BÖLÜM 20: DÜĞÜMÜN ATILDIĞI AN
Karadağ Holding’in ellinci yıl kutlaması için seçilen o lüks otelin teras katı, adeta bir güç gösterisi alanıydı. Şehrin tüm ışıkları ayaklar altına serilmiş, asansörler durmaksızın cemiyetin en "parlak" isimlerini yukarı taşıyordu. Gece, kuliste son hazırlıklarını yaparken aynadaki yansımasına baktı. Üzerindeki siyah saten elbise, Aras’ın haftalar önce ona özel olarak diktirdiği ve "Bu elbiseyi sadece o gece giyeceksin Aksoy" dediği parçaydı.
Gece, elbisenin askılarını düzeltirken ellerinin titremesine engel olamıyordu. Son 19 bölümdür yaşadığı o "görünmez hapis", Aras’ın o asabi ve sahiplenici tavırları, takipçiden gelen o gizemli notlar... Hepsi bu gece için birer hazırlıktı. Çantasındaki telefonun her titreşiminde kalbi boğazında atıyordu. Aylardır devam eden o isimsiz çiçekler ve bugün evine bırakılan o şeffaf bluzun yarattığı dehşet, bu kalabalığın içinde bile peşini bırakmıyordu.
"Hazır mısın?"
Aras’ın sesi kapıda yankılandı. Gece arkasına döndüğünde, Aras Karadağ’ı o binlerce dolarlık takım elbisesi ve jilet gibi taranmış saçlarıyla gördü. Az önce içeride personele kükreyen o asabi adam gitmiş, yerine "kusursuz lider" maskesini takmış bir playboy gelmişti.
Aras, Gece’ye yaklaştı. Bakışları Gece’nin siyah saten elbisesinin üzerinde, özellikle de boynundaki boşlukta gezindi. Elini uzatıp Gece’nin çıplak omzuna dokundu. Dokunuşu buz gibi ama yakıcıydı. "Bugün benim yanımdasın," dedi Aras, sesi otoriter bir fısıltıyla. "O somurtkan yüzünü kuliste bırak. Dışarıdaki o kalabalık, Karadağ Holding’in asistanının nasıl parladığını görmeli."
Gece, Aras’ın gözlerindeki o mülkiyetçi parıltıyı gördüğünde yutkundu. "Sadece işimi yapmaya geldim Aras Bey," dedi mesafesini koruyarak.
Aras hafifçe gülümsedi; bu, zafer kazanmış bir avcının gülümsemesiydi. "İşin, benim gölgem olmak Gece.
Birlikte salona çıktıklarında, havada pahalı parfümlerin ve sahte nezaketin kokusu asılıydı. Aras, saniyeler içinde kalabalığın merkezine oturdu. O meşhur gürültülü kahkahasıyla modellerle şakalaşıyor, şampanya kadehini hafifçe sallayarak etrafa karizma saçıyordu.
Gece ise bir kenarda durmuş, çantasındaki telefonu sıkıyordu. Birazdan gelecek o mesajın, tüm hayatını değiştirecek olan o ilk büyük sarsıntının fitilini ateşleyeceğinden habersizdi. Aras, elinde iki dolu kadehle Gece’ye doğru yürümeye başladı. Yüzünde o sinir bozucu derecede yakışıklı ve umursamaz ifadesi vardı.
"Çok gergin görünüyorsun Gece," dedi Aras, sesi yukarıdaki o sahte şefkatle doluydu. Bir kadehi ona uzatırken, parmakları Gece’nin tenine değdi. Gece irkildi ama Aras geri çekilmedi. "Biraz rahatla. Bu gece kutlama yapıyoruz, cenazeye gelmiş gibi bakmayı bırak."
Gece kadehi alırken, Aras’ın kulağına eğilip "Belki de doğru oyunu oynamıyorsundur," diye fısıldadığı o an, aslında asıl kabusun başladığı andı.
Aras uzaklaşırken Gece’nin telefonu o keskin tonla titredi. Mesajı okuduğunda başını kaldırdı ve aynadan kendisine bakan Aras ile göz göze geldi. Artık "Aksoy" yoktu. Artık sadece "Gece" ve onun etrafına örülen o tehlikeli ağ vardı.