Lansman sabahı İstanbul, sanki olacakları biliyormuşçasına kurşun rengi bir gökyüzüyle uyandı. Holdingin tepesindeki suit odada, şarap lekeleri temizlenmiş, kırık cam parçaları toplanmıştı ama odadaki o zehirli hava dağılmaya niyetli değildi. Aras Karadağ, dün geceki o kontrolünü kaybetmiş halinden sıyrılmış, yerine her zamankinden daha soğuk, daha mesafeli ve daha asabi bir "diktatör" kimliğine bürünmüştü. Gece ise artık somurtmuyor ya da itiraz etmiyordu; o, sadece bir fırtınanın gelmesini bekleyen sahil kasabası gibi sessizdi. İçinde bir şeylerin kırıldığını, yerine ise tarif edilemez bir kabullenişin geldiğini hissediyordu.
Aras, odanın ortasında durmuş, özel dikim smokininin düğmelerini ilikliyor, aynadaki yansımasına bakarken çenesini öyle bir sıkıyordu ki yüzündeki kemikler belirginleşiyordu. Gece, elinde lansman akışını içeren tabletle kapının yanında bekliyordu. Aras, aynadan Gece’nin yansımasını izledi. Gözleri Gece’nin boynundaki gümüş kolyeye kenetlendi.
"Hazır mısın Aksoy?" dedi Aras. Sesi, boş odada yankılanan bir metalin soğukluğunu taşıyordu.
"Hazırım efendim," dedi Gece, sesi pürüzsüz ama ruhsuzdu.
Aras, Gece’ye doğru döndü ve ağır adımlarla ona yaklaştı. Elini uzatıp Gece’nin çenesini kaldırdı, gözlerinin en derinine baktı. "Bugün binlerce insanın önüne çıkacağız. Herkes benim başarımı, benim karizmamı ve senin benim yanındaki o 'kusursuz' duruşunu konuşacak. Ama bugün..." Aras’ın sesi iyice alçaldı, "Bugün hata payı sıfır. Ne o gizli elin gölgesini hissetmek istiyorum ne de senin o zayıf, kırılgan hallerini görmek. Bugün benimlesin. Tamamen."
Gece, Aras’ın bu sahiplenici baskısına rağmen bir adım bile geri atmadı. "Ben zaten günler önce bittiğimi söylemiştim Aras Bey. Bugün sadece sizin istediğiniz o 'robot' olacağım. Merak etmeyin."
Aras, Gece’nin bu cansız cevabı karşısında öfkeyle karışık bir hayranlık duydu ama bunu belli etmedi. "Güzel," dedi ve Gece’nin yanından geçip kapıya yöneldi. "Arabada bekle."
Lansmanın yapılacağı o devasa otele doğru giderken, arabanın içindeki sessizlik neredeyse elle tutulur cinsteydi. Aras sürekli telefonundan güvenlik raporlarını inceliyor, otele yerleştirilen ek korumaların konumlarını kontrol ediyordu. Gece ise camdan dışarı bakarken, o gümüş anahtarı çantasının içinde parmaklarının ucuyla hissediyordu. Takipçinin o kurdele parçasını geri getirmesi, suit odaya kadar sızması... Hepsi bugün için bir hazırlıktı. Gece, bu gece bir şeylerin kökten değişeceğini, Aras’ın o "Benimsin" mühürünün ya perçinleneceğini ya da paramparça olacağını biliyordu.
Otele ulaştıklarında, hazırlıkların son aşamasında tam bir kaos hakimdi. Organizasyon ekipleri, garsonlar, ışıkçılar... Herkes Aras Karadağ’ın o asabi bakışları altında birer askere dönüşmüştü. Aras, salonun ortasında durup her detayı bir cellat titizliğiyle denetledi. Bir ara yanına yaklaşan bir halkla ilişkiler uzmanını, ses sistemindeki küçük bir cızırtı yüzünden binlerce kişinin önünde öyle bir haşladı ki, salonun öbür ucundaki Gece bile irkildi.
Aras’ın bu "mükemmellik" saplantısı aslında bir korkunun dışa vurumuydu; kontrolü kaybetme korkusunun. Gece, bir kenarda notlarını alırken Aras’ın ona her bakışında o "görünmez hapis"in duvarlarının biraz daha yükseldiğini hissediyordu.
Öğleden sonra, lansmana saatler kala salon boşaltıldı. Sadece Aras ve Gece kalmıştı. Aras, sahnenin tam ortasında, devasa ekranın önünde duruyordu. Işıklar kapalıydı, sadece acil durum ışıklarının soluk kırmızı parıltısı odayı aydınlatıyordu. Aras, Gece’ye elini uzattı.
"Gel buraya," dedi. Bu bir ricadan çok, bir emirdi.
Gece sahneye çıkıp Aras’ın yanına gitti. Aras, Gece’nin elini tuttu ve parmaklarını parmaklarının arasına geçirdi. Eli sıcaktı ama sıkışı o kadar sertti ki Gece’nin canı yandı. "Bu sessizlik..." dedi Aras, etrafı sarmalayan karanlığa bakarak. "Bu fırtına öncesi sessizlik bana neyi hatırlatıyor biliyor musun Gece? İlk büyük ihale gecemi. O zaman her şeyi kaybetmenin eşiğindeydim. Ama bugün... Bugün her şeye sahibim. Sadece bir şeyi tam olarak elde edemiyorum."
"Neyi?" diye sordu Gece fısıltıyla.
Aras, Gece’ye döndü ve onu kendine çekti. Karanlığın içinde Aras’ın gözleri birer kor parçası gibi parlıyordu. "Seni," dedi. "Seni yanımda tutuyorum, seni hapsediyorum, seni mühürlüyorum ama hala içinde bir yerlerde benden kaçmaya çalışan bir ruh var. Ve o ruhu bugün o kalabalığın içinde, herkesin gözü önünde tamamen kendime bağlayacağım. O gizli el kimse, senin kime ait olduğunu bugün acı bir şekilde öğrenecek."
Gece, Aras’ın bu hastalıklı ama bir o kadar da çekici tutkusu karşısında yutkunamadı. "Ya o el benden önce davranırsa?"
Aras, Gece’nin ensesindeki saçları avucunda topladı ve başını geriye doğru büktü. "O zaman bu binayı yakarım Gece. Kimseyi sağ çıkarmam. Sen benim en büyük zaferimsin ve zaferler asla devredilmez."
Aras, Gece’yi orada, karanlık sahnede öylece bırakıp kulise geçti. Gece, boş salonun ortasında, o kırmızı ışığın altında tek başına kaldı. O an, çantasındaki telefonuna bir mesaj geldi. Aras’ın "yasakladığı" dünyadan gelen bir fısıltı...
Mesajda hiçbir yazı yoktu. Sadece bir ses dosyası vardı. Gece, titreyen elleriyle kulaklığını taktı ve "Oynat"a bastı.
Kayıtta, dün gece Aras ile suit odada yaşadıkları o anın sesleri vardı. Aras’ın "Benimsin" diyen o boğuk sesi, Gece’nin hıçkırıkları... Ve kaydın sonunda, o her şeyi bilen, o tüyleri diken diken eden ses konuştu:
"Onun kelimeleri sadece rüzgardır Gece. Benim kayıtlarım ise gerçektir. Bu gece o smokinli adamın sahte zaferini izlerken, boynundaki o gümüş anahtarın hangi kapıyı açacağını düşün. Fırtına koptuğunda, tek güvenli liman benim sana açtığım o kapı olacak. Aras seni bir mülk gibi seviyor; ben ise seni bir sanat eseri gibi izliyorum. Hazır ol... Bu gece, senin özgürlüğünün lansmanı olacak."
Gece, kulaklıkları kulağından söküp attı. Nefes nefeseydi. Aras Karadağ’ın diktatörlüğü ile bu gizli takipçinin her saniyeyi kaydeden deliliği arasında, lansman gecesi devasa bir infaza dönüşmek üzereydi. Gece, kulise doğru yürürken aynadaki yansımasına baktı. Artık somurtkan değildi; artık korkmuyordu. O artık, fırtınanın tam kalbindeydi ve küle dönmekten başka bir seçeneği kalmadığını biliyordu.
Saatler işlemeye devam ediyordu. Lansmanın başlamasına dakikalar kalmıştı. Otelin kapıları açıldı, siyah lüks otomobiller art arda gelmeye başladı. Aras Karadağ, kuliste son viskisini yudumlarken; Gece, boynundaki o "G" harfli kolyeyi son kez düzeltti.
Fırtına kapıdaydı ve sessizlik bitmek üzereydi.