Aras’ın gömleğinin düğmelerini tek tek açmasıyla odadaki hava bir anda elektrikle doldu. Gece, yatağın üzerinde kıpırdamadan dururken, bakışlarını Aras’ın geniş omuzlarından ve çelik gibi gerilmiş göğsünden alamıyordu. Aylardır bir hayaletten kaçıyordu ama şu an karşısındaki gerçeklik, o hayaletten çok daha yakıcıydı.
Aras, gömleğini bir kenara fırlatıp yatağa, Gece’nin tam üzerine eğildi. İki elini Gece’nin başının yanına dayayarak onu kendi gölgesine hapsetti.
"Titriyorsun," dedi Aras, sesi fısıltıdan halliceydi. "Korktuğun için mi, yoksa şu an burada olmamı istediğin için mi?"
Gece yutkunmaya çalıştı ama boğazı kurumuştu. "O... o her kimse... içeri girdi Aras. Evime girdi. Benim mahremime dokundu."
Aras, baş parmağıyla Gece’nin alt dudağını hafifçe ezdi. "O herif sana sadece uzaktan dokunabilir Gece. Ama ben..." Eğilip burnunu Gece’nin boynuna gömdü. Derin bir nefes aldı. "Ben teninin kokusunu alabiliyorum. Senin her nefesini ciğerlerime çekebiliyorum."
Gece, Aras’ın sıcak tenini kendi üzerinde hissettiğinde bir inilti koyuverdi. Elleri istemsizce Aras’ın çıplak sırtına gitti. Kasları, Gece’nin parmak uçları altında adeta birer kaya parçası gibiydi. Aras, Gece’nin bu karşılığıyla daha da hırslandı. Boynuna kondurduğu sert bir öpücükle Gece’nin başını geriye atmasına sebep oldu.
"Seni koruyacağım," dedi Aras, dudakları Gece’nin kulağına değerken. "Ama bunun bir bedeli var. Bu gece, bu odada sadece ben olacağım. Zihninde, teninde, her yerinde..."
Gece tam ona cevap verecekken, komodinin üzerindeki telefonu yeniden aydınlandı. Ekranda tek bir cümle belirdi:
'Onun dokunuşları geçici Gece, ama benim gözlerim sonsuza kadar üzerinde. Tadını çıkar... Çünkü bittiğinde yine bana kalacaksın.'
Aras telefona bakmadı bile. Gece’nin çenesini tutup kendine çevirdi. "Telefona bakma," diye emretti. "Sadece bana bak. Şu an tek gerçek benim."
Aras, Gece’nin saten elbisesinin askısını yavaşça omzundan aşağı indirdi. Gece’nin teni gece lambasının soluk ışığında parlıyordu. Aras’ın bakışları o kadar yoğundu ki, Gece çıplak kalmış gibi hissetti. Aras dudaklarını Gece’nin dudaklarına yaklaştırdığında, dışarıda bir gölge, camın hemen önündeki ağaçların arasında kımıldadı.
Ama ikisi de bunu fark etmeyecek kadar birbirlerinin içinde kaybolmuşlardı.
Sabah güneşin ilk ışıkları odaya dolduğunda, Gece yanında bir boşluk hissetti. Yatağın diğer tarafı soğumuştu. Aras gitmişti. Gece, üzerinde Aras’ın kokusunu taşıyan çarşafa sarılarak doğruldu. Banyoya girip yüzünü yıkamak istediğinde aynadaki yazıya çarptı.
Ayna, banyo buharıyla değil, bir rujla çizilmişti. Gece’nin en sevdiği kırmızı rujuyla.
"Seni izlemekten asla vazgeçmeyeceğim."
Hemen altında ise bir not daha vardı, bu kez elle yazılmıştı:
"Aras iyi bir korumacı değil Gece. Sadece iyi bir oyuncu."
Gece dehşetle arkasına baktı. Aras’ın akşam yatağa bıraktığı o kırmızı gül, şimdi banyo lavabosunun içine bırakılmış ve üzerine siyah bir mürekkep dökülmüştü. Gül, sanki kan ağlıyordu.