Aras, odayı bir avcı sessizliğiyle taradı. Yatağın üzerindeki o şeffaf bluzu ve kan kırmızısı gülü gördüğünde, yüzündeki alaycı ifade yerini saf bir karanlığa bıraktı. Gece, kapının pervazına tutunmuş, Aras’ın her hareketini izliyordu. Aras yavaşça Gece’ye döndü. Gözleri, Gece’nin korkudan ve soğuktan titreyen omuzlarında gezindi.
"Bu herif..." dedi Aras, sesi derinden ve tehlikeli geliyordu. "Senin en zayıf noktanı biliyor Gece. İçeride kimse yok, ama kokusu hâlâ burada."
Gece yutkunmaya çalıştı. "Ne kokusu?"
Aras iki büyük adımda Gece’nin dibinde bitti. Elini duvara, tam Gece’nin başının yanına dayadı. "Arzu kokusu," diye fısıldadı. Aras’ın parfümü, yağmur kokusuyla karışmış, Gece’nin tüm duyularını felç etmişti. "Seni korkutmak istemiyor. Seni kendine muhtaç etmek istiyor."
Gece, Aras’ın gözlerinin içine baktı. "Peki sen? Sen neden buradasın Aras? Yardım etmek için mi, yoksa izlemek için mi?"
Aras’ın dudaklarında yarım bir gülümseme belirdi. Elini yavaşça Gece’nin ıslak saçlarına daldırdı ve yüzünü ona yaklaştırdı. Aralarındaki mesafe kapandıkça odadaki hava ağırlaştı. "Ben izlemeyi sevmem Gece," dedi Aras, sesi iyice hırıltılı bir hal almıştı. "Ben sadece sahip olmayı severim."
Tam o anda, Gece’nin komodinin üzerindeki telefonu keskin bir ışıkla aydınlandı. Yeni bir mesaj. Aras telefona uzandı ve ekranı Gece’ye çevirdi:
'Aras’ın sana dokunmasına izin verme Gece. O sadece senin bedenini istiyor, bense ruhunu... Ama eğer bu gece yanında kalırsa, ikinizin de kabusu olurum.'
Gece dehşetle Aras’a baktı. Aras ise mesaja bakıp tuhaf bir kahkaha attı. Telefonu fırlatıp Gece’yi belinden kavradığı gibi kendine çekti. "Bak sen şu işe..." dedi Aras, Gece’nin boynuna doğru eğilerek. "Görünüşe göre bu hayalet bizim aramızdaki çekimden pek hoşlanmıyor."
Gece, Aras’ın gömleğinin sert kumaşına tutundu. "Aras, gitme... Lütfen."
Aras, Gece’nin çenesini tutup başını yukarı kaldırdı. "Gitmiyorum," dedi otoriter bir sesle. "Bu gece bu yatakta yatacaksın. Ben de tam burada, senin yanında olacağım. Ama sakın unutma Gece; dışarıdaki hayaletten korkuyorsun ama asıl tehlike şu an seninle aynı odada."
Aras, Gece’nin dudaklarına öyle yakın duruyordu ki, nefesleri birbirine karışıyordu. Gece, korkuyla karışık bir şehvetin damarlarında yayıldığını hissetti. Aras onu yavaşça yatağa doğru yönlendirirken, dışarıda çakan şimşek odayı anlık bir ışıkla doldurdu.
Gece yatağa uzandığında, Aras üzerindeki gömleğin düğmelerini tek tek açmaya başladı. "Sana bir söz vermiştim," dedi Aras, gözlerini Gece’nin üzerinden bir an bile ayırmadan. "Seni rahatlatacağım."