Gece banyonun zemininde, her saniyeyi bir asır gibi yaşarken kapının altından sızan gölgeyi gördü. Kalbi göğüs kafesini parçalamak isterken, dış kapının sertçe çalınmasıyla yerinden sıçradı. ​"Gece! Aç şu kapıyı, benim!" ​Aras’ın sesiydi bu. Az önceki alaycı tondan eser yoktu; sert ve emir kipiyle doluydu. Gece titreyen bacaklarıyla kalkıp kapıyı açtığında, Aras’ı sırılsıklam bir halde karşısında buldu. Ceketi omzuna atmış, gömleğinin üst düğmeleri açılmıştı. ​Aras içeri girer girmez Gece’yi omuzlarından tutup duvara yasladı. Gözleri Gece’nin yüzünde, boynunda, titreyen ellerinde gezindi. ​"İyi misin?" diye sordu sesi hırıltılı bir şekilde. "Biri var mı içeride?" ​Gece sadece yatak odasını işaret edebildi. Aras, Gece’yi arkasına alarak odaya daldı. Yatağın üzerindeki kırmızı gülü ve o geceliği gördüğünde çenesi kasıldı. Gözlerinde öyle bir şimşek çaktı ki, Gece bir an için Aras’ın o gizemli takipçiden daha tehlikeli olabileceğini düşündü. ​Aras yavaşça Gece’ye döndü. Aralarındaki mesafe yok denecek kadar azdı. "Sana rahatla demiştim Gece," dedi, sesi az önceki mesajdaki tona ürkütücü derecede benziyordu. "Ama bu kadar ileri gidebileceğini düşünmemiştim." ​Gece şaşkınlıkla baktı. "Ne demek istiyorsun? Ben yapmadım, o yaptı!" ​Aras, Gece’nin saçlarına süzülen bir damlayı baş parmağıyla sildi. Dokunuşu yakıcıydı. "O her kimse, senin neye ihtiyacın olduğunu çok iyi biliyor," diye fısıldadı Aras. Eli Gece’nin beline indi ve onu kendine doğru sertçe çekti. "Mesela... şu an bu kadar titrerken, seni kimin ısıtması gerektiğini bildiği gibi."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD