MASKE VE MÜHÜR

642 Words
​Holdingin en üst katındaki suit oda, o akşam her zamankinden daha sessiz, her zamankinden daha ağır bir atmosfere sahipti. Şehrin ışıkları devasa camlardan içeri sızarken, odanın ortasındaki masada, gümüş şamdanların üzerinde titreyen mum alevleri, mermer zeminde dans eden gölgeler oluşturuyordu. Aras’ın emriyle hazırlanan bu "akşam yemeği", bir ödül müydü yoksa yeni bir sorgulama mı, Gece henüz çözememişti. Gece, aynadaki yansımasına son kez baktı. Üzerinde sadece Aras’ın seçtiği o gümüş kolye ve siyah, sade bir elbise vardı. Somurtkanlığı artık bir karakter haline gelmişti; ama o somurtkanlığın altındaki kalp atışı, Aras’ın odaya girişini beklerken bir davulun tokmağı gibi göğsüne vuruyordu. ​Kapı, ağır bir metalik sesle açıldı. Aras Karadağ, ceketini kolunun altına atmış, kravatını çoktan gevşetmiş bir halde içeri girdi. Gözleri yorgundu ama bakışlarındaki o asabi parıltı sönmemişti. Masaya yaklaştı, ceketini bir kenara fırlattı ve doğrudan Gece’nin karşısına oturdu. Birkaç günün ardından, aralarında ilk kez bir "iş masası" ya da "dosya yığını" yoktu. Sadece iki insan ve birbirlerini ezip geçen sessizlikleri vardı. ​"Hala o buz gibi bakışlarını üzerimde tutuyorsun Aksoy," dedi Aras, sesi pürüzlü ve derindi. Bir kadeh şarap doldurup Gece’ye uzattı. "Günlerdir bu odadasın. Tek bir itiraz etmedin, tek bir kapıyı zorlamadın. Bu bir itaat mi, yoksa fırtına öncesi sessizlik mi?" ​Gece, kadehi alırken parmaklarının Aras’ın parmaklarına değmemesine özen gösterdi. "Benim için fark etmiyor efendim," dedi, sesi yine o donuk tondaydı. "İtaat de etsem, isyan da etsem sonuç değişmiyor. Siz her zaman bir yolunu bulup beni bu sessizliğe mahkum ediyorsunuz. Dün hiçbir şey olmamış gibi davranan bir adama ne söylenebilir ki?" ​Aras, kadehinden büyük bir yudum aldı ve sandalyesinde arkasına yaslandı. Gözlerini Gece’nin üzerinden bir saniye bile ayırmıyordu. "Hiçbir şey olmamış gibi davranmak..." diye tekrarladı, sesi alaycı bir tınıyla yükseldi. "Sence o gün o suit odada, seni duvara yasladığımda hissettiğim o öfkeyi ya da boynundaki o nabız atışını unutabilir miyim sanıyorsun? Ben Aras Karadağ’ım Gece. Ben hiçbir şeyi unutmam. Sadece her şeyi zamanına göre yönetirim." ​Aras aniden ayağa kalktı. Masanın etrafında dönüp Gece’nin tam arkasında durdu. Gece, adamın o baskın aurasını ensesinde hissettiğinde omuzlarının titremesine engel olamadı. Aras, ellerini Gece’nin omuzlarına koydu; parmakları kumaşın üzerinden bile yakıcıydı. "Duygular, kontrol altında tutulmadığında birer zayıflıktır. Seni son birkaç gündür bu odada yok saymamın tek sebebi, senin bu belirsizliğin içinde ne yapacağını görmek istememdi. Ve görüyorum ki, sen bu sessizlikte daha da bana bağlanıyorsun." ​Gece, başını öne eğdi. "Bu bir bağ değil, bu bir hapis," diye fısıldadı. ​Aras, eğilip Gece’nin kulağına doğru yaklaştı. Sıcak nefesi Gece’nin boynunu kavurdu. "Hapis ya da sığınak... Aradaki çizgiyi sen çekeceksin. Ama şunu bil; dün otele giren, evine sızan o adam hala dışarıda bir yerde. Ve o, senin bu sessizliğinden besleniyor. Ben ise senin gerçeğinden besleniyorum." ​Aras, Gece’nin sandalyesini yavaşça kendi tarafına doğru çevirdi. Şimdi yüz yüzeydiler. Aras, tek dizini Gece’nin oturduğu sandalyenin arasına koyup ona doğru eğildi. "Bana somurtma Gece. Bana o buz gibi duvarlarını gösterme. Çünkü o duvarların arkasında nasıl yandığını, benim bir dokunuşumla nasıl küle döneceğini ikimiz de biliyoruz." ​Aras, elini kaldırıp Gece’nin boynundaki gümüş kolyeyi kavradı. Kolyeyi hafifçe kendine doğru çektiğinde Gece, ona daha da yakınlaşmak zorunda kaldı. "Bu kolye sadece bir takı değil. Bu, senin kimin gölgesinde olduğunu hatırlaman için bir mühür. O gece sana 'Benimsin' dedim. Ve ben, mülküm olan hiçbir şeyi yarım bırakmam." ​Aras’ın bakışları Gece’nin dudaklarına kaydı. O an odadaki tüm o asabi enerji, yoğun bir çekime dönüştü. Aras, elini kolyeden çekip Gece’nin ensesine yerleştirdi ve onu kendine doğru çekti. Aralarındaki mesafe yok denecek kadar azaldığında, Gece’nin somurtkan yüzü acı dolu bir kabullenişle gevşedi. Aras, dudaklarını Gece’nin alnına, sonra şakaklarına yasladı. Dokunuşları sert ama sahipleniciydi. ​"Benden nefret et," dedi Aras, sesi bir dua gibi boğuk çıkıyordu. "Beni bir diktatör olarak gör, beni bu odaya seni hapsettiğim için suçla... Ama asla benden başkasına bakma. O gizli elin sana uzanmasına izin vermeyeceğim, gerekirse seni bu binanın temellerine gömerim ama yine de kimseye bırakmam." ​
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD